Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret393322

Öğretmen nasıl olmalıdır?

A.M. Celal Şengör

Bayan Nuriye Güneyi örneği

Oğlum Asım 13 yaşında, yedinci sınıfa gidiyor. Okuduğu derslerine ve eğitim yöntemlerine bakıyorum, bir de ben orta okuldayken kendilerinden ders gördüğüm bazı hocalarımı düşünüyorum. Bu hafta bunlardan bana en çok tesir etmiş, bir yerde tüm yaşamımın yönünü tayin etmiş olanını kısaca tanıtmağa çalışacağım. "İyi bir öğretmen nasıl olmalıdır" denince aklıma gelen ilk isim sekizinci sınıfta kendisinden tabiat bilgisi dersini gördüğüm Nuriye Güneyi Hanımefendi'dir.

Nuriye Hanım bugün Ukrayna'da bulunan Odessa doğumlu. Eskiden ticaret amacıyla güneydoğu Karadeniz sahillerinden Odessa'ya göçmüş bir ailenin kızı. Rus ihtilâlini izleyen yıllarda, Sovyetler Birliğinden kaçmak zorunda kalmışlar. Nuriye Hanım İstanbul'da Fen Fakültesine girmiş, meşhur zoolog Kurt Cosswig 'in zoolojide, İhsan Ketin'in jeolojide öğrencisi olmuş. Benim öğrencisi olduğum altmışlı yılların ortalarında, sabahları Işık Lisesi 'nde tabiat bilgisi, biyoloji ve jeoloji öğretmenliği yapıyor, öğleden sonraları da İstanbul Üniversitesi Zooloji Enstitüsüne giderek Prof. Dr. Atıf Şengün 'ün asistanlığını üstleniyordu. Aynı dönemde, Mehmet Sakınç 'ın da üniversitede hocası olmuş.

Nuriye Hanım'ın beni ortaokul çağlarında ilk etkileyen yönü ders verirken hissettiği ve bizlere de aşıladığı heyecanıydı. Onun derslerinde sanki anlattığı konular ayağımıza geliyordu. Her derse zengin bir takım renkli tebeşirle gelir, tahtaya neredeyse san'at değeri var dedirtecek güzellikte şekiller çizerdi. Bu şekiller, insanın dolaşım sistemi, bir örümceğin anatomisi veya bir kurtun kesidi olabilirdi. Ancak her biri aynı bilgi zenginliği, titizlik ve resim yeteneği ile çiziliyorlardı. Bizzat çizdiği şekiller üzerinde bizlere hayvanın anatomisi, osteolojisi, fizyografisi üzerinde büyük bir heyecan fakat bir o derece düzen içerisinde ders verirdi. Kendisi o tarihlerde Lepidoptera (kelebekler) üzerinde çalışıyordu. Bu konuda yayınları vardı. Her tatile gidenin eline bir ağ, bir şişe ve hafızam beni aldatmıyorsa şişe içerisine konacak potasyum siyanür verir, kelebeklerin nasıl yakalanarak korunacağını anlatırdı.

Benim kendisiyle yakınlaşmam, lise III'lerin jeoloji ödevlerini yaptığımı yakalamasıyla oldu. Beni öğretmenler odasına çağırarak önce bir azarladı, başkalarının ödevlerini yapmanın kopya vermekle aynı şey olduğunu anlatarak bunu bir daha yapmamamı tenbih etti. Ben azar bitip gideceğim diye düşünürken, Nuriye Hanım, babamın jeolog olup olmadığını sordu. Ben babamın tüccar ve sanayici olduğunu, ailemde jeolojiyle uzaktan yakından ilişkili kimsenin olmadığını söyleyince çok hayret etti ve bildiklerimi nereden öğrendiğimi sordu. Kendisine Jules Verne'nin Arzın Merkezine Seyahat adllı romanını okuduğumdan beri jeolojiyi çok sevdiğimi, elime geçen tüm kaynaklardan yararlanarak jeoloji öğrenmeğe çalıştığımı anlattım. Bunun üzerine, Nuriye Hanım yerinden kalktı, "gel benimle" diyerek beni o zaman Işık Lisesi'nin yeni yapılmış olan enfes biyoloji laboratuvarına götürdü. Kapıyı açtı, içeride, köşede duran çekmeceli bir dolabın önüne gittik. Çekmecelerde dağınık bir halde ve etiketsiz duran kayaç örnekleri vardı. "Vaktin oldukça gel bunları sınıfla" dedi, "ben de gelir kontrol ederim." Sonra cebinden laboratuvarın bir yedek anahtarını çıkararak bana verdi. "Bu sende kalsın" dedi. "Canın istedikçe gelir, burada çalışırsın."

Bu muamelenin benim üzerinde yaptığı etkiyi anlatmam mümkün değildir. İlk defa birisi beni ve jeoloji bilgimi böylesine ciddiye almıştı. Tabii ben o andan itibaren hem Nuriye Hanım'ın derslerine daha büyük bir hevesle sarıldım, hem de kendisinden ders dışında çok şey öğrendim. Bizlere malzemeyi ezberletmeyi değil, öğrettiklerini doğanın çerçevesi içerisinde anlamamızı hedefliyordu.

Sonunda ben sekizinci sınıfta Işık Lisesinden ayrılarak Robert Kolej'e geçtim. Işık Lisesi'ndeki son birkaç günüm içinde bir kez Nuriye Hanım'la yemekhanede karşılaştık. Robert Kolej imtihanını kazandığımı ve gideceğimi duymuştu. Önce beni tebrik etti, sonra ayrılacağıma üzüldüğünü, ama bu değişimin benim için yararlı olacağını söyledi. "Ancak" dedi, " jeolojiden başka bir tahsil yaparsan yazık olur. Türkiye'den gözlemli doğa bilimlerinde uluslararası bir isim bugüne kadar çıkmadı. Sende bu işin yeteneği var. Mutlaka jeoloji oku." Elini öptüm, ayrıldık. Bana jeolojinin ömür boyu yapabileceğim ciddî ve önemli bir iş olduğunu ve benim bu işe yatkın olduğumu ilk kez Nuriye Hanım söylemişti. Yıllar sonra, ben İTÜ'ye asistan olunca "Levha Tektoniği" konulu bir TÜBİTAK yaz okulu düzenlemiştik. Nuriye Hanım'ı davet ettim. Geldi, dersimi dinledi, Sonra eski hocası İhsan Ketin 'le ve üniversite arkadaşı Prof. Dr. Şakir Abdüsselâmoğlu ile oturup hasret giderdiler. İhsan Bey bir ara Nuriye Hanım'ın elini tuttu: "Nuriye Hanım" dedi, "sana tüm emeklerim helâl olsun. Sen bana Celâl'i kazandırdın."

O an insan uygarlığının Nuriye Hanım gibi bilim adamlarını keşfeden ve onları yetiştirip teşvik eden öğretmenlerin omuzları üzerinde yüceldiğini düşündüm.


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat