Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret393321

'Yabancı dilde öğrenim' ile nereye?

Ömer Demircan 

Prof. Dr.; Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi

Verimli öğrenmenin özünü çürütmekle kalmayıp, Türkçenin gelişmesini de engelleyen "yabancı dilde yükseköğretim"e gerek yoktur, kaldırılmalıdır. "Yabancıdil hazırlık öğretimi" yerine lisans öğretimi süresince gerekli yoğunlukta alan yabancıdilinin öğretimi sürmeli, yabancı kaynaklardan yararlanma üniversite 1. sınıfta başlamalıdır.

 

1. Adnan Menderes hükümeti 1953 yılında "maarif kolejleri" açarak devlet okullarında "yabancı dil öğretimi için yabancı dilde ortaöğretim" i başlattı. O tür okullar bugün Anadolu lisesi adını taşıyor. "Lozan Anlaşması" yla getirilen kısıtlama uyarınca, Tarih, Coğrafya, Yurttaşlık Bilgisi, ... gibi kültür dersleri dışında kalan dersler yabancı dilde öğretildi.

En iyilerin seçilerek alındığı bu ortaöğretim okullarını bitiren öğrenciler için, sonradan Boğaziçi Üniversitesi adını alan Robert Kolej yüksek bölümüne ek olarak, 1955 yılında ODTÜ açılarak "yabancı dilde yükseköğretim" e geçildi. Böylece hem orta hem de yüksek öğretime giriş öncesinde bir-iki yıl "yabancı dil hazırlık " öğretimi ile kesintili bir öğretim süreci oluştu. 12 Eylül'e kadar süren bu birinci dönemde ortaöğretime ağırlık verildi.

Öğretmen yetiştirmeye gerek duyulmaksızın, yabancıdilde orta ve yükseköğretim veren özel ve devlet okulları 1980 yılından sonra yaygınlaştırıldı. 28 Şubat 1997 kararlarıyla zorunlu öğrenim süresi 5 yıldan 8 yıla çıkarılınca ortaokuldan önce yapılan "yabancı dil hazırlık öğretimi" lise önüne kaydırıldı; o yetmedi, "süper lise" diye yeni bir uygulama ortaya çıktı. O liselerde yabancıdille öğretim yoktu, ancak, bir yıl "yabancı dil hazırlık öğretimi" yapılmaktaydı. 2002 yılında onlar da anadolu lisesine dönüştü. O yıl, ortaokul öncesi "yabancı dil hazırlık" ile "yabancı dilde ortaöğretim"e son verildi. Karşılığında, yabancıdil dersleri orta bir (6. sınıf) yerine ilkokul 4. sınıftan başlatıldı; lise öğretimi de 4 yıla çıkarıldı.

YAZIK DEĞİL Mİ!

Başka gençlere sunulacak eğitim hizmeti, "yabancı dil hazırlık" ile varlıklı kesime aktarılarak, önemli sayıda yoksul gencin orta ve yüksek öğrenim alması, istediği alanı seçmesi engellenmektedir. 2000-2001 öğretim yılında 100 binden fazla öğrenci ortaokul öncesi, 40 binden fazla öğrenci de lisans öncesi hazırlık öğrenimi görmüştür. Orta hazırlık sayısı altıya, yükseköğrenime hazırlık sayısı dörde bölünürse, yalnızca o yıl: en az 25 bin genç ortaöğrenim, en az10 bin genç de üniversite öğrenimi görememiştir.

Devletin amacı, her ne kadar "yabancı dil öğretmek" ise de, onu destekleyen ülkelerin hedefi: Türkiye'de bir "yabancı dil öğretim pazarı" yaratmaktı. Nitekim 1950-1980 arası yönlendirmelerle bu pazar: iş kolu olarak yabancı öğretmenlere, yayın pazarı olarak İngiliz ve Amerikan yayıncılarına açıldı. Üstelik, seçilerek eğitilen gençlerden en başarılı olanları beyin göçü yoluyla Batı'ya devşirildi: gideri Türk halkından, kazancı AB ile ABD'ye. Ülkede kalanlar ise yabancı malı tüketicisine dönüştüler.

Yabancı dilde öğretim, ülke çıkarına aykırı gizli anlaşmalarla düzenlenmiş bir öğretim izlenimi veriyor. Karar, tekel yabancı dil olan İngilizcenin daha iyi öğretimi amacıyla alınmışsa dabunu dayatanların örtük amacı, pazarı, beyin göçünü sürekli kılmak için, yönetimde ve öğretimde dil değiştirmeye doğru ileri bir adım attırmaktı. Acaba internet ile cep telefonunda yazımbozumu onun için mi düzeltilmiyor? Üstelik Türkçe öğretimi daha da sığlaştı, değil yabancı dil öğrenmek, çocukların sözel becerilerinin gelişmesi bile acımasızca engellendi.

1983'ten 1950'ye doğru bakılırsa, Cumhuriyetin yarattığı devrimci kurumların bu amaçla birer birer kapattırıldığı görülür. Sırasıyla: Halkevleri (1951), Köy Enstitüleri (1953), Eğitim Enstitüleri (1982), Türk Dil Kurumu (1983). Bildiğiniz gibi ondan sonra "İkinci Cumhuriyet" kurgulandı, Atatürk'e ve Türk ordusuna AB ile ABD destekli içten dıştan saldırıya geçildi.

Erinç Yeldan 'a göre: "Türkiyenin büyüme süreci yoksullaştırıcıdır, ... kamunun varlıklarının talanına, ve özel sektörün sınırsız ... borçlanmasına dayanmaktadır. İşçi üretkenliği 2000'den sonra yüzde 78 artarken ücretler neredeyse sabit kalmıştır" YÖK 2006 raporundan Yüzak'ın, özeti : "..: "Lise bitirme çağına gelen her yüz adaydan 50'si ÖSS'ye giriyor. 10'u sınavını kazanıyor, 7'si üniversiteye başlıyor, 3'ü okulu bitiriyor, 2'si işe yerleşiyor". Bu bilgiler yorumlanırsa, yabancı dilde öğretimle bir yere varılamadığı ve varılamıyacağı anlaşılır.

50 YIL SÜREN KANDIRMACA

2. "Yabancıdil hazırlık öğretimi" yle güdülen amaç, bir sonraki öğrenme düzeyine sorunsuz uyum sağlamaktı. Sözde, Matematik ve Fen dersleri yabancı dilde öğretilecek, o yolla yüksek öğrenimli olan, alan yabancı dilini akıcı kullanabilen gençler yetiştirilecekti. Öyle gençler bilimde ve teknolojideki ilerlemeleri Türkiye ortamına kolayca aktaracak, daha hızlı bir ilerleme sağlanacaktı. Beklentiler gerçekleşmedi.

Ne öğretmenlerin yabancıdil becerileri o dersleri anlatmaya yetti, ne de bu yabancıdil ağırlıklı öğretim, öğrencileri yabancı dilde ders anlamaya hazırladı. Öyle gençlerden ancak yüzde otuzu üniversite birinci sınıf öncesinde yapılan, ne olduğu belirsiz bir "yeterlik" sınavını geçebildiler. Alan yabancı dil yeterliğine ise acaba üniversite son sınıfta bile ulaşılabildiler mi? Bu kandırmaca, ortaöğretimde 50 yıl sürdü, yükseköğretimde ise hâlâ devam ediyor.

"Hazırlık öğretimi", haftada 25 ders saati yabancı dile ayrılan bir yıllık bir öğretim sürecidir. Derslerde bugün yurtdışında yazılmış genel İngilizce ders kitapları okutulur. Yapılan öğretimi gerçek iletişime bağlayıcı ortam yoktur. Verilen ek yerli destek, araştırmaya dayanmaz. Herkes aynı öğretimden geçer. Uygulama ortak sınavlarla denetlenir. Bu sınavlar, dil edinimini ölçmeyen, daha çok dilbilgisi ağırlıklı sorular içerir. Anlatım becerileri açısından bir denge gözetilmesi, doğrusu zordur. Süreç, herhangi bir alanın öğrenilmesine ön-hazırlık niteliği taşımaz. Alan öğretim sürecini kesip aralar.

Akademik yabancı dil için önhazırlığın nasıl yapılacağı araştırılmıyor. Oysa yabancı dilde öğrenime başlamak için, anadil yeterliğinde ikinci bir dil edinmiş olmak gerekir. Böyle bir dili öğretecek olan öğretmeni yetiştiren bir kurum bulunmamaktadır. Hazırlık öğretimi sonunda uygulanan yeterlik sınavı öğrencinin yabancı dilde alan öğrenimine hazır olup olmadığını ölçmez. Birinci sınıf öğrencileri normal akademik düzeyde ve hızda bir dil ile anlatılan dersleri tam anlayamazlar. "Yeterlik" sınavları alana göre incelenirse, onların kendi içinde "yetersiz", yakıştırma sınavlar olduğu görülür.

"Yabancı dilde dersler" yurtdışında eğitim görmüş olan yerli ya da yabancı öğretmenler ile öğretim üyelerince verilir. Ne öğretmenler, ne de öğretim üyeleri alanın yabancı bir dil ile nasıl öğretileceği üzerine eğitim almamışlardır. Kullanılan alan kitapları anadili İngilizce olanlar için yazılmıştır. Öyle bir dersin biçimi tek yönlü iletimdir. Öğrenci-öğretmen etkileşimi olmaz. Anlama zorluğu bulunduğu için anlatım yavaşlar, metin yalınlaşır, sözlük sığlaşıp karışırken anlam sapmaları önlenemez. Öğretmen metni sık sık yeniden Türkçe, ama bu kez karışık bir sözlükle yineler: "Bu eğrinin slop(e)u plus mu minus mu?" benzeri tümcelerle.

NEDEN SADECE TÜRKÇE

Öğrenme süreci ve okuduğunu anlama hızı çok düşük kalır. Özgünlük yerine başkasını taklit etmeyi zorunlu kılar. O nedenle ö ğretim dili her kurumda yalnızca Türkçe olmalıdır. Köksal: "... anadili Türkçe olan (önbilgisiz) birinin, İngilizce bir kitabı Türkçe bir kitaptan daha kolay anladığını söylemesi inandırıcı değildir... Doktora tezini İngilizce yazmış ve İngilizce ders vermiş olan (önbilgili) bir kişinin İngilizce okuma süresinin, benzer güçlükte Türkçe bir yazıyı okumasından yaklaşık dört kat daha uzun olduğu ölçülmüştür"; lisans öğrencisi 8-10 kat daha yavaş bir öğrenme hızıyla sınırlanmaktadır", diyor. Bu yüzden de ister istemez gizli bir ikiyüzlülükle: "dersler İngilizce başlıyor, kısa bir süre sonra Türkçe sürdürülüyor". Alaniçi sınavlarda nasıl davranıldığına ilişkin veriler yoktur. Ayrıca, "bir yabancı dil öğrenen kişi Türkçeyi de daha iyi öğrenir" savı, anadil öğretimini engellemeyi amaçlayan bir yalandır. Yabancı dil öğrenen çoğunluk Türkçeyi daha iyi öğrenemez. Öyle bir koşutluk yoktur. Tartışılabilecek, ulusal bir düzenleme şöyle olabilir.

Yurtiçinde yabancı dilde öğretim yapılamaz. Öyle bir öğrenim, ancak yurtdışında ve öyle çalışmaya hazır olan gençler için uygun görülebilir. Yabancı dili yetersiz kalan öğretim üyeleri not yazdırarak (tahrir) ders anlatma yolunu seçerler. Okuma hızı ve ussal işlem yavaşlaması nedeniyle tek ders kitabı kullanımı, dolayısıyla ezber özendirilir. Kaynak yokluğu da buna eklenirse, en kısa özet bilgi ile yetinme yolu seçilir. Bunun üniversite eğitimiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Yabancı dilde öğretimi savunan yöneticiler, isteyerek ya da istemiyerek eğitime zarar verirler. Yabancı dilde öğretim yapmak israftır; niteliksizliği de örter.

YÜKSEKÖĞRETİM VE DİL

3. Sonuç olarak, verimli öğrenmenin özünü çürütmekle kalmayıp, Türkçe'nin gelişmesini de engelleyen "yabancı dilde yükseköğretim"e gerek yoktur, kaldırılmalıdır. "Yabancı dil hazırlık öğretimi" yerine lisans öğretimi süresince gerekli yoğunlukta alan yabancı dilinin öğretimi sürmeli, yabancı kaynaklardan yararlanma üniversite 1. sınıfta başlamalıdır. Türkçe yeterince gelişmiş, sınırsız olanaklar sunan, işlek bir dildir. Öğretim üyeleri en son alan gelişmelerini öğrencilere aktarmakla yükümlüdür. O öğretimde, henüz çevrilmemiş, ancak yenilik sunan metinlerin yabancı dilde okunması uygun görülebilir. Onun dışında, bilim adamları ile araştırmacılara gereken çeviri desteği sağlanabilir. Üniversite çeviri bölümleri arttırılmalı, kimi çeviri izlenceleri tekanlamlı metin çevirisini öncelemelidir. Üniversiteler arası bilimsel, çeviri-metin paylaşım hizmeti verilmelidir. Bilimde ilerleme, öne geçme iyi bir düzenlemeyle en çok 5-10 yıllık bir süreçtir. Lisans öğretimiyle alanlarda erişilen bilgi öğretilir. Gerek yüksek lisans gerekse doktora sırasında ve ondan sonraki yıllarda da bilinmeyen ayrımlar araştırılır.

Düşünen beyinleri yabancılaşmış bir halk ne yapabilir? Seçim seçim seçilen gençler Osmanlı döneminde Arapça ile öğretime, 1950'den sonra Batı dillerinde öğretime koşularak, eğitilmeyenler Arapça kutsal metinlerin sağlıksız yorumlarıyla oyalanarak Türkiye'de cehalet denetlenmekte, ussal sığlaştırma yoluyla sömürgeleşmeye katkı sağlanmaktadır. Kim ne derse desin, bir yanda en iyilerin, öte yanda paralıların koşulduğu yabancıdilde öğretim ile Türkiye gerekli ve çağdaş ilerlemeyi sağlayamamıştır. Bağımsız aydınlarımız, yetenekli gençlerimiz düşünemeyen bir halk yaratmak için yok edilmişlerdir.

Öğrencilere, birden çok yabancı dil, ama ders yoluyla öğretilmelidir. Bir tek Batı dili, örneğin İngilizce ile yetinilebilir. İkinci bir Batı dili yerine Rusça, Çince, Japonca ya da amaca uyan başka bir Doğu dili seçilmelidir. Ancak, başarı sağlamak için yurtdışında yapılan araştırma sonuçlarını aktarmak, yayınları almak yetmez.

1 Yeldan, Erinç: Cumhuriyet 11.10.06, s.13. / 29.11.06.

2 Yüzak, Özlem: Cumhuriyet 11.10.06, s.13.

3 Bk. Demircan, Ömer: "Yarım-Dilli Eğitim-Öğretim", İTÜ y. 1995, s.36-46. // (2000) İletişim ve Dil Devrimi, Yaylım y. // Müdafaa-i Hukuk Dergisinde: // "Yabancıdil-Hazırlık" Neye Hazırlık?", Mart 2001."Yabancıdille Öğretim I", Nisan 2001// "Yabancıdille Öğretim II", Mayıs 2001// "Yabancıdille Öğretim III", Temmuz 2001.

4 Köksal, Aydın: Yabancı Dille Öğretim, Öğretmen Dünyası y. 2000:120-123.


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat