Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret393321

Çağdaşı Tanımlamak da Temel Bir Çağdaşlık Sorunudur

DOĞAN KUBAN

Çağdaş yaşamanın çağdaşlık olmadığını bu satırlarda ara sıra vurguluyorum. Amazonlarda geçenlerde şimdiye kadar bilinmeyen bir kabile bulundu. Çağdaş mı olacak? Uluslararası toplantılarda, dünyanın en geri kalmış ülkelerinden de gelseler, bir tür rahip gibi, çarkdan çıkma koyu elbiseler giyenler politik iktidar temsilcileridir. Çağdaşlığı temsil etmezler.

Çağdaşlık bir giysi değildir. Motorlu araç sahibi olmak da çağdaş olmak değildir. Televizyon’a bakmak da değildir. Ne var ki bugün yaşayan en geri kalmış toplum üyesi kullandığı bu tür araçlar nedeniyle çağa takılıdır. Arabasını at gibi sürse de makinenin risklerini öğrenmeden onu kullanamaz. Türkiye’deki gibi ölüm oranı çok yüksek olsa da, şoför olmaktan kaynaklanan bir çağdaşlık virüsü taşır. Bu tür virüsler zamanla çoğalarak onu çağdaş gibi davranmağa zorlarlar. Davranışlar aşamasına ulaşınca bu bir tür törensiz ‘initiation’dur. Birkaç ay öncesinin zorbası kırmızı ışıkta geçene kızar. Bu geçişler farkına varmadan olur.

Bu transformasyonların en ilginç örneklerinden biri Beyoğlu’nu turlayan biri türbanlı diğeri türbansız genç kız çiftleridir. Türban dışında davranışları aynıdır. Hangisinin ötekini değiştireceğini söylemek zor olsa da, değişim türbansıza doğrudur. Bu bir bilinçlenmek değil, bir taklit sorunudur. Televizyonda, sinemalarda, reklamlarda, vitrinlerde boy gösteren çağdaş tipolojiye daha yakın olduğu için yaşama şansı daha fazladır. Onun için tutucu toplumlar dünyada azınlıkta kalmışlardır.

Fakat bu değişim uzun sürede gerçekleşir. Entelektüel alanda ve sanatta Çağdaş’a uyum sağlamakta zorlanan toplumların başında Müslümanlar geliyor. Bir yanda bütün maddi gelişmelerin en uç ürünlerine sahip olma isteği, öte yanda ortaçağ özentisi bir yaşam bu toplumları tümüyle kimliksiz yapmıştır. Bunların yaşamı çölde kayak pistleri yaptıranların traji-komik etkinlikleri ve Dubai gibi kentlerin iflasında sergileniyor. Bizde Dubai gibi olmayı düşünenler var.

Afganistan’da yeni bir cip kullanarak Amerikalılara pusu kurmaya giden kalaşnikof’lu Afgan eskiden at sırtında ne ise yine aynı adam. Dünya tarihinde önemli bir rol oynadığının farkında değil. Fakat onun karşısına getirilmiş, dişindan tırnağına kadar donatılmış yeni ortaçağ şövalyeleri kılıklı Amerikan ya da Alman komandoları da çağdaş uygarlığı temsil etmiyor. Modası geçmiş davranışları ve korkuları ve önyargıları temsil ediyor.

Evden çıkma yasağı olan Sumatra’lı Müslüman kadının, sabahtan akşama televizyon seyretse de ortaçağdaki kadından tek farkı televizyona takılı kalmış olması. Bunun getireceği davranışlar henüz ev dışına yansımamış olabilir. Fakat evden çıkma yasağı olduğu için tsunami kurbanlarının çoğunun kadın olması niteliksel bir ayrıcalık yaratmış. Bu yeni Müslüman kadın eskiler gibi fazla iş yapmadığı için toplumsal bir posa durumuna düşürülmüştür.

Çağdaş insan diye bir prototip söz konusu değil. Sadece genel eğilimler kuramsal olarak dile getirilebilir. Kaldı ki çağdaş olmak bir insanlık ideali de değil. Milyarlarca insan çağdaş teknolojinin sağladığı konfora sahip değil. Dünya olasılıklar sunuyor, fakat olanak sağlamıyor. İlginç olan İngilizce konuşan, gökdelende oturan, uçakla dünyayı dolaşan, bankalarda dolarları olan, viski içenin de çağdaş olması gerekmiyor.

Gerçi fakir ya da zengin, bugün herkesin kafasında uygarlığı zenginlik olarak gösteren öğretiler etkili. Gerçi karaborsacı bir zorba ile para için yaşamayan bir düşünürün hangisinin daha uygar olduğu konusunda yanılmasak da uygar kabul edilen toplumlar görece zengin ve dünya egemeni oldukları için zenginlikle uygarlığı birbirine karıştıran sayısız politikacı ve fakir milyarlar var. Kapitalizmi sürekli bir refahın motoru olarak göstermek bir aldatmacadır.

Batının ‘Çağdaş’ kavramı uygarlık, zenginlik ve sürekli bir gelişim olanağı taşıyan bir ütopyadır. Ve sadece kendine özgüdür. Dünyanın Hıristiyan ve Avrupa ve Amerika etkisi altında olmayan hiçbir toplumu bundan yararlanmadı.

Bugün ulaşım ve iletişim ve kapitalist küreselleşme dünyayı birleştirdi. Bundan kuşku duymağa gerek yok. Kimin yararına olduğu tartışılabilir. 18. yüzyıla kadar Avrupa’yı da tanımaya teşebbüs etmeyen Osmanlı bize Çağdaş uygarlığa katılmakta geç kalmış bir ülke bıraktı. İslam dünyası kabuğundan çıkmakta zorlanıyor.

Geri kalmış bu insanlarının anlamakta zorluk çektikleri bir olgu var: Bütün dünya evinizin resmini Google’da nasıl görüyorsa, ülkelerin defterini de o kadar ayrıntılı tutuyor. Dünyanın defterini tutmak kendimizi tanımak için gerekli. Çağdaş olmanın tanımı bu evrensel bilginin araçlarına sahip olmayı da içeriyor.

Bu sadece bilim ve teknolojide değil. Öcalan olayını hatırlayın. Onu Kenya’da yakalayıp Türkiye’ye teslim edenler Türkiye’nin onbeşte biri kadar küçük bir ülkenin örgütlü ve bilgili timleriydi. Artık böyle bir dünyada yaşıyoruz. Çağdaşın temel boyutu bilgi, teknoloji ve toplum örgütlenmesidir. Dünya ile ortak olabilecek beyin gücünü yetiştirmek, örgütlemek toplumları idare edenlerin sorumluluğudur. Bu konuda yaya kaldığımızı eğitimde, teknolojide, enerjide, sanatta, sporda, edebiyatta, felsefede görüyoruz. Bu etkinlik alanlarına yatırılması gereken çabaların, büyük bir bölümünün havaya savrulduğunu günlük medyada, izliyoruz.

Dünyanın egemen kültürleri geleceği kontrol eden bilgilere ve örgütlenmeye sahip olanlardır. Nüfusu çok artmış, maddi olanakları kısıtlanmış ve sürekli büyüme balonu patlamış olan kapitalist sistem içinde, yatırımlarını yakın geleceğin yapılanmasına yönlendirmeyen, enerjisini çağdaş etkinlikler doğrultusunda kullanmayan ülkelerin geleceği olmadığını söylemek gerekiyor. Dünya birileri gelişiyorsa, ötekilerin gelişemeyeceği bir aşamaya geldi. Bu bir kehanet değil. Daha fakir fakat adil bir dünya ile, zengin fakir arasındaki uçurumun daha da artacağı bir dünya arasında, politik iktidarların çok üzerinde, evrensel bir kavga olacak. Herkes bir tarafa savrulacak.

Bunu görmek için ister tek ülkede, ister dünya yüzünde, zenginlerle fakirler arasındaki, farkın yıllar boyu giderek arttığını bar bar bağıran sayılara bakmak yetişir. Ülkenin çağdaşlığının bir başka temel ölçütü de bu bağlamdaki bilinçtir.

Toplumların çağdaşlığı bilimsel tavrın ve bilimsel örgütlenmenin uluslararası pazarında değerleniyor. Bunu politikacılardan öğrenmiyoruz. Ve öğrenemeyiz. Çağdaşlık, istesek de istemesek de, Batının damgasını taşıyan tek uygarlığa sahip çıkmaktan geçiyor. Bu sahipliğin içeriğini özetlemek başka bir yazıya kalıyor.

Fakat bunun Mevlana yerine Shakespeare’i seçmek anlamına gelmediğini söyleyerek bazı yersiz endişeleri önleyebiliriz. Kaldı ki Mevlana’nin yapıtını 19. yüzyıldan bu yana Müslümanlardan çok Batılılar inceliyor. (Füruzanfer, Nasr gibi İranlı araştırmacıların yanında Nicholson ve Anna Maria Schimmel gibi Batılılar var.) Bu da bir çağdaşlık işareti.

Bizim okumuşumuz Avrupa romanlarının onda biri kadar Mevlana okumuyor. Okuyacak ve yorumlayacak kültürü de yok. Mevlana felsefesi ile Mevlana töreni ayni şeyler değil. Yine de ben oraya katılan oldukça cahil bir yakın akrabamın, Mevleviler arasında para kazanma hırsı ötesinde insani davranışlar edindiğini biliyorum.


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat