Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam39
Toplam Ziyaret407387

Murat Kaymak

Bilimi Dışlayan Ders Kitapları

Yrd. Doç. OKTAY GÖKDEMİR Mersin Üniversitesi

Sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulamasının bütün engellemelere karşın 1997-1998 eğitim ve öğretim yılından itibaren uygulama alanına konulması özellikle bu yasanın geçmesiyle çağdaş, laik, eleştiren ve sorgulayan bireyler yetiştirmeyi amaçlayan çevrelerde belirli bir rahatlık yaratmış gözüküyor. Zorunlu eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkarılmasıyla Türk eğitim sisteminin kangren haline gelmiş sorunlarının birdenbire çözüleceğine olan inanç, yerini sorun çözücü yöntemler bir an önce uygulama alanına konulmazsa büyük bir karamsarlığa bırakacak gibi görünüyor.

Kanımızca Türk eğitim sisteminin en büyük sorunu ders kitaplarında odaklanmaktadır. Milyonlarca öğrencinin ve yüz binlerce öğretmenin neyi, nasıl okuyacağına ve okutacağına karar veren ve demokratik eğitim sisteminin karşısında Damokles'in Kılıcı gibi duran Talim ve Terbiye Kurulu ve o kurulun seçtiği yazar ve kitaplar; sosyal bilimlerden fen bilimlerine varıncaya kadar tek tip, otoriter, ezberci, eleştirel bilinç ve sorgulama yeteneği olmayan çağdaş dünyanın yarattığı evrensel değer yargılarından uzak insanlar yetiştirilmesine hizmet eder, farklılıkları ve benzemezlikleri dışlayarak herkesi aynılaştıran bu yaklaşım iddia edildiği gibi sadece imam-hatip okullarında değil Türkiye'deki orta öğretim sisteminin tüm kurumlarında geçerli hale gelmiştir. Kuru bir öykünmeciliğin sarmalında dünya insanlarıyla ve toplumlarıyla evrensel ilişkiler kurmaktan uzak bireyler yetiştirmeyi amaçlayan ve yaklaşık elli yıldan bu yana sistemli bir şekilde yürütülen bu eğitim sistemi sonunda kendi frankenştaynlarını yaratmakta gecikmemiştir.

Bu yaklaşımın gelişmesindeki ana nedenlerden biri cumhuriyetin ilk yıllarında uygulama alanına konulan ve Aydınlanma geleneğinden gelen tutarlı modernleşmeci yaklaşımdan 1946'dan sonra sapmaların yaşanmasıdır. Aklı, bilimi ve yol gösterici olarak gören pozitivist-ilerlemeci Atatürkçü eğitim felsefesi yerini; 1946'lardan sonra metafizik ve mistik yaklaşımların egemen olduğu bir eğitim anlayışına bırakmıştır. Cumhuriyetin ve Atatürkçü eğitim felsefesinin ''fikri hür vicdanı hür irfanı hür nesiller'' yetiştirmek amacı ve çabası en son aşamada Köy Enstitüleri'yle doruk noktasına ulaşmış, ama ondan sonra sistemli çabalarla tam bir geri dönüş yaşanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki ders kitapları ve müfredat üzerinde zaman geçirmeden yapılması gereken çalışmalar bir an önce uygulama alanına konulmaz ise bu olumsuz gelişmeyi 8 yıllık kesintisiz eğitim de engelleyemeyecektir.

Ders kitapları üzerinde şöylece bir duran dikkatli bir göz, bu kitapların çağın gereklerinden ne kadar uzak, düşman tespit edici ve bilimi dışlayan tek tip insanlar yetiştirmeyi amaçladığını görebilecektir. Burada halen orta öğretimde okutulmakta olan çeşitli dersler ve o derslere ait ders kitaplarından birkaç örnek verecek olursak çocuklarımıza bilgi diye bilimsellik diye neleri öğrettiğimizi çok açık bir şekilde görebiliriz: ''En küçüğünden baştaki hükümdara kadar bütün Türk yöneticiler kendilerini idare ettikleri halkın tamamını mutlu kılmakla görevli sayarlardı. Bu yüzden halkın ezilmesi, sömürülmesi söz konusu değildi'' (Yüksel Turhal, Tarih-Lise II, İst. 1989). Yine bir başka Tarih kitabından bir başka klişe söz; ''...Türkün zaten mevcut olan cesaretine İslam dini ayrı bir kuvvet katmıştı. Hayatta kalmakla ölmek arasında önemli bir fark yoktu. Esas olan savaştı. Çünkü savaş insanları maddi ve manevi rahata kavuşturan tek yoldu. Türk ordusu daima savaşa hazırdı. Yorulmak bilmezdi. Hıristiyanların üç günde aldıkları yolu bir gecede alırdı. Türk askerinin cesareti her türlü takdirin üzerindeydi. Yaşamak esas olmakla beraber eğer ölmek alna yazılmışsa hiç de çekinecek bir şey değildi.'' (Niyazi Akşit-Emin Oktay, Tarih Lise I, İst. 1985.) ''Dini açıdan devlet Allahın insanların hayrına meydana getirdiği bir teşkilattır'', (Kemal Dal-Orhan Çakıroğlu, Orta Okullar İçin Vatandaşlık Bilgileri, İst. 1987). ''Felsefe ile din ayrı planda yer alırlar ama bu iki bilgi türünün birbirine zıt olduğu söylenemez'' (Felsefe Giriş, Komisyon, İst. 1990), ''Evrenin Allah tarafından yaratıldığı fikri kabul edilince aynı çizgi üzerinde bulunmayan görüşlerin reddedilmesi gerekir.'' (Mehmet Aydın, Liseler İçin Din ve Ahlak Bilgisi III, İst. 1984). ''Orucu bozan şeyler: Lezzet aldığı birinin tükrüğünü lezzet olarak yutmak... Ağız dolusu kusmuğun bir kısımını yutmak.'' (Süleyman Ateş vd., Liseler İçin Din Bilgisi II, Ank. 1976.)

Bir bilim dalı olan coğrafyayı ''Milli Coğrafya'' yapan, düşünme yeteneğini arttıran Felsefe Grubu derslerini zorunlu olmaktan çıkararak seçmeli duruma getiren ve sadece İslam felsefesine indirgeyen, biyoloji kitaplarından Darwin'in evrim kuramını (teorisini) çıkararak kutsal kitapların evrenin oluşumuyla ilgili tezlerini dolduran Milli Eğitim Bakanlığı'nın Talim ve Terbiye Kurulu'nun sayın üyeleri seçtikleri ve önerdikleri bu kitaplar ve müfredatla oluşturdukları mistik, propagandif ve metafizik bilgi yığınlarıyla acaba hangi çağı yakalamak istemişlerdi...

1923 Cumhuriyet Devrimi'nin temel amacı olan özgür birey yerine otoriteye itaat eden kullar mı yetiştirilmek istendi onlarca yıl? Şimdilerde demokrasi şampiyonluğuna soyunan(!) 1980'li yılların ''Neoliberal muhafazakâr, milli ve manevi değerlerine bağlı'' Milli Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel; aslında olan biteni ve ne yapmak istediklerini ''21. yüzyılın elinde mushaf taşıyan uzay elbiseli neslini yetiştireceğiz'' sözleriyle ne güzel de açıklamıştı.

Sonuç olarak 8 yıllık kesintisiz eğitim yasasının çıkması çağdaş laik ve özgür düşünen bireylerin oluşturulmasında önemli bir aşama olarak görülebilir, ama ders kitaplarının ve müfredatın çağdaş ölçütlerde yeniden ele alınarak akılcı bilimsel ve laik esaslar doğrultusunda yeniden ele alınması Atatürk'ün hedeflediği ''fikri hür vicdanı hür irfanı hür'' kuşakların yetiştirilmesi için tarihsel bir zorunluluktur. Son dönemde Milli Eğitim Bakanlığı'nın bu konuda göstermiş olduğu olumlu çabaların, 56. hükümetin M.Eğitim Bakanı tarafından da arttırılarak hızlandırılması en büyük dileğimizdir. Tersi durumda zorunlu eğitimin süresini ne kadar uzatırsak uzatalım 21. yüzyılın özgür düşünceli bireyleri yerine milli eğitim sistemimiz kul ve kullar yetiştirmeye devam edecektir.

18 Ocak 1999

Hava Durumu
Anlık
Yarın
6° 1°
Saat