Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam90
Toplam Ziyaret393180

Hangi Aydınlanma?

Doğan Kuban

Mürekkep yalamış olanlarımız, Türk toplumunun bilimde, felsefede, edebiyatta, sanatta geri kalmış olduğunu hem tarihten bilirler, hem de toplumun bugünkü performanslarını dünya ile karşılaştırdıkları zaman görecek kadar bilinçlidirler. Genelde aydınlanma dendiği zaman Fransız devriminden önce kilise karşıtı düşünce akımı anımsanır. Kanımca bu kavram bugünkü yarım yamalak okumuşun aklını karıştırıyor.

Avrupa aydınlanma düşüncesi, Avrupa ve Amerika’da bile gerçekleşmedi. Amerika’da kiliseye gidenler hâlâ %85 oranında. Avrupa halkı, kendi kültür bileşeninin birinin Hıristiyanlık olduğunu vurguluyor. Laiklik paganizm değildir. Dini bileşen, monoteist toplumlarda bir yere gitmedi. Yugoslavya’nın parçalanması, yaşayan dini kimliklerin güçlü varlığından kaynaklanır. Laiklik ne kiliseyi boşaltıyor, ne Papa’nın haşmetini engelliyor. Kaldı ki devletlerin laik olması, insanların sayısız inanç, hurafe, falcı ya da şeyhin bağımlısı olmasını değiştirmiyor.

Osmanlı toplumu, Voltaire, Rousseau, Diderot, Montesquieu, Kant gibi uygarlık tarihinde özel yeri olan Avrupa düşünürlerinin temsil ettikleri Aydınlanma düşüncesinin izleyicisi olmamıştır. Tanzimat’tan sonra Avrupa’yı izlemeye başlayan Aydınlanma edebiyatından çeviriler yapmış olmaları, Türk okumuşunun ‘aydınlanma’ düşüncesini anladığı anlamına gelmiyor. Kilise’ye eleştiri şeklindeki pagan düşüncenin, Osmanlı geleneksel düşüncesi içinde oturacağı bir temel de yoktu.

Biz, Avrupa’da yeni paganizm olarak tanımlanan bu akımın içeriğini hiçbir zaman benimsemedik. Bu kavram kuşkusuz Cumhuriyete de laiklik olarak yansımıştır. Cumhuriyetle bu aşamaya yasal olarak vardığımızı söyleyebiliriz. Ne var ki toplum katında bu kavramı yeterince yaygınlaştıramadığımızı ve toplum kültüründe bunun yarım gerçekleşmiş bir uygulama olduğunu biliyoruz.

Kaldı ki Avrupa aydınlanma düşüncesi, değil Türkiye’de, Avrupa ve Amerika’da bile gerçekleşmemiştir. Amerika’da kiliseye gidenler hâlâ %85 oranında. Avrupa kilisesine de bir şey olmadı. Avrupa halkı, kendi kültür bileşeninin birinin Hıristiyanlık olduğunu sadece bilmiyor, özel olarak vurguluyor. Toplumumuzun dindar olmayanları da bir İslam kültür ortamında yetişmişlerdir. Laiklik paganizm değildir. Gerçi dünyada en ağır dini baskıların olduğu dönemlerde de paganlar yaşar. Fakat dini bileşen, monoteist toplumlarda bir yere gitmedi. Yugoslavya gibi bir ülkenin parçalanması, yaşayan dini kimliklerin güçlü varlığından kaynaklanır. Rusya’da komünist rejim çöktükten sonra Rus Ortodoks Kilisesi yeniden güçlendi.

Laiklik ne kiliseyi boşaltıyor, ne Papa’nın haşmetini engelliyor. Kaldı ki devletlerin laik olması, insanların sayısız inanç, hurafe, falcı ya da şeyhin bağımlısı olmasını değiştirmiyor. Hindistan laik, ama Hindular fanatik inanç sahibi.

 

LAİKLİĞİ HAZMETMEK

Onun için laikliği hazmetmemiş toplumlarda, çağdaş kültürün dinle sorunu olması doğal. Müslümanlar dışında, bütün dünya laik devletlerden oluşuyor. Türkiye’nin bu bağlamda ayrıcalıklı konumu onu İslam dünyasının en gelişmiş ülkesi yapmış. İslamda aklın egemen olduğu bir dünya henüz yok. Olacağı da şüpheli.

Fakat reddedilemeyecek güncel ve yaşamsal gerçekler karşısında dini inançlar, çağdaş toplumun yaşam standartlarını ve etkinliklerini saptamıyor. Laik devlet bugün bir ideoloji değil, bir sürdürülebilir yaşam garantisidir.

Dünyanın geri kalmış fakir ülkeleri laik devletin değil, irrasyonel düşüncenin baskısı altında yaşadıkları için maddi gelecekleri açlık kapılarında. Obama İncil’e basarak başkanlık yemini yapıyor. Bunun içi boş bir formalite olduğu açık. İnsanlar kilise korolarında şarkı söylemeye devam ediyorlar. Kimse ney üflemekten rahatsız olmuyor. Kimse kendi halvetine çekilip ömrünü takva’ya adamış adama karışmayı aklından geçirmiyor. Kaldı ki böyle bir adam haris, cahil, ahlaksız bir politikacı gibi tehlikeli biri değil. Ama kimse Chicago piskoposu, ya da Canterbury başpiskoposuna, yeni enerji gereksinmesi, ya da uzaya gitmek konusunda başvurmuyor.

Toplumlar, akıl ve din merkezli davranışların kesişme noktalarında pek de dengeli olmayan bir dünyada yaşıyorlar. Ne var ki kapitalizm sanayiye, sanayi bilim ve araştırmaya, bilimsel araştırma aklın egemenliğine dayalıdır.

Bu bağlamda ilginç olan, sanayileşmiş toplumların sömürü düzeninin akıllı bir proje olmasıdır. Sömürülenler, aklı daha az kullananlar. Toplumun dünyaya katılmasını zorlaştıran, geleceği garantileyecek uzman düşünceyi engelleyen politik-kültürel müdahaleler, Müslüman toplumları rahatsız ediyor. Fakat bu bağlamda fazla bilinçli oldukları kuşkulu.

 

BİZDE AYDINLANMANIN YOLU

Kanımca Türk toplumunun aydınlanması bundan böyle Rousseau, Voltaire ya da Kant’ı okumaktan geçmeyecek. Onlar öğrenmemiz gereken çağdaşlığın bazı ilkelerini dile getirmiş olsalar bile, sözünü ettikleri düzen bütün dünyada gerçekleşti. Yeniden Voltaire yerine Russell’ı ya da Chomsky’yi okumak daha yararlı olabilir. Avrupa kültürü dışında kalmış ülkeler, Avrupa tarihini yeni baştan yaşamayacaklar. Öyle bir izleme süreci iyi ki gerekmiyor. O zaman sanayileşmenin daha hızlı olduğu günümüzde, bizim gibi toplumlar için hiç şans olmazdı.

Köle olup ikinci sınıf toplum olmanın utancını yaşamamak için, eğitim ve öğretiminin çağdaş koşullarını yaratmak zorundayız. Mücadeleyi eski sömürgeciler ya da yeni kapitalistlerle boğuşarak yapacağımızı algılamak zorundayız. Çünkü bizi AB’den iterek uzaklaştıranlar, sömürenler ve hor görenler, bilgi kirletenler, ulusu birbirine düşürenler aydan gelmiyor.

Ülkenin geçmişi de bu konuda ayak bağıdır. Fakat öğretici de olabilir. Ayak bağıdır, çünkü geçmiş tortusu bir cehaleti taşıyor. Öğreticidir, çünkü aynı adamları değişik maskelerle ortaçağdan bu yana biliyoruz. Yeni aydınlanmanın ilk aşaması budur. Bu aydınlanmaya birinci engel, bugünkü dünyadan habersiz ya da yanlış bilgilenmiş cahil toplum; ikinci engel Batı serüvenini yeniden yaşamamızın gerekli olduğu düşüncesi; üçüncü engel emperyalist kapitalizm ve onun uzantılarıdır.

 

NASIL UYANACAĞIZ?

Eğer Türk toplumu uyanacaksa, bu güncel uygarlığın oluştuğu nokta ve insanlığı bekleyen yakın gelecek perspektifi üzerinde uyanacaktır. Türkiye’ye bilinçli ya da bilinçsiz en büyük düşmanlık edenler geçmişi temcit pilavı gibi öne sürüp toplumun niteliklerini, potansiyelini göz ardı edenler ve yakın geleceğin hazırladığı çok açık tehlikeleri politik safsatada unutturmaya çalışanlardır.

Bu adamlar her toplumda çok. Obama’nın sera etkisini azaltmak için kongreye sunduğu yasa tasarısının iki yüzden fazla karşıtı olduğu hatırlanmalıdır. Bugünkü politik kahve tartışmaları ne yazık ki toplumun geri kalmışlığını ve yakın gelecek için örgütlenmesini temel soru olarak ele almamızı zorlaştırıyor.

Çağdaş dünyada kölelik karmaşık bir olgu. Müslüman dünya küreselleşmenin abonesi, ama küreselleşmenin doğasını anlamakta zorluk çekiyor. Gelecek, teknoloji egemenliğidir. Teknoloji üretimi eğitim düzeni ve örgütlenmesi ile ilgilidir. Bu ilkokuldan başlayarak ülkenin bilim ve teknoloji gereksinmesini yanıtlayacak uzmanların yetişmesini gerektirir. Bunlar parti ocaklarından ya da medreseden yetişmez.

Öğretimi bu amaca yöneltecek örgütlenme mekanizması politikacıların değil, bilim adamlarının elinde olmak zorundadır. Çünkü partileri iktidarda tutmak için değil, toplum geleceğini garantilemek için çalışmak zorundadır. Eğitim performansı, enerji üretimi ve toplumun sürdürülebilir geleceğinin garantisi, bütün bunların toplum tarafından idrak edilmesi koşuluna bağlıdır.

Çağdaş aydınlanma budur.

05.02.2010/Cumhuriyet Bilim Teknik

Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat