Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam256
Toplam Ziyaret408020

Murat Kaymak

Atanamayan öğretmenler

Prof. Dr. İsa Eşme

Bilim Teknik 26.03.2010

Eğitime ilişkin kamuoyuna yansıyan olaylardan biri de, öğretmenlik diploması olduğu halde kadrosuzluk nedeniyle “atanamayan öğretmenler”lerin durumudur. Türkiye’nin gündemine yeni gelmeye başlayan “atanamayan öğretmen” sorunu nereden kaynaklanıyor, nasıl çözülebilir? Bu sorulara yanıt verebilmek için, Türkiye’de öğretmen istihdamı politikasını gözden geçirmek gerekir.

Cumhuriyetten bugüne öğretmen istihdamı konusu ele alındığında, 1990’lı yıllara kadar, nerdeyse tüm öğretmenlik alanlarında sorun, “öğretmen açığı” olarak gündeme geldi. 1930’lu yıllarda açılan Köy Eğitmen Kursları, 1960’lı yıllarda gündeme gelen yedek subay öğretmenlik, 1980’li yıllardan itibaren uygulanan pedagojik formasyon kursları bu çözümlere örnek olarak gösterilebilir.

İhtiyaç fazlası öğretmen sorunu ilk kez, 1980’li yıllardan itibaren, ortaöğretim branş öğretmenliği ve meslek liseleri meslek dersleri öğretmenliği alanlarında gündeme geldi. Bunun başlıca nedeni, 1970’li yılların ortalarından itibaren eğitim enstitülerinde uygulanan mektupla eğitim ve hızlandırılmış eğitimle çok sayıda mezun verilmesidir. 1981’de yürürlüğe giren 2547 Sayılı Yasa gereği, öğretmen yetiştiren tüm okullar, eğitim fakültesi çatısı altında üniversite bünyesine toplandı. Eğitim fakültelerinin, ilköğretim yerine ortaöğretim öğretmeni yetiştirecek şekilde yapılanması, arz talep dengesinin, ortaöğretim öğretmenliğinde arz, ilköğretim alanlarında talep lehinde büyümesine yol açtı. Bu dönemde Milli Eğitim Bakanlığı, ihtiyaç fazlası lise öğretmenlerini “yeterlilik sınavı” ile seçme yoluna gitti, ancak arz-talep arasındaki uçurum bugünkü düzeyde olmadığından, konu kamuoyuna bir sorun olarak yansımadı.

1980 ve 90’lı yıllarda ortaöğretim öğretmenliğinde, ihtiyacın üzerinde mezun verilmesine karşılık, özellikle sınıf öğretmenliği alanında öğretmen ihtiyacı büyük boyutlara ulaştı ve formasyon kursları bile çözüm olamadı. On Birinci Milli Eğitim Şûra kararları gerekçe gösterilerek, sınıf öğretmenliği bölümünün, 1990’da hiçbir planlama yapılmadan iki yıldan dört yıla çıkarılması, bu sonucun başlıca nedenlerinden biridir. Sınıf öğretmenliğindeki öğretmen açığını gidermek üzere, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam, 1996-97 eğitim-öğretim yılında, hiçbir formasyon eğitimi almamış, 40 bine yakın üniversite mezununu bir gecede “sınıf öğretmeni” olarak atayarak eğitimde bir ilke imza attı. Böylece, yedi-on iki yaş grubunda yer alan on binlerce çocuğumuz, pedagoji eğitimi almamış, öğretmen eğitimi için önem arz eden, “alan bilgisi” ve “kültür dersleri” okumamış lisans mezunu gençlere emanet edildi.

1998’de eğitim fakültelerinin, ilköğretime öğretmen yetiştiren bölüm ağırlıklı yeniden yapılandırılması ve öğretmen yetiştirmede eğitim fakültelerinin tek kaynak olarak gösterilmesi ilköğretim-ortaöğretim öğretmeni yetiştirme dengesine bir düzen getirdi. Ancak, kontenjanların ölçüsüz olarak arttırılması ile 2000’li yıllardan itibaren, birkaçı dışında, atanamayan öğretmen sayısının artmasına yol açmaya başladı ve sorun bugün bilinen noktaya taşındı. Bugün gelinen noktada, adaylar alan bilgilerine yer verilmeyen KPSS’den (kamu personeli seçme sınavı) aldıkları puanlara göre atama sırası bekliyorlar. Öğretmenlik meslek bilgisi, genel kültür ve yetenek sorularından oluşan sınav, bir yeterlilik sınavı değil, sıralama sınavıdır. Bu nedenle, sınavın tüm sorularını yapan adayların bile atanmasının yapılmadığı örnekler vardır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Öğretmen İstihdamı Politikası: Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen istihdamında üç yol izlemekte: Kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen ve ücretli öğretmen statüleri. 2010 yılı başı itibarıyla MEB bünyesinde görev yapan öğretmelerden kadrolu olanların sayısı 584.507, sözleşmeli olanların sayısı 73.950, ücretli olanların sayısı 55.786’dır.. Ücretli öğretmen sayısı yıllara ve illere göre değişiyor. İstanbul, 8.493 ücretli öğretmenle iller arasında ilk sırada; bu sayılar Hatay’da 2.904, Şanlıurfa’da 2.846, Diyarbakır’da 1.444’tür.. Bu rakamlar, belirtilen iller için oransal olarak oldukça yüksektir.

 

ÖĞRETMENLİK MESLEK Mİ?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ücretli öğretmen görevlendirmesi şu soruyu akla getirmekte: Öğretmenlik meslek mi yoksa her üniversite ya da yüksekokul mezununun yapabileceği bir iş mi? Sorunun yanıtı, 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda var. 43.maddede, “Öğretmenlik, devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir” denilmekte. Bu yasa hükmüne göre, MEB yetkilileri şu iki soruya açıklık getirmeli:

Hangi ihtisas mesleği, öğretmenlikte olduğu gibi, 25-30 kredilik bir eğitimle kazanılabilmektedir?

Öğretmen olmayanların “ücretli öğretmen” statüsünde derslere sokulması hukuki ve pedagojik açıdan ne kadar doğrudur? Öğretmen istihdamında bugün karşı karşıya gelinen sorunun boyutunu görmek için, arz ve taleple ilgili rakamlara bakmalı. MEB 2009 yılı sonu verilerine göre; kadrolu atanan öğretmen sayısı 22.449, KPSS’ye başvuran öğretmen sayısı 243.569, atama bekleyen öğretmen sayısı 310.121, öğretmen açığı 133.317’dir.

Grafik 1’de öğretmenlik alanlarına göre, 2009’da KPSS’ye giren ve atanan öğretmenlerin sayıları verildi.. Görüldüğü gibi hemen her alanda, arz ile talep arasındaki fark büyük. Atanma oranı yüksek üç alan ve bunların atanma oranları: Din Kültürü Öğretmenliği %100, Özel Eğitim %91, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık %44, Bilgisayar Öğretmenliği %37’dir. Dikkati çeken bir başka nokta, ortaöğretim alanlarındaki atanma oranlarının daha düşük olmasıdır. Ortalama olarak, atanma oranı ilköğretim öğretmenliği alanlarında %12, ortaöğretim öğretmenliği alanlarında ise %6’dır.

 

KONTENJANLAR VE İSTİHDAM

Üniversiteye girişte yaşanan arz-talep arasındaki farkın giderek artması, 1970’lerden beri Türkiye’nin önemli bir eğitim sorunu olarak hep gündemde yer aldı. Bu sorunu çözmek üzere her yıl, fiziki imkânları zorlayacak ve nitelikten ödün vermeyi göze alacak düzeyde üniversite kontenjanlarında artış yapıldı. Lisans programlarına yerleşen öğrenci sayısı bakımından, eğitim fakültelerinin, 52 fakülte türü arasında ilk sıralarda yer aldığı görülür.

Eğitim fakülteleri, fiziki altyapı ve akademik kadro bakımından öteki fakülteler arasında en olumsuz koşullarda bulunmaktadır. Bu fakülteler için öğretim üyesi başına öğrenci sayısı 64 olup bu oran, ilahiyat fakültelerinde 9, ziraat fakültelerinde 13, hukuk fakültelerinde 38, mühendislik ve fen edebiyat fakültelerinde 33’tür. Bu olumsuzluğu dikkate alan YÖK, benim de görev yaptığım 2005-2007 döneminde, istihdam sorununu azaltmak ve niteliği arttırmak amacıyla eğitim fakültelerinde 42 bini aşan kontenjanı, 33 binlere kadar düşürmüştür. Ancak 2007 yılı sonunda göreve gelen yeni yönetim döneminde, eğitim fakülteleri kontenjanları 33.305’ten 53.693’e yükseltilerek %60 oranında arttırılmıştır.. Bu politikayla hem öğretmen yetiştirmede nitelikten ödün verilmiş hem de kamuoyuna “atanamayan öğretmenler” adı ile yansıyan istihdam sorununun katlanarak artmasına yol açılmıştır.

Nitelikli Eğitim, Nitelikli Öğretmenle Sağlanır: Ülkemizin eğitim alanında; PISA ve TIMSS gibi uluslararası değerlendirmelerde, OECD ülkeleri arasında hep son ya da sondan ikinci sırada yer aldığı biliniyor. Her yıl CBT’de genel bir değerlendirmesini yapmaya çalıştığım ÖSS sonuçları da uluslararası değerlendirme sonuçları ile örtüşen bir eğitim karnesini işaret etmekte. Eğitimde yaşanan bu olumsuzluğu aşmanın en ekonomik ve en etkili yolu, nitelikli öğretmen yetiştirmektir. Nitelikli öğretmen yetiştirmede, istihdam en etkili unsurlardan biridir. Mezun her 100 öğretmen adayından 5’i atanma şansı yakalarken 95’inin atanma umudu olmazsa, öğretmen yetiştirmede meslek heyecanı ve öğrenme motivasyonundan, dolayısıyla nitelikten söz edilemez. Eğitimi planlamaktan sorumlu olanlar bu gerçeği dikkate almalılar.

 

MEB ve YÖK YETKİLİLERİNE

Öğretmen yetiştirmenin ilk sorumlusu Yükseköğretim Kurulu’dur. Yukarıda işaret edilen olumsuzluklar, YÖK’ün konu hakkındaki politikasıyla yakından ilgilidir. Kontenjan belirlemede, eğitim fakültelerinin akademik kadro ve fiziki koşulları ile istihdam faktörleri dikkate alınmalı, yasaların “bir ihtisas mesleği” olarak tanımladığı öğretmenliğin 25-30 kredilik formasyon eğitimi ile kazanılamayacağı gerçeği göz ardı edilmemeli.

Eğitimin omurgası olan nitelikli öğretmen yetiştirme hedefine ulaşmak için, Milli Eğitim Bakanlığı, istihdam politikasını gözden geçirmeli. Öğretmen yetersizliği nedeniyle polisleri öğretmen olarak okullarda görevlendirilirken, atama bekleyen öğretmenlerin sokaklarda eylem yapması, Bakanlığın pek de duyarlı olmadığını göstermekte. Sözleşmeli öğretmen politikası ile nitelikli öğretmen yetiştirilemez. Derslerin ücretli öğretmenlerle doldurulması da, çocuklarımızı “eğitmeye” değil, onları okullarında “meşgul etmeye” yönelik uygulamadır. Türkiye’de kamuda görev yapan 2.279.805 çalışanın 783.141’i Milli Eğitim kadrosundadır ve bunların 601.177’si öğretmendir. Bu sayı bazı AB ülkelerinin eğitim sisteminde yer alan öğrenci sayısının üzerindedir. Ancak “en az üç çocuk” söylemiyle genç nüfus artışını özendiren bir siyasi irade, yetişen genç kuşağın eğitimini düşünmek zorundadır. Çünkü bir ülke için eğitimli genç nüfus ne kadar büyük avantaj ise, eğitimsiz genç nüfus o oranda sorun olabilir.

Kaynaklar: Yükseköğretimle ilgili bilgiler: “2008-2009 Yükseköğretim İstatistikleri, ÖSYM Yayınları-2009-4”ten ve ÖSYM’nin yayınladığı kontenjan kılavuzlarından,

Öğretmen sayıları ve diğer bilgiler: “Milli Eğitim Bakanlığı İç Denetim Faaliyet Raporu 2009 ”adlı kaynak ile, Bakan Nimet Çubukçu’nun, 26.01.2010 tarihli bir soru önergesi nedeniyle TBMM’de açıkladığı veriler ve “MEB Strateji Geliştirme Başkanlığı”nın 2009 yılı sonu verilerinden alınmıştır.

Grafik 1: 2009 Yılında KPSS’ye giren ve aynı yıl kadrolu olarak atanan öğretmen sayıları (Atanma oranı, atanan öğretmen sayısının KPSS’ye başvuran sayıya oranı olarak alındı)


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 0°
Saat