Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam92
Toplam Ziyaret393182

İsmail Safa/Misak-I Maarif (Umumi Maarif Ve Terbiye Programı)


Türkiye Büyük Millet Meclisinin üçüncü içtima yılını teşkil eden 1338 sene-i maliyesi hitam buldu. Dördüncü sene başladı. Merahil-i terakkide şimdiye kadar muhtelif sebeplerin tesiri ile geri kalan milletimizin şu devr-i teceddütten sonra takib edeceği meslek, hakiki bir maarifperverlik azim ve gayreti ile meşbu olmadıkça istikbalin temini için kurulan bütün ümitler bir hayalden ibarettir. Yarınki neslin manevi hayatı ile alakadar her türlü mesuliyeti deruhte etmiş olan maarif memurları kendilerini müşterek ve mukaddes gayelerinin tahakkukuna isal edecek hudutu vazıhan bilmelidirler.
Vekalet, teşkilatın birçok noksanına rağmen vazifesinin her temas noktasında bir eser-i faaliyet uyandırmak maksadı ile çalışıyor. Hakimiyet-i vataniyelerinin yüksek derecesini takdir ve şükürle karşıladığım muhterem arkadaşlarının mesai ve icraat yollarında kıymetli yardımlarını gittikçe daha feyizli , daha meşkur asar ile hissedeceğime eminim.
Memuriyet, bilhassa meslek-i talim, hiçbir zaman karın doyurmak fikri ile katlanılmış maddi ve değersiz bir vasıta-i maişet değildir. Maarif memurlukları muallimlik müsbet istihkakların hücceti ve mükafaatı olarak verilir. Bu şerait dahilinde kabul edilen vazife, yalnız fikir ve vazife ile ifa edilemez. Fedakarlık bunun cüz-ü mütemmimi hükmündendir.
Bir müddettir hemen bütün maarif idarelerinden alınan raporlar her tarafta maarife ait müsbet hareketlerde bulunulduğunu gösteriyor. Bu teşebbüslerin müttehid bir hedefe tevcihi için vekaletin bu sene tatbikine karar verdiği hususat ile terbiye ve tedris hakkındaki düşüncelerini tamimen tebliğe lüzum görüyorum.
Maarif-i Umumiye Müessesinden Maksat Nedir ?
Şimdiye kadar maarif idaresi en hakiki manasıyla bir mektep nezaretinden başka hiçbir şey değildi. İstanbul\'da ilk maarif teşkilatının temeli 1253\'te neşrolunan bir fermanla atıldı. Bunun bütün muhteviyatı mahalle mekteplerine aitti. Mekteplerin biraz daha asri bir şekle ircaı düşünüldüğü sırada yalnız okuyup yazmanın tamimi, yalnız cehlin izalesi, yalnız yetişecek neslin aktan karayı seçmesi mevzubahis oluyordu.
Senelerce maarifin resmi programı bu dar ve sıkışık çerçeve içerisinde soluk bir istihale geçirdi. Birbirini takip eden gürültülü ve mutantan fermanlardan sonra o zamanki Mekatib-i Umumiye Nezaretlerinin, Encümen-i Danişlerin, Maarif-i Umumiye Meclis-i Muvakkatlerinin , hatta Meclis-i Valanın , Şura-yı Nafia gibi heyetlerin maarife ait mukarreratında iptidai tahsilin tamiminden başka hiçbir esas gözetilmiyordu. Doğrusunu söylemek lazım gelirse bu hal Tanzimat devrine zorla izafe edilen o teceddüt ve intibah temayülatından çok uzaktır. Şarkın yaşlı , mütefekkir tarihi ile Garp medeniyetine en yakın bir noktadan temas ettiği İstanbul muhitinde 19. asrın terbiye , maarif gayelerine bu kadar az nüfuz edebilmesi teessürle düşünülecek bir haldir. Şarktaki bu geriliği hangi amillerin tevlid ettiğini uzun uzadıya tetkike lüzum yoktur.
Terbiye ve maarifin asıl milli, heyecanlı ve serbest cereyanları bu memlekete siyasi inkilaplarla beraber dahil olur. Fikri tekamüllerin en sonra geçebildiği hudutlar sarayların aşılmaz duvarlarıdır. Fransa İhtilalinin insan kanı ile vücuda getirdiği " Hukuk-u Beşer" mevzuu hiç şüphesiz kendi intibaatını vicdanında taşımayan şuursuz bir cemiyete istemeden bahşedilmiş ve imtiyaz yahut bir rütbe değildi. Garp çoktan bu imtiyaza layıktı ve istihkakını azimle, cüret ve metaniyetiyle bilfiil isbat etmişti. Fakat inkilap fikrini yaşatanlar, daha doğrusu yaşatmak isteyenler daha ciddi düşündüler. İhtilalin bütün şeni hakikatlerine, yüksek mefkürelerine rağmen halkın seviyesi istihsal edilen hukukun her türlü inceliği ile muhafazasında kafi derecede sağlam bir kuvve-i müeyyide her zaman teşkil etmiyordu.
Hakimiyet-i milliye, ileride tehlikeye uğramamak için büyük, küçük bütün efrad-ı milletin, bütün milli, içtimai zümrelerin fikren daha yükselmesi, onun esaslarını şuurlu bir imanla kavraması mültezemdi. Maarif teşkilatını ilk defa bir inkilapçı zihniyetle düşünen ve bunu her bir cemiyetin müstakbel ihtiyaçlarıyla tevhid etmek vasıtalarını arayan Condorcet , Millet Meclisinde okuduğu uzun layihalarında bilhassa iki umdeye kuvvet verdi.
Birincisi işte şuydu: İnkilabın mesut neticelerini idrak eden vatandaşlar arasında hiçbir ferdin yarın Millet Meclisine yahut hükümet kapısına gelip de "Bana hakkımı verdiniz, fakat ondan nasıl istifade edeceğimi bilmiyorum. Ben cahilim ! " diyememesi lazımdı. İkinci umde , her ferdin mensup olduğu meslekte ileri gitmesi için muhtaç olduğu en yeni ve en ilmi vesaiti kendi muhiti içinde kolaylıkla bulması idi. Muazzam bir inkilabı takib eden şu program hiçbir zaman yeniliği zail olmayan kıymetdar bir numunedir.
Condorcet\'nin sözleri ispat eder ki maarif-i umumiye idaresinin deruhte edeceği vazife yeni nesli yetiştirmekten ibaret değildir. Nesl-i hazırın irfanen yükselmesine çalışmak onun fikren muhtaç olduğu terakki ve tekemmül esbabını düşünmek ve temin etmek maarif nezaretinin taht-ı mesuliyetindedir. İstikbali uzak senelerde değil, yarının tekamülünde aramak, en mühim vezaifimizden birini teşkil eder. Terbiye ve maarifi, iptidai mekteplerinin sıralarına sığdırmak bütün ihtiyaçlarımızı tatmin etmez. Bize mekteplerden sonra mesleki ihtisasları teshil ve teşvik edecek birçok ilmi müesseseler lazımdır. Sulhun takarruru irfan ve ihtisas ocaklarımızla uğraşmamıza müsait bulunduğu dakikada mesaimizi en evvel birbiriyle mütesanit üç gayeye tevcih etmek mecburiyetindeyiz. Terbiye , tahsil ve ihtisas ! Bu esaslar hakkındaki programlarımızı ayrı ayrı prensipler dahilinde izah etmemiz mümkündür. İlk gayemiz , milli ve asri terbiyeyi vatanımızın en uzak köşelerine dağıtmak olacaktır.
Terbiyede Gayemiz
Her neslin vazifesi, yeni nesli ihtiyaçlarına göre hazırlamaktır. İstikbalin ihtiyaçlarını halin temayülatından, sağlam ve maraz kabiliyetlerinden, buhranlarından anlamak terbiyenin , tedrisatın ana hatlarını ona tevfik etmek o kadar müşkül değildir. Cihan, harb-i umuminin bıraktığı bir inkilap buhranı ile mustariptir. Avrupa medeniyetinin yıkılan ve çöken yerleri olduğu gibi istifade edilecek birçok aksamı da vardır. Biz tarihin geçirdiği, geçireceği umumi inkilaplar içerisinde ayağımızın kuvvet-i itminanıyla basacağı yeri bilmeliyiz. Terbiye hususundaki hedeflerimiz sarihtir: Yarının fikri, hukuki bilhassa iktisadi akideleri ile doğacak yeni medeniyetini gençlerimiz metanetle karşılayabilmelidirler !
Onları her cereyana sükün ve tevekkülle tabi olacak şu yahut bu fikir ve kanaatlerle değil, en doğru ve ihtiyaca uygun istikametleri sezecek, kendi azmi ile ileri atılacak bir kabiliyet-i fikriye ile yetiştirmek millet için bir hayat meselesidir.
Cidal-i asri henüz hitam bulmamıştır. Siyasi ve iktisadi cereyanların daima tevlid ettiği yorucu, ağır mücadelelerde gençler, fikren çok kuvvetli , ilmen iyi hazırlanmış oldukları kadar ahlaken de sarsılmaz bir seciye ile mücehhez bulunmalıdırlar. Terbiyenin hiç değişmez bir şekli bulunduğunu zannetmek yanlıştır. Her cemiyet ve muhit içtimai, fikri, ahlaki, medeni nokta-i nazardan bir insanlık mefküresi halk eder ki, terbiye, bu mefküreyi kuvveden fiile çıkarmakla mükelleftir. Taksim-i amalin fevkalade revaç bulduğu muhitlerde terbiye mesleği muhtelif kabiliyetlerin inkişafını teshil eder. Bir cemaat haris ve hasut milletlerle mübareze halinde ise, fevkalade kuvvetli bir hiss-i milli ile mücehhez efrat yetiştirir; beynelmilel bir rekabetten kurtulacak bir dereceye gelmişse terbiyenin hakikate isal etmek istediği gaye daha ziyade insani ve sakin olur. Bu umdeler bütün cemiyetlerin terbiye esaslarında sadakatle muhafaza olunmuştur. Türkler , asırlardan beri varlıklarına düşman olan haris, istilacı bir zihniyetle meşbu bir alemle mücadele mevkiinde bulunurlar. Bu cidalin muhtelif sahalarda birçok zaman daha devam etmesi şiddetle muhtemeldir. Binaenaleyh tarihten ve bugünkü hakikatlerden mülhem olarak terbiye esaslarını şu umdeler üzerinde temerküz ettirmeliyiz :
1) Harici düşmanlar çoktur. Memleket dahilinde kuvvetli bir hiss-i milli ile ittihat etmeye muhtacız. Muhtelif kanaatlerin, yahut meslek farklarının milli kardeşliğe ve memleket sevgisine müessir olmamasını yarınki terbiyemizde bir nokta-ı hareket addedeceğiz. Gençler, milli varlıklarına muhalif bulunmayan her içtihada hürmetkar olmalıdır.
2) İktisadi inkilaplar pek yakındır. Tehlikenin nerelerden geldiğini ihtiyatkar bir görüşle ihata ettikten sonra onu azim ve temkinle karşılayacak, memleketi iktisadi bir esaret altında bırakmayacak dimağlar mekteplerde hazırlanacaktır. Bunun için gençliği çalışmak fikri ve istihsal gayesi ile yetiştirmek ve onlara istihsal vasıtalarını vermek mesleğini takip edeceğiz.
3) Manen yorgun bir medeniyetin karşısındayız. Her yıkılan müessesenin enkazı altında yeni mefkülerin doğacağını gençlik artık daha kati bir surette bilecektir. Şarkı, Garbı işgal eden vekayinin muvacehesinde ancak soğukkanlılığını ve iradi kudretini muhafaza edecek okumuş yazmış bir neslin muzaffer olacağını yeni nesle telkin etmemiz lazımdır. Yarının mekteplerinde hakim olacak terbiye düsturunu son bir sözle telhis için şunu söyleyebiliriz : Biz, her şeyde kuvvetli ve azimli olacağız. Çünkü daima siyanet edilecek haklarımız, milli , medeni, insani, mefkürelerimiz var; zaaf, bütün seyyiatın anasıdır. Kuvvetlilik insana mesuliyeti , itimad-ı nefsi ve hakları himaye etmeği öğretir.
Tedrisatın Gayeleri
Vekaletin tedrisat hususundaki gayesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Paşa Hazretlerinin sene-i devriye münasebetiyle irad buyurdukları nutukta gösterilen hututu ihtiva eder. O hututun aynen muhafazası için nakil ve tekrarına lüzum görüyorum: Müşarünileyh Hazretlerinin gayet mucez bir surette izah ettikleri gibi bu hususta tatbik edeceğimiz usul, malumatı insan için fazla bir süs , bir vasıta-ı tahakküm , yahut medeni bir zevkten ziyade maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden ameli ve kabil-i istimal bir cihaz haline getirmektir. Halkçılığın seviye-i içtimaiye farklarını bütün ref etmesi ihtimali daha birçok zaman için bir hayaldir. Bilenlerle bilmeyenler arasında her zaman galip tarafın şefkat ve hayırhahlıkla dolduracağı bir boşluk olduğunu içtimai bir felsefenin müsavatperver mantığı reddedemez. Fakat halkçılık gayesi mekteplerde yetiştirilen güzide zümrelerde sabit bir sıfat arar ki bu bir hava-yı nesimi yahut ziya tabakası gibi muhite bar olmaksızın ona faide vermektedir. Halk mekteplerinin yetiştireceği güzideler avamdan olmadıkları gibi avamfirip de olamazlar. Onlar cemiyetin faidesiz ve müstehlik unsurları değil, bilakis en faideli ve müstahsil fertleri olacaklardır.
Yeni nesli eskisinden ayıracak terbiye ve tahsil farkı bilhassa bu noktadadır ki her türlü vuzuh ve katiyyetle göze çarpar. Halkçı bir cemiyette satılık ilim yoktur. Kıymet yalnız mesaiye, daha doğrusu tesanüt ve tekafül-ü içtimaiyenin meydana çıkardığı karşılıklı vazife ve menfaatlerle tebadülüne ait bir vasıta olduğu için ilk ve orta tedrisatın talebeye vereceği asri malumatı maksatsızlıktan kurtarmaya, onu sanat, ticaret ve ziraate yahut yüksek mesleklere karşı tam bir hazırlık şeklinde tesis etmeye mecburuz. Her devre-i tahsil için muayyen bir gaye vardır; ilk mektepler terbiye-i evveliyeyi ikmal eder. Şahsiyet-i diniyeyi , daha doğrusu, hiss-i diniyeyi vücuda getirir ve şakirdi tahsile hazırlar.
Orta mekteplerin birinci devrelerindeki tedrisat hiçbir zaman mazi ile alakadar ilimlerin vasıta-i istihsalatı olamaz. Bunlarda yalnız hayata ve istikbale yarayan dersler takip edilmeli, mavera-i kadim tarihi bilgiler ve lisanlar ve daha ziyade ihtisas ve meslek tahsillerine bırakılmalıdır. Mutavassıt devre mutavassıt insanlar yetiştiren bir hayat-ı hakikiye mektebidir. Buradan çıkanlar hayata emniyetle atılabilmelidirler.
Bu maksadı husule getirmek için tevessül edilecek vesait iki umde üstünde temerküz eder: Birincisi her dershanenin yanında küçük bir darül-mesai bir tatbikat hücresi bulundurmak, ikincisi tedrisatı hem edebi, linasşinas , zarif ve danişment, hem de iş adamı yetiştirmek yolundaki muzaaf bir gayeden uzaklaştırarak onu binefsihi bir varlık bir cüzz-ü tam şeklinde tanzim etmektir. Maarif-i umumiyemizin inkişafında nazar-ı dikkate alacağımız üçüncü gaye de mesleki ihtisasları teşviktir.
Yüksek tedrisat daima meslekleri tesis eder. Her meslek muhtaç olduğu programı maddeten tesbit etmiştir. Tababetin ve hukukun muhtaç olduğu ulumu yeniden tayin edecek mesaiye tetkikat ve tetebbuata lüzum yoktur. Memleketin darülfünun ve serbest meslekler hayatında takip edeceği yolu en asri zihniyetle idrak eden iyi bir darülfünun heyetine ve bir hayli mesleki ve fikir adamlarına malik olduğumuzu kemal-i şükranla itiraf edebiliriz.
Darülfünun istikbal-i tabiisi dahilinde serbest mesleklere verdiği istikameti gittikçe daha mükemmel bir hale isal edecek vesait-i maneviyeye maliktir. Yalnız maarif-i umumiyemiz biri darülfünün tedrisatının fevkinde, diğeri onunla alakadar iki ihtiyacın , tazyikatı altındadır. Darülfünun tedrisatı ile alakadar addettiğimiz ihtiyaç memlekette henüz sultani mekteplerinin devre-i saniyesine muallim yetiştirecek bir müessesenin olmamasıdır. Darülmuallimin-i Aliye bu maksatla tesis edildiği halde henüz teşkilat ve tedrisatını onunla telife muvaffak olamamıştır. İstanbul\'daki Darülmuallimini, Darülfünundan istifade ettirmek üzere bazı tertibat ittihazı 39 bütcesine ithali mukarrerdir. Darülfünün tedrisatının fevkindeki ihtisaslar hakiki alimlerle tetebbu adamlarının namzet oldukları istikbal ilimdir ki bunun muhtaç olduğu vesait maalesef memleketimizde hiç mevcut değildir. Halihazırda ne İstanbul, ne Anadolu muhitinde hayatını ilim ve irfana hasreden bir mütetebbi kendi istiksaatını tehsil edecek bir müessese bulamaz. Bunun için behemmehal asri kütüphaneler, nebatat ve hayvanat bahçeleri, konservatuvarlar, darülmesailer vesaire tesisi lazımdır ki Maarif-i Umumiye Vekaleti bunları devletin hal-i maliyesiyle mütenasip bir suretde senelere tefrik etmek üzere programlarına ithal etmelidir. Bu seneki maarif teşkilatı bütün şu makasıdı kısmen istihzar edecek bir mahiyette tanzim edildiği gibi muallimlerin hukukunu ve mekteplerin terakkiyatını temin edecek esasat da düşünülmüş ve bunlar için şimdiden lazım gelen teşebbüsata tevessül edilmiştir.
Bu Sene (1923) Tatbik Olunacak Program
Yukarıdan beri serd edilen tafsilat, Maarif Vekaletinin terbiye, tahsil ve ihtisas mefhumları ile beraber hakimiyet-i milliye ve maarif gayeleri arasında mevcut olan irtibatları hangi nokta-ı nazardan muhakeme ettiğini ve bunların istihsalinde ne gibi vesaite tevessül edileceğini gösterir. İstikbal için çizilen ana hatları üstünde karar ve itimad ile yürümek mesaiyi zamanlara taksim etmekle kabildir. Maarif Vekaleti bu sene mevki-i tatbike koyacağı icraatı maddeten tesbit edilmiştir.
Darülmuallimin Mıntıkaları
İlk ve orta tahsilin mümkün mertebe ıslahı için Anadolu 15 darülmuallimin mıntıkasına ayrılacaktır. Buralarda tam devreli birer sultani mektebi ile 200 talebelik birer darülmuallimat bulunacaktır.
Üç mektebin terbiye ve tedrisat heyeti takriben 60 kişiye baliğ olur. Bu anasırrın vucuda getireceği maarif merkezinde terbiye ve tedrisatın vahdetini temin için muntazaman birleşecek aleni ve faydalı münakaşalarda bulunacak bir terbiye heyeti bulunacaktır. Bu heyet mesaisini mekteplere ve çocukların tahsil ve terbiyesine hasr etmiyecektir. Ahaliyi tenvir için ilmi ve bedii müsamerelertertip etmek halkın okuyup yazmayan kısmını en kolay vesaitle okutarak onlara birinci derecede lazım olan malumatı verecek gece dersleri açmak, matbuat-ı mahalliyede bilhassa terbiye-i umumiyye ve halk bilgilerine ait neşriyatla meşgul olmak, heyetin muntazaman ifa edeceği vezaiften olacaktır.
Mekteplerin tatilinde 25-30 merkezde bütün köy imamlarını cem ederek kendilerine 3 aylık bir tatbikat dersi vermeyi Vekalet bu seneki teşebbüsattının en başına geçirmiştir. Maarif idareleri köy hocalarına bu günün mekteplerindeki usul-ü tedrisi öğretir, onlara iptidai malumatın hududunu tarz ve şeklini telkine muvaffak olursa, maarifi iptidaiyemiz vatanın en ücra köşelerine nüfuz eder.
İptidai tahsilin muhtaç olduğu müessesattan biri de leyli iptidai mektepleridir. Son zamanlardaki tetkikat ve muhaberatımız bize her tarafta leyli iptidailere karşı umumi bir temayül hasıl olduğunu gösteriyor. Birkaç vilayetin küçük yavrularını bir yerde toplamanın vahdet-i terbiye, yurt sevgisi ve kardeşlik üzerinde icra edeceği tesir meydandadır. Vekalet bu mekteplerin açılmasını her türlü vesaitle teşvik edeceği gibi onları Fransızların "Yeni Mektepler"dedikleri ameli ve tedrisi mekteplere yaklaştıracak programlar hazırlamakta teehhür etmeyecektir.
Orta Tahsil Programı
Orta tahsilin tanzim ve islahı için bu sene nazar-ı dikkate alınacak esasat muhteliftir. 1876 sene-i miladiyesinin Osmanlı Hükümetinin teşkilat-ı idareye vesairesine ait müşterek bir eser yazmış olan Ubicini ve Pavet de Curteille iki Fransız mütefekkiri o zamanki sultani ve idadilerimizden bahsederken mealen şu sözleri söylüyorlardı : "İdadiler bizim nahiye idadilerimize, sultaniler tam devreli idadilerimize (liselere)muadildir. Halbuki her ikisi yalnız kağıt üzerinde mevcuttur. Bugünkü Türkiye\'de orta tahsilli yalnız iki mektep temsil edebiliyor ki, bunlardan biri Mektep-i Aklam-ı Şahane,ikincisi de Mekteb-i Mülkiyedir" O zamandan beri geçen 46 sene zarfında idadi, sultani mektepleri birçok inkılabata uğradı. Fakat hala ne tedrisatı lüzumu kadar kati ve muntazam esasata rabt olundu, ne de heyet-i talimiyesi için lazım olan menşeler tesis edildi.
Şimdiye kadar velev ki nakıs olsun bir maarif-i umumiye kanunu vucuda getirmemiş olan sabık mekatib ve maarif nezaretleri, harb-ı umumi senelerinde tali mekteplere ait bazı layihalar hazırlamağa teşebbüs ettiği halde bunlara da şekl-i kanuni vermeğe muvaffak olamamıştır. Tali tahsili tanzim için ilk yapılacak şey tam devreli sultani ve idadilerin programlarını yukarıda bahsedilen esasat dahilinde birbirinden tefrik etmek sultanilerin ikinci devresine muallim yetiştirecek Darülmuallimin-i Aliyenin Kısm-ı Alisini teşkil ve tanzim eylemektir. Maarif Vekaleti bu seneki bütçesine her iki ciheti temin edecek tahsisatı vaz etmiştir.
Muallimlerin Terfihi
Mekteplerde tedrisat vazifesinin şayan-ı itimad ellere teslimini ve evlad-ı memleketin o vazifeyi kendisine hem bir meslek hem de bir mefküre addedecek fazıl ve muhterem muallimler tarafından yetiştirilmesini temin için muallimlik sair serbest ve yüksek meslekler gibi tedricen terakkiye ve her halde temin-i refaha müsait bir meslek haline konulmalıdır.
Dünyanın her tarafında muallimler cemiyetin en fedakar ve hamiyetli unsurlarıdır. Uzun kış geceleri bütün aile yurtları uyurken ufuklarda zayıf ve kanaatkar ışığı sönmeyen ve mütemadiyen çalışan mütevekkil, sebatlı ve namusperver bir adam vardır ki o her gece istikbali yaratacak insanlara vazife defterlerinin karışık satırları arasından hayat, gayret ve terbiye vermek için gözlerinin nurunu israf etmeyi bir vazife addetmiştir. Bütün büyük adamları yetiştiren bu ekinciye cemiyet hiçbir zaman büyük adam olabilmek hakkını vermediği için bir hata işlemiştir. Adlhakkaniyet-i asri bu hatayı tamamiyle tashihe muvaffak olmasa bile onun ağırlığını kendi gadrdidelerinde hissettirilmeyecek bir derecede çalışmalıdır.
Muallimler ikbal ve servete ait ihtirasattan münezzeh olabilirler fakat hükümet onları ve onların ailelerini bugünkü gibi himayesiz bırakmamağa mecburdur.Maarif Vekaleti bu vazifesini biran evvel ifa için muallim ve müderrislerin terfih ve ikdarına ait bir kanun hazırlamıştır ki yakında Büyük Millet Meclisine arz edilecektir.
Mektepler ve Lisan Dersleri
Memlekette günden güne mühmel bir hale geldiği teessüfle hissedilen mühim bir şube-i ihtisas vardır ki o da lisan şubesidir. Kavmiyat ve atikiyatı tetikte yegane vasıta olan şark lisanlarının Garp istişrak aleminde gittikçe kesbettiği ehemmiyete mukabil bu lisanlar memleketimizde her an biraz daha metrukiyete uğradığı gibi gerek ameliyatta gerek iktisadi hayatta en fazla muhtaç olduğumuz ecnebi lisanları da aramızda lüzumu kadar intişar edemiyor. Tali mekteplerimizde lisan derslerini verecek muallim pek güç tedarik ediliyor. Tarz-ı tahsil ise nakıs ve akimdir. Bu noksanı süratle telafi için yeniden tali mekteplere lisan muallimi yetiştirecek bir müessese vücuda getirmeye muhtaç olduğumuz gibi sultanilerde ulüm ve fünundan bir kısmını Galatasaray Sultanisinde olduğu gibi Fransızca tedris etmeye mecburuz. İlk tecrübe olmak üzere İzmir, Samsun ve Adana ile ecnebi iktisadiyatı ile en fazla temas eden ticaret merkezlerindeki sultanilerimizde bu usulu tatbike çalışacağız.
Telif ve Tercüme İşleri
Maarif Vekaleti, telif ve tercüme işlerini hakimiyet-i milliyenin istinatgahı ve milli harsın en mühim vasıta-ı intişarı addeder. Şu iki maksada ait neşriyatı bu sene azami bir gayretle tevsi için Darülfünun medreselerini de bu işe teşrik edecek esasat hazırlanmıştır. Bir taraftan tabedilen ve yeniden telifi kararlaştırılan kitapları meccani olarak her tarafa dağıtmak ve halkı zorla okumağa alıştırmak için hiçbir teşebbüsten geri durulmayacaktır. Merkezde bu maksadı en kati ve kısa yollarla temin edecek teşkilatın esasları tamamen zabtedilmiş ve 339 bütçesine vaz olunmuştur. Her halde Maarif Vekaleti memleketi kurtaracak cephanenin harp yerlerinden ergeç ilim ve tedrisat sahasına intikal edeceğine kani bulunduğundan ona göre her türlü tertibata tevessül eylemiştir. Muvaffakiyeti husule getirecek vesaitin en mühimi maarrif memurlarının gayret ve hamiyyeti olduğundan ona göre çalışılmasını yeniden beyan ile iktifa ederim. *
MAARİF VEKİLİ İSMAİL SAFA ( ÖZLER )
* 8 Mart 1339 ‘da ( 1923 ) 3952-358 numara ile tamim olunmuştur.
Esas Kaynak : Maarif Vekaleti Mecmuası 1 Mart 1341 ( 1925 )
Sayı:1 S. 48-60

Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat