Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam82
Toplam Ziyaret392956

'Katı Olan Her Şey...'

Perihan SARI DİSK Genel Sekreter Yardımcısı

Dünya Bankası bu aşamada yaygınlaştırdığı politikalarla, serbest piyasa ekonomisini mitleştirmeyi ve mutlak bir gerçeklik olarak ülkeleri ve bölgeleri bu doğrultuda düzenlemeyi sürdürüyor. Bu politikaların uygulamaya geçmesi ile katı bulunan her şey esnekleştirilir, hak olan her şey metalaştırılırken; gerçekte ''katı olan her şeyin buharlaştığı, kutsal olan her şeyin dünyevileştiği'' koşullar derinleşiyor.

Geçen ay içinde, Dünya Bankası tarafından hazırlanan Türkiye İstihdam Raporu açıklandı. 12-13 Haziran 2006 günleri arasında İstanbul'da, yine DB tarafından aralarında Doğu Avrupa ve Kafkasya ülkelerinin de bulunduğu 16 ülkeyi kapsayan İş Yaratma Forumu düzenlendi.

Forum, yeni liberal politikaların başarılı örnekleri olarak gösterilen ülkelerin istihdam ve işgücü piyasaları ile ilgili düzenleyici deneyimlerinin paylaşımına dayanıyordu.

Aktarılan ülke örnekleri ve sürdürülen atölye çalışmalarında, rekabetçi piyasaların hangi katılıklardan arındırılması, örneğin Çin gibi ülkelerle rekabet koşullarının hangi esneklik boyutunda gerçekleştirilebileceği ve ortaya çıkan yoksulluk ve güvencesizliğe karşı nasıl bir güvenceli esneklik sağlanacağı konuları gündeme geldi.

Kavram kargaşası

Egemen güçler bir yandan sözcüklerin ve kavramların içeriğini ve anlamını farklılaştırarak içini boşaltıyor, dil aracılığı ile bir algı yanılsaması yaratıyor; bir yandan da dili kullanarak bir savaş yürütüyor ve alan kazanıyor. Gerçekte, yaratılan kavram karmaşası ile emek hakları ile ilgili olumlu değer ve anlam yüklenen içselleştirilmiş ve özümsenmiş toplumsal içerikli her değer altüst ediliyor, toplumsal özü değiştiriliyor.

Kapitalizm, bu yolla ve etkin araçlarla kendi dilini yaygınlaştırıyor, toplumun dilini kendi ideolojisine uyduruyor, yaratılan boşlukta, kitleleri kendine ve sorunlarına yabancılaşmış, duyarsızlaşmış ve dilsizleşmiş olarak edilginleştiriyor.

Bir süreden beri uygulanan ekonomik politikaların aşındırdığı bu haklar istenen olgunluk düzeyine gelinmiş olmalı ki, şimdi bir eldivenin tersyüz edilmesi gibi, yaratılan yeni dalga bir kavram karmaşasının odağında başkalaştırılıyor.

Dünya Bankası tarafından yaygınlaştırılan ve uygulanan ekonomik politikaların yarattığı yıkımın sonuçları, bu politikalardan olumsuz etkilenen kesimlere sorumluluk yükleyerek ve bedel ödeterek aşılmak isteniyor. Toplumsal haklar temelinde düzenlenmiş ve örgütlenmiş konular, yoksulluk ve işsizlik olgusu veri kabul edilip, bireysel sorumluluklar olarak bu yeni stratejinin dili ile tanımlanıyor.

Sosyal devlet ilkesinin geçerli olduğu koşullarda, daha açık söylemek gerekirse sosyal devletin anayasal olarak kurumsallaştığı her ülkede, insanların eğitilerek nitelik kazandırılması, istihdam edilmesi ve onurlu bir yaşam sürdürmeye yeterli bir gelir sahibi olması ve gelecek güvencelerinin sağlanması, temel haklar kapsamında düzenlenen konular.

Yani, toplumsal katılımı sağlamak için eğitim hakkı, işlendirme hakkı, çalışma hakkı, çalışırken korunma hakkı, yeterli gelir güvencesi, sağlık hakkı ve çalışma yaşamını tamamladığında emeklilik hakkı, yurttaşlar için devletten istenecek, isteme hakkı olarak nitelenen haklar.

Oysa Dünya Bankası'nın yaygınlaştırdığı anlayışa göre, bundan böyle temel eğitim, ''bilinçli tüketici yetiştirme süreci'' dir. Meslek eğitimi ise kişilerin kendilerini işgücü piyasasına hazırlama yükümlülüklerinin bir gereği olarak, gerektiğinde yaşam boyu sürecek ve niteliklerini sürekli olarak işgücü piyasasının gereksindiği duruma uyarlama sorumluluğunun bir parçasıdır. Yararlanma koşulları, bu hizmetin satın alınması yoluyla olacağından, bedelini de ''kim yararlanırsa, o ödeyecek'' tir.

Kişisel sorumluluklar

Eğitimin temel bir hak; istihdamın çalışma hakkının karşılığı olduğu unutulmalıdır. Eğitim ve istihdam toplumsal niteliğinden soyutlanmak ve piyasa koşullarında kişisel sorumluluklar olarak dönüştürülmek durumundadır. Eğitim ve istihdam artık hak olarak istenemeyecek, piyasa süreçlerinde ulaşılacak gereksinimler olacaktır.

Çalışma hakkı, kavramsal anlamını yitirmiştir. Artık, yetenekleri ve nitelikleri işgücü piyasasına uygun olanların çalışabileceği koşullar geçerlidir. Herkese tam zamanlı iş ya da tam istihdam artık olanaklı değildir. Haftanın, ayın, yılın belirli günlerinde ya da günün belirli saatlerinde çalışıyor olmak, yeterlidir. Üstelik bu çalışma koşulları yaygınlaştığında, işi olanlar değil, çalışıyor gibi görünenlerin sayısı artmış olacağı için istenen hedeflere de ulaşılmış olacaktır.

İşgücü piyasalarının, sermaye hareketleri için uygun olması adına, iş güvencesi gibi, yani Uluslararası Çalışma Örgütü'nün belgelerinde ve temel hakları düzenleyen tüm uluslararası belgelerde ''işçinin çalışırken korunması'' olarak tanımlanan kavrama da gerek yoktur. İşgücü piyasasının esnekleşmesi için, çalışma hakkının korunması gibi ''eskimiş'' yaklaşımlardan söz etmek gereksizdir.

''İnsan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmeye yeterli gelir'' , ''en az ücret'' kavramıyla bile tanımlanmamaktadır. Gelir, ancak yoksulluk ölçümleri söz konusu olduğunda gündeme gelmesi gereken bir kavramdır.

Gerçekte, yeni liberal politikaların, ulus devletleri, kendi sınırları içindeki ekonomik etkinlikleri ve istihdam düzeyini bağımsız olarak etkileyemez duruma getirdiği, uygulanan ekonomik politikaların işi yok ettiği, ulusal istihdam politikası belirleme ve uygulama olanağını ortadan kaldırdığı, belirleyici olanın rekabet koşulları ve uluslararası sermayenin seçimleri olduğu koşullarda, ne işi korumak ne de işçiyi korumak olanaklıdır.

Bu koşullar, emek piyasasının tüm koruyucu önlemlerini kaldırarak emeğin metalaşmasını da dayatmaktadır.

Çalışma hakkının gerçekleşmesi için bireylerin fırsat eşitliğine dayalı bir sistem içinde donatılması gerekirken, kısıtlı ve sınırlanmış işler için, işsiz yığınların yarıştırıldığı; iş bulamamanın kişisel eksikliğe dayalı olduğu duygusunun, bir algılama sapmasının yaratıldığı koşullarda; çalışma standartları, temel haklar ve sosyal adalet gündeme bile gelmemektedir.

Sonuç

Dünya Bankası bu aşamada yaygınlaştırdığı politikalarla, serbest piyasa ekonomisini mitleştirmeyi ve mutlak bir gerçeklik olarak ülkeleri ve bölgeleri bu doğrultuda düzenlemeyi sürdürüyor. Bu politikaların uygulamaya geçmesi ile katı bulunan her şey esnekleştirilir, hak olan her şey metalaştırılırken; gerçekte ''katı olan her şeyin buharlaştığı, kutsal olan her şeyin dünyevileştiği'' koşullar, derinleşiyor.

Cumhuriyet/06.09.2006


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
31° 35° 20°
Saat