Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret393903

İnternet, öğrenme, eğitim ve Türkiye

Ahmet Duman*

 Bilgi toplumunda klasik öğrenim sisteminden, yaşamboyu öğrenme, öğrenme toplumu, kaynağa dayalı öğrenme kavramlarını içeren yeni bir sisteme geçiliyor.

Günümüzde 200'ü aşkın ülkeden 100 milyonlarla ifade edilen insan topluluğunu ilgilendiren İnternet, eğitimcilerin üzerinde önemle düşündüğü/ düşünmesi gereken bir olgu haline geldi.

İnternet, öğrenme ve eğitim kavramlarına yeni açılımlar getirebilecek, bu kavramların yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılacak bir potansiyel güçtür. İşte tam bu noktada öncelikli olarak karşımıza aşağıdaki üç soru çıkıyor:

İnternet geleneksel öğrenme ve eğitim anlayışları ve buna koşut olarak, geleneksel eğitim dizgelerinin yapısı, ortamı ve işleyişi üzerine ne gibi etkilerde bulunabilir?

İnternet, öğrenme ve eğitim ile ilgili kavramlar üzerinde nasıl bir etkiye sahip olabilir?

Yaşamboyu öğrenme (lifelong learning) ve öğrenme toplumu (learning society) gibi kavramlarla İnternet nasıl ilişkilendirilebilir?

Geleneksel eğitim ve öğrenme anlayışında öğrenci öğretmen / öğretim elemanı tarafından doldurulmayı bekleyen boş bir kap ya da boruya benzetilir. Öğretmen / öğretim elemanından bilgiyi gelip akıtması/sunması beklenirken, öğrenciden sunulan bilgileri emmesi/ soğurması (absorb) beklenirdi. Bu anlayış zamanla değişim göstermekle beraber az gelişmiş toplumlarda hala büyük ölçüde geçerliliğini korumaktadır.

İnternet bu değişimin hızlanmasında çok etkin bir rol oynayabilecek potansiyele sahip olma konumundadır. Güdümlü öğrenme (strategic learning), kendi-kendine ya da öz yönelimli öğrenme (self-directed learning), etkili öğrenme (effective learning), deneyime dayalı ya da yaparak öğrenme (experiential learning), yaşamboyu öğrenme , bağımsız öğrenme , kaynağa dayalı öğrenme (resource-based learning), vb. kavramlar İnternetin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasından önce de vardı.

Şimdi İnternet bu ve benzeri kavramların artık bir ütopya olmadığını, tersine bu kavramların yaşamın gerekliliği haline gelmekte olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Ayrıca İnternet yeni kavramların doğmasına neden oldu. Örneğin, online ya da sanal (networked) öğrenme, eşzamansız (asenkron) öğrenme, yer ve zaman bağımsız eğitim, sanal üniversite, bilgi okuryazarlığı (information literacy), vb.

Başdöndürücü bir hızla değişen ve gelişen günümüz toplumunun betimlenebilmesi için bilgi toplumu, modernötesi toplum, öğrenme toplumu, risk toplumu, özedönüşlü toplum vb. nitelemeler kullanılması gereği ortaya çıktı ve bu toplumu oluşturan bireylerin gereksinimleri, iletişim biçimleri, eğlence anlayışları, değer yargıları ve anlayışları da değişiyor.

Artık bu bireylerin sunulan bilgiyi sadece emmek/ soğurmak yerine yeni bilgileri aramak, bulmak, seçmek, sınıflandırmak, tümleştirmek ve bu bilgilerden yeni bilgiler üretmek ve bunları yaşama aktarmak için işlevsel olarak kullanmaya gereksinimleri vardır.

Bu büyük değişime geleneksel eğitim, öğretim ve öğrenme anlayışı ile ayak uydurabilmek neredeyse olanaksız hale geldi. Geleneksel geleneksel eğitim, öğretim ve öğrenme anlayışına karşı 21.yy'ın anlayışı ortaya çıkıyor. Şekil 1 bu iki anlayışı karşılaştırıyor.

Geleneksel eğitim ve öğrenme anlayışında iki temel öge olan öğrenci (student) ve öğretmen (teacher) kavramları, öğrenen (learner) ve kolaylaştıran (facilitator) olarak değişime uğradılar.

Öğrenmeyi öğrenme

Bu durumda hâlâ ağırlıklı olarak kabul gören öğretmen merkezli (teacher-centred) öğretim/öğrenme yaklaşıma karşı ileri sürülen öğrenci merkezli (student -centred) öğretim/öğrenme yaklaşımına bir de öğrenen merkezli (learner-centred) yaklaşımın eklenmesi gerekmektedir. Geleneksel anlayışın "öğrenmesi", yerini 21.yy'ın anlayışı olan " öğrenmeyi öğrenmeye " bıraktı.

Aynı şekilde edilgen, öğretmenden öğretilmeyi bekleyen ve bilgiyi paketleyen öğrenci, yerini öğrenmede etkin olan, kendi öğrenme sorumluluğunu alan, araştırıcı ve bilgiyi keşfeden bir öğrenene bırakmış/bırakmaktadır. Yine geleneksel anlayışta var olan nicel değerlendirme ve ürüne yapılan vurgu, yerini hem nicel hem de nitel değerlendirmeye ve sürece yapılan vurguya bırakıyor.

Aynı şekilde ders kitabını ana kaynak kabul eden anlayış görsel, işitsel ve yazılı olan çok çeşitli kaynaklarla yer değiştirken, seçkinci ve okulla sınırlı olan eğitim anlayışı yerini herkes için yaşamboyu bir eğitim anlayışına terk etmektedir.

Doğaldır ki böylesine büyük değişimlerin olduğu bir eğitim anlayışında geleneksel okuryazarlık, yerini bilgi okuryazarlığına bırakıyor.

Bilgi okuryazarının özellikleri

Bilgi okuryazarı olan bir kişi:

* Bilgiye ne zaman, nerede ve nasıl gereksinim olduğunu bilir

* Bilginin doğru bir karar verme için gerekli olduğunu kabul eder

* Sorunlara çözüm için gerekli olan bilgiyi sorularla çerceveleyerek tanımlar

* Potansiyel bilgi kaynaklarını tanımlar ve yerlerini belirler

* Başarılı tarama çalışmaları kullanarak bilgileri elde eder ve çözümler

* Bilgilerin sorun ile ne kadar ilgili olduğunu, doğruluğunu ve niteliğini belirler

* Bu bilgileri örgütler yani amaca uygun olarak kullanılabilmesi için saklanması ya da bir yerlere aktarılmasını yapar.

* Bu yeni bilgileri var olan bilgilerle bütünleştirir

* Ortaya çıkan bu tümleşik bilgiyi sorunu çözmede eleştirel bir anlayışla etkili olarak kullanır (Rakes 1996, Catts ve diğerleri 1997).

Diğer yandan ülkemizde yaygın olarak pek kullanılmayan yaşamboyu öğrenme, yaşamboyu öğrenen ve öğrenme toplumu kavramları ile İnterneti ilişkilendirebilmek için öncelikle bu kavramlar üzerinde durarak akademik bir diyalog başlatmak gerekir. Yaşamboyu öğrenen ve öğrenme toplumu tipolojileri her toplumun ekonomik, kültürel, eğitimsel, teknolojik ve toplumsal koşullarına göre tanımlanmaya çalışılıyor.

Buradan hareketle öğrenme toplumu (learning society) eğitimbilim alanyazınında (literature) sıkça duyulan, üzerinde tartışılan bir kavram haline geldi. Öğrenme toplumu, öğrenme fırsat, olanak ve kolaylıklarının en geniş şekliyle ve herkes için yaşamboyu ulaşılabilir olduğu, içinde öğrenmenin derinlemesine kök saldığı/yerleştiği (embedded) bir toplum olarak görülüyor. Öğrenme toplumu kavramının arkasına farklı mantıklar yerleştirilebiliyor. Hiç şüphe yok ki öğrenme toplumu kavramına eğitsel, toplumbilimsel, ekonomik ve siyasal bakış açıları mevcuttur.

Bununla beraber öğrenme toplumu kavramı ile ilgili yorumlar üç başlık altında ele alınabilir:

* Geleceğin toplumu olarak öğrenme toplumu.

* Özedönüşlü toplum (reflexive)olarak öğrenme toplumu.

* Bir piyasa olgusu olarak öğrenme toplumu. (Jarvis 1997)

Adına ne derseniz deyin (bilgi, öğrenme, risk, özedönüşlü ya da modernötesi) böylesi bir toplumda öğrenmeden çok 'öğrenmeyi öğrenmenin' güdümlü ve hem nicel hem de nitel olarak etkili (efficient & effective) bir biçimde öncelik ve önem kazanacağı açıktır (Weinstein 1996). Ayrıca toplum öğrenme toplumu olurken toplumun kendisi yine öğrenmenin temel olduğu bir topluma doğru değişmeyi olanaklı kılacaktır.

Tüm bu kavramsal düzeydeki tartışmalardan sonra İnternetin öğrenme ve eğitim-öğretim amacıyla kullanılabilirliği nedir? Ne yapılmalıdır bunun için? Türkiye açısından durum nedir? Hepimizin bildiği gibi dünyada İnternet elektronik posta, tartışma grupları /listeleri, WWW (world wide web) ve dosya transferleri yoluyla öğrenme ve eğitim-öğretimde kullanılmaktadır. Şurası unutulmamalıdır ki İnternet yapısallaşmış eğitim sorunlarını çözmede sihirli bir değnek değildir. Birtakım olası zararları ve yararları içinde taşıyan bir olgudur. İnternetin olası yararlı ve zararlı yönleri şunlardır.

İkiye bölünen toplum

Tüm bu olumluluk ve olumsuzluklardan anlaşılacağı üzere İnternetin öğrenme ve eğitim-öğretim amacıyla kullanılabilmesi için öncelikle teknolojiye sahip olmak, sonra bu teknolojiyi kullanmayı öğrenmek, öğretecekleri yetiştirerek geniş kitlelere öğretmek, gerekmektedir. Tüm bunlarla beraber İnternetin halen var olan cinsiyetler, kır-kent ve yoksul-varsıl arasındaki eşitsizlikleri hızla arttıran bir etmen olduğu göz önüne alınarak bu eşitsizliklerin nasıl en aza indirilebileceği üzerinde önemle düşünülmelidir.

Aksi takdirde, Netscape'in kurucusu olan Marc Andressen ' in açıkladığı gibi, toplum elektronik güce göre bir de bilgiye (information) sahip olanlar ve olmayanlar şeklinde ikiye bölünecektir. İkinci grubu oluşturan geniş halk kitleleri İnternetin dışında kalacak çünkü bilgi teknolojileri bu kitleye ya pahalı gelecek ya da bu teknolojilerin kullanımı daha iyi bir eğitimi gerektirecektir (Cumhuriyet Bilim Teknik, 14 Şubat 1998).

Türkiye açısından durum

Türkiye açısından durum nedir? CBT'de bu konuyla ilgili yazılar yayımlandı. Sayın Mustafa Akgül ' ün de açıklıkla ifade ettiği gibi MEB henüz kendini bile İnternete bağlamamıştır (CBT, 21 Kasım 1998, sayı 609).

Durum böyle iken, MEB'nın tam da bu konuda etkin olarak projeler üretmesi ve bunlara uygulamaya geçirmesini beklemek son derece güçtür. Sekiz yıllık ilköğretimle beraber 4.sınıftan başlayarak ilköğretim için bilgisayar dersleri konulması öngörüldü. Ama nasıl? İşin en kolay yanı okullara bilgisayar laboratuvarları kurmaktır belki de. Ancak bu laboratuvarları kullanabilecek eğitimciler var mıdır Türkiye'de? Bu amaçla geçtiğimiz yıl MEB formatör öğretmen yetiştirilmesi amacıyla projeler verdi bazı üniversitelere. MEB bu projelerin sonuçlarını değerlendirdi mi acaba?

Bunları bir yana bırakarak üniversitelerin durumuna bakacak olursak, sayıları 40'ı aşan eğitim fakültelerinden kaçında bilgisayar laboratuvarı vardır? Bu laboratuvarların durumu nedir ve nasıl kullanılmaktadır? Geleceğin eğitimcileri ve öğretmenleri lisans düzeyinde kaç bilgisayar dersi alarak mezun olmaktadırlar?

Bu sorular çerçevesinde düşündüğümüz zaman Türkiye henüz yolun çok başındadır. Yapılması gereken en önemli şey, eğitim-öğretim, öğrenme ve İnternet konularıyla ilgili kesimler arasında sürekli bir diyalog ortamının oluşturulması ve devam ettirilmesidir. Her yıl yapılan İnternet konferansı bu açıdan önemli bir fırsattır. Bu konferanslarda ortaya çıkan görüntüye bakarak şu saptamayı yapmak sanırım yanlış olmaz: Türkiye'deki eğitimciler ve eğitimbilimciler henüz İnternet ve eğitim-öğretim konularına yeteri kadar ilgi göstermiyor.

*Doç Dr., Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi. E-posta: duman@education.ankara.edu.tr

KAYNAKÇA

Catts, R, & Diğerleri (1997) "Information Literacy and Lifelong Learning" Paper Presented at the Conference of Lifelong Learning: Reality, Rhetoric& Public Policy, 4-6 July Guildford, England, Conference Proceedings pp.70-75.

Cumhuriyet, Bilim Teknik, 14 Şubat 1998, sayı: 569.

Cumhuriyet, Bilim Teknik, 21 Kasım 1998, sayı: 609.

Jarvis, P. (1997) "Paradoxes of the Learning Society" Paper Presented at the Conference of Lifelong Learning: Reality, Rhetoric & Public Policy, 4-6 July Guildford, England, Conference Proceedings pp.175-181.

Rakes, C. G. (1996) "Using the Internet as a Tool in a Resource-Based Learning Environment" Educational Technology 36:5:52-56.

Weinstein, C. E. (1996) "Learning How to Learn: An Essential Skill for the 21 st Century Educational Record 74:4:49-52

1998/Cumhuriyet Bilim Teknik


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat