Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam257
Toplam Ziyaret408021

Murat Kaymak

Tarih Felsefesi



Betül ÇOTUKSÖKEN

Tarih felsefesini tüm kuşatımıyla anlamaya çalışan Tarih Felsefesi, tarihsel bir sıra düzenini izleyerek tümüyle tarihe, hem birinci anlamındaki tarihe hem de ikinci anlamındaki tarihe felsefeyle bakmanın somut ürünleri üzerinde durmaktadır. Platon'dan, Aristoteles'ten, ilk tarih filozofu olarak adı zihinlerde yer alan Augustinus'tan Raymond Aron'a, Karl-Otto Apel'e kadar alanın tüm tarih filozofu öznelerini tanıtıcı yanlarıyla ele alan Doğan Özlem, tarihteki tüm kategorileştirmelere, dönemleştirme çabalarına, tarih yüzyılı olarak adlandırılan 19. yüzyıl tarihine; felsefeye felsefece yönelme (metafelsefe) çabalarında ortaya çıkan yeni kırılma noktalarının ya da devrimsel dönüşümlerin tarih felsefesi bağlamındaki yansımalarına ayrıntılı olarak yer vermektedir.

Zaman bilincini dünya ve bilgiyle olan ilişkisinde her zaman gündemde tutan tek varlık elbette insan. Bu yolu ona açan ne ya da başka bir deyişle, hangi olanağıyla insan zamanı yaşadığının, bir zaman varlığı olduğunun ipucunu veriyor bize, dahası somut bir biçimde gösteriyor? Tek bir sözcükle 'yazı' aracılığıyla yapıyor insan bunu. 'İnsan'ı, bu arada elbette 'kendisi'ni, 'dünya'yı, 'bilgi'yi 'okuyan insan', yazan varlık olmaya başladığı andan itibaren, her şeyi yazıyor. Yazmayla, toprağa yerleşme arasındaki; yazmayla mekân arasındaki sıkı ilişki de gözden kaçırılmamalı bu arada. Yerleşik düzenle, mekân ve zaman birlikteliği ve okuma-yazma edimleri arasındaki bağ, bilişim-bildirişim-iletişim çağı olarak nitelenen çağımızda daha da artmış durumda.

Yazı tarih yazarlığı yoluyla, bir bakıma kendine yöneliyor. İnsan toplumsal-tarihsel-kültürel bir varlık olarak, her var olandaki tarihselliği yakalayıveriyor. İşte bu yakalayış, insanı kendisi, dünyası, bilgisi üzerinde düşündürüyor; bu yolla insan kendini salt tarihsel bir varlık olarak görmekle kalmıyor, dokunduğu, var kıldığı, nesneleştirdiği her şeyi 'tarihsel' kılıyor. İşte tam da bu anda belki de bir doğa tarihinden söz edebiliriz. Doğanın kendi başına bir tarihi var mı? Elbette yok! Doğaya tarihini veren insandan başkası değil. İşte bunun içindir ki her türlü bilgi ve bilgilenme düzeyinin temelinde antropontoloji (insan-varlık bilgisi) var. Tarih hem doğrudan var oluşuyla hem de bir bilgi nesnesi olarak yeniden var edilişinde bunu açıkça gösteriyor.

HER TÜRLÜ İNSAN ETKİNLİĞİNİN TARİHİ

İnsan bir bilgi öznesi olarak, antropontolojik, yani insan varlığına dayalı, bu varoluşa adeta yapışık zamanın her boyutunu, geçmiş, şimdi, gelecek boyutunu merak ediyor. Bu merak ediş, yukarıda kısaca sözü edilen okuma ve yazma edimleriyle düz gerçeklik ve sanal gerçeklik aracılığıyla somutlaşıyor. İnsan yapısı gereği tarihsel özne olarak tarihi yapıyor ve yapmakla yetinmiyor, tarih üzerine, başka deyişle kendisi üzerine düşünüyor, konuşuyor ve yazıyor; dil/söylem sürekli olarak tarihi konuşuyor ve tarihi yazıyor. Bilinç, Bergsonca bir deyişle bellek oluveriyor ya da bellek bilince dönüşüyor. İnsanın antropontolojik (varlık-bilgisel) duruşu tarihte ikili görünümüyle ortaya çıkıyor.

Tarih; insanlar arasındaki, toplumlar arasındaki ilişkilerin tarihi olarak; ancak insanın nesne kıldığı doğanın, dünyanın tarihi olarak; kurumların, mekânların, her türlü insan etkinliğinin, özellikle de bilgi türlerinin tarihi olarak varoluyor. Tarih bir yandan ya da ilk anlamında olup bitenlerin tümüne işaret ederken; öte yandan ya da ikinci anlamında 'olup bitenler'in, 'yapılıp edilenler'in 'nasıl'lığını ve 'niçin'liğini özellikle anlamaya yönelik bir bilgi bağlamına işaret ediyor. Bu bilgiler de özne-nesne gerilimi bakımından son derece sorunludur. Felsefi söylem bu sorunlara yönelik belirlemelerle doludur ve bu belirlemelerin toplamı tarih felsefesini var kılmaktadır.

İnsan ve toplum bilimlerinin felsefece ele alınışına neredeyse ömrünü veren Doğan Özlem, tarih felsefesi konusunda kaleme aldığı ve ilk baskısı 1984'te yapılan ve geçtiğimiz günlerde gözden geçirilmiş onuncu baskısı elimize ulaşan ünlü yapıtı Tarih Felsefesi'nde, kavramsal ayırımları titiz bir biçimde mercek altına alır ve tarihin ikili anlamına işaret eder. 'Tarih sözcüğü, hem geçmişte kalan insani ve toplumsal olaylar topluluğunu, yani 'yaşanmış geçmiş'i adlandırmakta kullanılır; hem de bu sözcükle, bu yaşanmış geçmişi konu edinen bilim, 'tarih bilimi' kastedilir' (s. 15).

Tarih felsefesi de bir felsefe disiplini olarak, tarihin ikili anlamına koşut olarak kendini kurar; bir tür tarih felsefesi sanki bir varlık felsefesi (ontoloji) ya da onun bir alt bölümü gibi işlerken, iş görürken; ikinci anlamındaki tarih felsefesi de bilgi ve bilim felsefesiyle (epistemoloji) koşutluk içinde ya da bilgi/ bilim felsefesinin bir türü olarak tarih bilgisini nesne edinir. Bu noktada daha üst boyutta bir dolayımlılık artık söz konusudur. Doğam Özlem'e göre de durum şöyledir: 'Birinci anlamıyla tarih felsefesine, geçmişte kalan olayların ne anlam ifade ettiğini sorgulamaktan başlayıp, giderek insanlığın tüm yaşanmış geçmişine, yani 'dünya tarihi'ne yönelen bir felsefe uğraşı olarak bakabiliriz. Bu uğraşı giderek, tüm insanlık tarihine yönelik bir üst-bakış edinmeye, hatta tüm insanlık tarihi hakkında kapsayıcı olmak isteyen bir felsefe sistemi kurmaya kadar gider ve tüm insanlık tarihi, bu türden felsefe sistemleri ışığında açıklanmaya çalışılır' (s. 15).

Tarih bilgisini kendine nesne edinen tarih felsefesini ise Doğan Özlem şöyle belirgin kılmaya çalışır: 'İkinci anlamıyla tarih felsefesi ise, tarih biliminin ve tarihçinin bilgi elde etme etkinliğini sorgulayan, tarih biliminin dayandığı ilke ve yöntemleri eleştiren ve giderek tarihsel bilginin nitelik, hatta olabilirliğini çözümleyen bir tarihsel bilgi eleştirisidir' (ss. 15-16). Filozofun ilgisi yine Doğan Özlem'in deyimiyle 'geçmişin felsefesi' ile 'tarih biliminin felsefesine'dir (s. 18).

İNSAN-DÜNYA-BİLGİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Bilgi türleri içinde belki de en sorunlu olanı tarih bilgisidir diyebiliriz. Tarihin bir bilgi dalı olarak varolanı nesneleştirmesi, kullanılan dil, ikinci anlamındaki tarih, filozofun temel ilgi alanını oluşturmaktadır. İnsan eylemlerinin yorumlanması, anlaşılması; insan eylemlerine ya da insan ilişkilerine ilişkin yazılı metinlerin, belgelerin elde edilişi, yorumlanışı, kısaca anlaşılma çabaları her zaman sorunlu bölgeleri oluşturmuştur. Özellikle yorum farkları, yorumların dayandığı temeller hem tarihçinin hem de tarih filozofunun gündemini oluşturmaktadır. Tarih bilgisinde en önemli sorunlardan biri de tarihi dönemlere ayırma sorunudur. Bir tarih çağı ya da dönemi ne zaman başlamıştır, ne zaman sona ermiştir? Bu sorular belki de upuygun karşılıklarını hiçbir zaman bulmayan, bulamayan sorulardır.

İnsan-dünya-bilgi arasındaki ilişkilerin tarih açısından irdelenmesi, her çağın, her zamanın tinine göre ya da ağırlıklı olarak belirleyici olan düşünme doğrultularına göre farklılaşmaktadır. Bilindiği gibi, tekil-tümel gerilimi, aydınlanma-romantizm gerilimi, pozitivizm-tarihselcilik gerilimi, tüm disiplinleriyle felsefi söylemde farklı çözüm yollarına kapı aralamıştır. Doğan Özlem'in yaptığı şu saptama son derece önemlidir: 'Hiç şüphesiz insanın tarihi yorumlama, anlamlandırma ve açıklama çabası, bazı dönemlerde seyrek, bazı dönemlerde (özellikle son 250 yıldır) yoğun bir şekilde sürdürülen bir çaba olarak hiç durmamıştır ve bundan sonra da durmayacağı kuvvetle tahmin edilebilir. Tarihi yorumlama, anlamlandırma ve açıklama çabasına giren insan, ne var ki, bu çabasında önce bugüne kadar felsefe tarihi içerisinde aynı çaba sonucu ortaya konulmuş yorumlama, anlamlandırma ve açıklama denemelerini yeterince tanımak zorundadır. Bu kitapta, insanın kendi tarihini yorumlama, anlamlandırma ve açıklama denemelerinin nasıl bir çokluk ve çeşitlilik gösterdiğini sergilemeye çalıştık. Bu denemeler çokluğunun ve çokçeşitliliğinin sürekli bilincinde olmanın ve kendimize ait bir tarih yorumunu veya açıklamasını bu çokluk ve çokçeşitlilikle sürekli hesaplaşarak geliştirmenin ve böylece tekyanlılıkların yol açacağı tuzaklardan sakınmanın bir gereklilik ve felsefi olgunluk işareti olarak kendisini hep göstermesi, başlıca dileğimizdir. Kitap, böyle bir gereklilik bilincinin oluşmasında ve bu konuda bir felsefi olgunluğa erişilmesi yolunda katkı sağladığı oranda, amacına ulaşmış olacaktır' (s. 264).

Tarihe olan ilgi bu satırların ilk kez yazıldığı ve yapıtın yayımlandığı yıldan bu yana ülkemizde artmış durumda. Tarihimizle yüzleşmek, yakın tarihimiz başta olmak üzere, tarih olarak etiketlenen her şeyi anlama, yorumlama çabası iyice görünürlük kazandı. Ancak oluşturulan, yaratılan tarih bilgisine felsefeyle yönelmek de bir o kadar önemli görünüyor. Büyük ölçüde eksik olan budur diyebiliriz. Umuyoruz ki Doğan Özlem'in yeni baskısı yapılan bu çalışması ve bu türden çalışmalar tarih bilgisine yönelik tarih felsefesindeki yeni açılımları kışkırtır; hatta bununla da kalmaz tarihi yapanlara, yazanlara ve yorumlayanlara ışık tutar; yoksa 'tarihimizle yüzleşmek' retoriği 'boşsöz' olmanın ötesine geçemez.

Tarih Felsefesi/ Doğan Özlem/ Say Yayınları/ 478 s.

(*) Prof. Dr. Betül Çotuksöken, Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü, betulcmaltepe.edu.tr, betulbetulcotuksoken.com, www.betulcotuksoken.com

Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 0°
Saat