Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret393905

Doğan Kuban/Toplumsal Eleştirinin Doğası

Dünya ekonomik ve politik krize girdi. İslam dünyası ise çoktandır ekonomik, politik ve kültürel kriz içinde yaşıyor ve yabancı müdahaleden kurtulamıyor. İslam toplumları parçalanmış. İslam dünyasından gelen her haber entarisinin etekleri çamura girmiş birini anımsatıyor. Kuzey Afrika, Orta Doğu, Hint, Endonezya ve Avrasya bozkırı.

Kendi ülkemizde, Türk toplumuna bağımsız bir dünya vadeden her kurumla 1950’den bu yana oynanmış. Bir odaya yanlışlıkla girmiş bir kuş gibi toplum kafasını oraya buraya vuruyor. Ne girdiği deliği bulabiliyor, ne çıkacağı deliği kestirebiliyor. Kuşkusuz böyle bir ortamda okumuşun, cahilin, zenginin, fakirin, kentlinin, köylünün, sakinin, hiddetlinin, canı yananın, ya da olayların dışında kalanların, aptalın, akıllının, sömürüldüğünün farkında olanın ve olmayanın, bir şeyin borusunu öttürenin ya da davul-zurna dinleyicisinin, konumdan konuma, insandan insana değişen gözlemsel eleştirel, karşı ya da yandaş, tepkileri oluyor.

Fakat Türkiye’de esip savuranlar ya da korkudan eğilip büzülenlerin anlamadıkları bir şey var: Hiçbir toplum çömlekçi çamuru gibi homojen değildir. Yalanın egemenliği, reklamı tek söylem haline dönüştürdüğü için gazetelerde, ekranlarda, politikacıların ya da politik yorumcuların ağzında toplumun kafasını karıştıracak kadar çok söylem üretiliyor.

Çoğunda tutarsız yargılar, yarım yamalak gözlemler var. Fakat toplumu geleceğe hazırlayacak bir söylem yok. Dünyada davul çalarak ilan edilen iklimsel kriz, enerji krizi ve ekonomik kriz Türkiye’de neredeyse Allahın yardımıyla çözülecek.

Bu toplum, kişisel suçlandırmanın üzerindeki boyutlarda değerlendirme yapamıyor. Örneğin İstanbul’un uçsuz bucaksız ulaşım ağının çalıştırılması mı önemli, üçüncü Boğaz köprüsü mü? Sokaktaki adama bir sorun; hatta en bilgiç geçinenlere de.

Boğaz köprüsü daha önemli diyen iktidar ya da muhalefet yanlısı insan çok. Fakat 10 yıl sonra köprü bittiği zaman ne bugünkü iktidar olacak, ne de muhalefet. Ve İstanbul’un ulaşım kargaşası bitmiş olmayacak. Çünkü gelişmiş bir metro sistemine bağlı olmayan on beş milyonluk bir kentin, ulaşım çözümü olmadığı çoktan kanıtlandı. Ne var ki Türkiye’de böyle bir fikre sarılarak bir metropolitan plan hazırlayan bir belediye işitmedik. Bu toplumun başına gelen sayısız musibetin bilimin dışlanmış olmasından kaynaklandığını unutmayalım. Burada herkes bilmediği şeyin uzmanı. Fakat bilimsel ve rasyonel düşünce toplumun tanımlayamadığı bir şey.

REKLAM VAR ELEŞTİRİ YOK

Belediyelerin, toplumun, sosyetenin kendi propagandasını kendi yapan uzmanları var; şehirciler, mimarlar, sanatçılar, politika uzmanları bir şeyler yapıyorlar, övülüyorlar, yine yapıyorlar. İş alıyor, para kazanıyorlar. Paranın bir bölümü reklam için kullanılıyor. Fakat bu süreçte eleştirinin yeri yok. Ne var ki kendini eleştiremeyen bir toplum çağdaş olmuyor.

İki yıl kuraklık olursa İstanbul’un suyu nasıl sağlanacak? Bunun yanıtı ne İstanbullu\'da var, ne de İstanbul Büyükşehir Belediyesinde. İstanbul’un doğalgazı kesilirse kentin kaç gün ısınacak alternatifi var? İstanbullu bilmiyor, belediye de söylemiyor. Depremden sonra İstanbullu ne yapacak? İstanbullu bilmiyor; kimseye haber vermediğine göre belediye de bilmiyor olmalı.

Bütün bu durumlar bu ülkeyi idare edenler ve işlerini yürütenlerle halk arasında yeterli bir iletişim olmadığını gösteriyor. Gerekli bilgi kaynakları ile sorumlular arasında da iletişim kurulmadığına da işaret ediyor.

Buna benzer gözlemleri yinelediğimi biliyorum. Bunu dikkatsizlikten değil, bazı konuların sürekli vurgulanmasının gerekli olduğuna inandığım için yapıyorum. Toplum dikkat etmediği, sorunları içselleştiremediği, dünyası kendi benliği etrafında yoğunlaştığı, bilinci gelişmediği, ya da gelecek endişesi oluşamayan bir zaman sınırı içinde yaşadığı için bir şey hatırlamıyor. Toplumun sosyal ve ekonomik hafızası kısacık. Bunun nedeni hiçbir alanda gerekli ölçüde örgütlenemediği için, bazı bilgi alanlarının boş kalması. Örgütlü bir toplumun ne yapacağını bilmesi çözümü gereken olayların sayısının az, yani kontrol edilebilir olmasına bağlıdır. Dikiş tutmayan toplum giysisinin neresini tutturacağız? Toplumsal eleştirinin ağız dalaşına dönmesi bundandır.

Birbiriyle ilgisi kurulamış sayısız şey salkım saçak kafamızın üzerinde sallanırken, sözde eleştiri abartılan bir olay ve kişiler üzerinde yoğunlaşıyor. Bu İngilizlerin ‘scape goat’ (suç keçisi) dedikleri, bir suçlu icat edilerek bulunuyor. Türkiye’de bütün işi suçlu yaratmak olan garip insanlar var. Aslında Türkiye’nin öcüleri dalkavuk, destekçi, ilgisiz ve cahil bir toplumun yapısından kaynaklanıyor. Cehalete ve kentlileşememeye bağlı tepkisizlik ya da ilkel tepkiler potansiyel bir suç ortağı gibi.

BOŞLUĞA ÇAĞRI

Bu ülkede şikâyet de sınırlı. Gözlem bilgiye dönüşemiyor.Yıllarca bir yol tıkalı, köprü tıkalı, bir ürün uygun fiyatla satılmıyor, bir dağıtım düzenli yapılmıyor, olmayacak yerleri şenlendiren belediyeler, zavallı yapıların ruhsatlarını aylarca, yıllarca süründürüyorlar. İktidardan kaynaklanan bir ağırlık koyamıyorsanız sizi kimse dinlemiyor. Dünyanın en doğru şeyini söyleseniz de bu boşluğa çağrı anlamına geliyor.

Türkiye’de doğru ile yalan arasında ses geçirmez bir şeffaf duvar var. İnsanlar, gruplar, partiler, bilenler, bilmeyenler bir fikir alışverişi yapmıyorlar. İstanbul’un 1/100000 planı varmış. Bunu kimse gördü mü? Bu bir sır mı? Yoksa bir yatırım belgesi mi? İstanbul depreme hazır mı? Kimse bir eylem programı işitti mi?

İstanbul 2010’a hazırlanıyor. Kenti 2010’a hazırlayanlar hangi konuları planlıyor? Halk henüz haberdar değil. Bir Kürt açılımı sözcüğü dolaşıp duruyor. Fakat bu açılımın açılımı henüz yapılmadı. Bu ülke ‘Alice harikalar diyarında’ gibi. Her şey bir harika ve her şey birden bire oluyor. Anlaşılan istihareye yatarak yol haritası çizenler bu değerli bilgileri halkla paylaşmak istemiyorlar.

Biz Obama, Sarkozy, Berlusconi ya da Fenerbahçe takımının açılımlarını daha çok biliyoruz. Fakat her gün geçtiğimiz yolun bir sabah kazılıp işe yetişemeyeceğimiz bize duyuran bir bilgi iletişimi yok.

Toplum bir şeyi her gün yeniden keşfederse, çağdaşlaşacak vakit bulamaz. Yalan en büyük doğru, konuşmamak en büyük erdem ise bu bir yanlışlıklar komedisi olmak zorundadır. Gerçi bu sadece Türkiye’ye özgü değil. Çağdaş dünya basını halkları uyutmak için hazırlanıyor. Bereket değişik düşünen, menfaatleri çatışan devletler, sömüren ve sömürülenler var da, bazen kolonya dağıtılmış gibi rahatlatıcı bir koku bir köşede karşımıza çıkıyor.

Eleştirinin reklamda boğulduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz. Reklam eleştirinin yerini dolduruyor. Düşünmek, irdelemek ve eleştirmek gibi basit insani özelliklere sahip çıkan insanlara gereksinimimiz çok. Toplum bunu yaratmak zorunda.

Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat