Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret407184

Murat Kaymak

Toplumsal sorunların temel nedeni gelir eşitsizliği

Reyhan Oksay

İki İngiliz akademisyen sosyal sorunların temelinde gelir eşitsizliğinin yattığını ileri sürüyor. Aşırı şişmanlık, psikolojik bozukluklar, yenidoğan ölümleri, erken hamilelik, uyuşturucu bağımlılığı gibi toplumsal sorunlar mutlak yoksulluktan değil, gelir dağılımındaki adaletsizlikten kaynaklanıyor. Bilim insanlarının sonuçları çok açık: Bir toplumda eşitsizlik ne kadar büyükse, sorunlar da o denli çoğalıyor.

Bilim adamları diyor ki: Bu yapının değişmesi için bir yol olmalı. Herkes şirketlerin aç gözlülüğünden kâr merakından bıktı. Mali krizlere yol açan büyük şirketlerin manipülasyonları. Eğer hükümetler seçmenleri için bir şey yapmak istiyorlarsa önce gelir eşitsizliğini düzeltmekle işe başlamalılar.

Bir öneri: “En üst düzeydeki gelirlere sınır koymak belki en doğru hareket. İnsanları bu çaresizliğe iten zenginler. Dolayısıyla bizi bu bataktan da çıkartmak zenginlerin görevi olmalı.”

Dünya, birileri gelişiyorsa, ötekilerin gelişemeyeceği bir aşamaya geldi. Bu bir kehanet değil. Daha fakir fakat adil bir dünya ile, zengin fakir arasındaki uçurumun daha da artacağı bir dünya arasında, politik iktidarların çok üzerinde, evrensel bir kavga olacak. Her kes bir tarafa savrulacak. Bunu görmek için ister tek ülkede, ister dünya yüzünde, zenginlerle fakirler arasındaki, farkın yıllar boyu giderek arttığını bar bar bağıran sayılara bakmak yetişir. Ülkenin çağdaşlığının bir başka temel ölçütü de bu bağlamdaki bilinçtir.”

Sayın Doğan Kuban Hocamızın bu sayımızdaki “Çağdaşı Tanımlamak da Temel bir Çağdaşlık Sorunudur” başlıklı yazısında gelir dağılımındaki eşitsizlik konusunda yazdığı bu satırlar aslında kehanet değil.

Geçtiğimiz günlerde iki İngiliz bilim insanının yazdığı “The Spirit Level” isimli kitap, gelir dağılımının daha adil olduğu toplumların niçin daha sağlıklı bir yapı sergilediğini bilimsel verilere dayanarak ortaya koyuyor.

 

GELİR DAĞILIMININ EŞİT OLDUĞU TOPLUMLAR DAHA MUTLU

Kate Pickett ve York Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi profesörlerinden Richard Wilkinson’ın kaleme aldığı kitap, solcuların her zaman düşündüklerini kanıtlıyor.

Yazarlar, 21 endüstri ülkesindeki eşitsizliğin sağlık, yaşam beklentisi, yenidoğan ölümleri, cinayet, intihar, erken hamilelik, aşırı şişmanlık, psikolojik hastalıklar ve bağımlılık gibi sosyal sorunlar üzerinde ne şekilde etkili olduğunu ayrıntılı bir şekilde incelediler.

Eşitsizliğin daha az olduğu toplumlarda insanlar daha iyi, daha mutlu ve daha uzun yaşıyorlar.

Bilim insanları, eşitsizliğin büyük olduğu toplumlarda her insanın kendi statüsünü belirlemede zorluk çektiğini söylüyorlar. Ne var ki sınıf savaşı stres yaratıyor ve kronik stres ise hormon ve sinir sistemi üzerinde negatif etki yapan birçok sağlık sorununu doğuruyor.

 

SPEKTRUMUN İKİ UCUNDAKİ ÜLKELER

Gelir eşitliği spektrumunun en eşit ucunda yer alan İsveç, Norveç ve Japonya gibi ülkelerde en zengin yüzde 20’lik gelir düzeyindeki insanların gelirleri en yoksul yüzde 20’lik kesimin gelirlerinin üç ya da dört katı.

En eşitsiz uçta yer alan ABD, Portekiz ve İngiltere gibi ülkelerde, en zengin yüzde 20’nin geliri, en yoksul yüzde 20’nin gelirinden 9 misli daha fazla.

Araştırmanın en ilgi çeken bulgularından biri de, eşitliğin sağladığı avantajlardan yalnızca yoksulların yararlanmayacağının anlaşılması. Tam tersi, eşitliğin sağlandığı toplumlarda çoğunluk bundan yarar sağlayacak.

Hatta en eğitimli, iyi bir geliri olan orta sınıf bile daha uzun yaşayacak, sağlık hizmetlerinden daha fazla yararlanacak ve şiddete daha az maruz kalacak. Çocukları daha iyi okullarda okuyacak, uyuşturucuya yüz vermeyecek ve erken hamilelik yaşamayacak.

Eşitliğin sağlanması, sosyal basamakların en altındakilere daha fazla yarar sağlamakla birlikte, en üst basamaktakiler de daha mutlu bir yaşam sürebilecek.

 

DÜNYA BANKASI VERİLERİ

Dünya Bankası’nın en zengin 50 sanayi toplumuna ait istatistiklerinden yararlanan Wilkinson, bu verilerden elde ettiği sonuçların daha geniş bir coğrafyada geçerli olabileceğini ileri sürüyor.

Bulgularının yalnızca kültürel farklılıklara bağlı olmadığını göstermek için bilim insanları, ABD’deki 50 eyalet ile ilgili verileri de kontrol amacıyla incelediler ve benzer sonuçlar elde ettiler. Gelir dağılımındaki uçurumun en derin olduğu eyaletlerde sosyal problemlerin de koşut olarak arttığını keşfettiler.

Wilkinson iki konuda çok kesin konuşuyor:

“Her zaman gelir eşitliğinin olduğu toplumlarda sosyal uyumun daha sağlam olduğunu düşünürdüm ve çalışmamız bunu kanıtlamış oldu. Ancak var olan piyasa ekonomilerinde bu kadar net farklılıklar olacağını düşünmemiştim.”

 

TABLOYU BOZAN ANORMALLİKLER

Ne var ki bazı anormallikler de bu tabloyu bozuyor. İntihar ve sigara bağımlılığı eşitliğin daha fazla olduğu toplumlarda daha yüksek. Wilkinson bu sonucu şöyle açıklıyor:

“Şiddet ya diğer insanlara ya da kendinize yöneliktir. Tahminimize göre sosyal sorumluluk duygusunun yüksek olduğu toplumlarda insanlar, ters giden bir şeyler olduğunda başkalarını değil, kendilerini suçlamaya eğilimlidir. Sigara biraz daha farklıdır. Tüm toplumlar hemen hemen benzer bir yol izliyor. Önce üst sınıf erkekler arasında başlıyor; daha sonra alışkanlık üst sınıf kadınlara sıçrıyor. Ve sosyal basamaklardan aşağı iniyor. Sigarayı bırakmak da benzer bir yol izliyor.”

Eşitsizlik ve sosyal sorunlar arasındaki korelasyon şaşırtıcı bir trend izliyor. Logaritmik bir yol izleyen bu korelasyon, yoksulluğun tek başına yol açtığı sosyal bozukluklardan daha yıkıcı.

Gelir eşitsizliğinin hakim olduğu toplumlarda bu yıkıma yol açan etmen ne olabilir? Wilkinson bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

“Bana göre bu sorunun yanıtı hiyerarşi ve statünün psiko-sosyal yapısında saklı. Zenginler ve yoksullar arasındaki farklılık ne kadar büyükse, insanların tüketime atfettikleri değer ön plana çıkıyor. Örneğin hiyerarşinin daha fazla olduğu toplumlar hangi marka otomobile sahip olduğunuza daha büyük anlamlar yükler. Özetle statü merakı suça yönelme, sağlıksızlık ve güvensizlik şeklinde kendini gösterir”

 

DOĞRU OLAMAYACAK KADAR KESİN SONUÇLAR

Wilkinson ve Picket gelir eşitsizliği ve toplumsal bozulma arasındaki korelasyonun doğru olamayacak kadar kesin olması karşısında bir süre çalışmalarının hatalı olabileceğine ilişkin kuşkuya kapıldılar. Bu kadar sağlam bir bağlantı niçin daha önceden keşfedilmemişti?

Bunun üzerine meslektaşlarından sonuçları bir kez daha incelemelerini istediler; toplumların dindarlık düzeylerini incelediler, çoklu kültürlerin ve akıllarına gelen her türlü etmenin olası etkilerini dikkate aldılar. Hatta etki-tepki olgusunu tersine çevirerek, sosyal sorunların eşitsizliğe yol açıp açmadığını araştırdılar. Fakat hiçbir şey istatistiklerin gösterdiği doğruları değiştiremedi.

 

ÇÖZÜM NE?

Wilkinson bir akademisyen olarak görevinin korelasyonu (ilişkiyi) ortaya çıkartmakla sınırlı olduğu düşünürken, sorunun çözümünü eylemcilere ve siyasilere bırakmayı uygun görüyor.

Ne var ki Pickett böyle düşünmüyor: “Bu yapının değişmesi için bir yol olmalı. Herkes şirketlerin aç gözlülüğünden kâr merakından bıktı. Mali krizlere yol açan büyük şirketlerin manipülasyonları. Eğer hükümetler seçmenleri için bir şey yapmak istiyorlarsa önce gelir eşitsizliğini düzeltmekle işe başlamalılar.”

Wilkinson hükümetlerin işe nereden başlamaları gerektiği konusunda kararsız: “En üst düzeydeki gelirlere sınır koymak belki en doğru hareket. İnsanları bu çaresizliğe iten zenginler. Dolayısıyla bizi bu bataktan da çıkartmak zenginlerin görevi olmalı”.

Cumhuriyet Bilim Teknik


Yorumlar - Yorum Yaz


Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat