Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam54
Toplam Ziyaret407183

Murat Kaymak

Tevhid-i Tedrisat Yasası ve Vakıf Üniversiteleri

Demirtaş CEYHUN

Mustafa Kemal , Türkiye Cumhuriyet'ini, Söylev'de de açık açık belirttiği gibi Osmanlı aydınlarınca ısrarla din dışı anlamında kullanıldığı için laik sözcüğünü yüksek sesle sanki hiç telaffuz etmeden, şer'i yasaların yerine, örneğin 3 Mart 1924'te "Hilafetin Kaldırılması", "Şer'iye ve Evkaf Bakanlığı'nın Kapatılması" ve "Tevhid-i Tedrisat" ; 1 Mayıs 1924'te "Şer'iye Mahkemelerinin Kapatılması" ; 30 Kasım 1925'te "Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması" yasaları ile 17 Şubat 1926'da aile ve miras hukukunu yeniden düzenleyen "Yurttaşlık Yasası" nı (Medeni Kanun'u); 1 Temmuz 1926'da şer'i ceza hukukuna son veren "Ceza Yasası" nı ve 10 Nisan 1928'de de anayasadaki "Türkiye Devletinin dini İslamdır" maddesini değiştiren yasayı çıkartarak bir laik devlet haline dönüştürmüştür.

Nitekim "laik" sözcüğü Cumhuriyetin kurucularınca da ilk kez bu yasaların yürürlüğe girmesinden sonra yüksek sesle telaffuz edilmiş ve ta 14 Mayıs 1931 tarihli kurultayda Halk Fırkası programına alınmıştır.

Bu nedenle hiç kuşku yok ki, laik Cumhuriyetimizin temelini 3 Mart 1924'te ardı ardına kabul edilen üç yasa, Halifelik kurumunun kaldırılması, Şer'iye ve Evkaf Bakanlığı'nın kapatılması ve Tevhid-i Tedrisat yasaları oluşturmaktadır...

Ancak, burada hemen şunu belirtelim ki, halifelik Osmanlı sultanlarınca III. Selim 'den itibaren 19. yüzyılda kullanılmaya başlanılmıştır. Şeyhülislamlık da, II. Mahmud döneminde Bab-ı Meşihad veya Bab-ı Fetva adıyla sultanların danışmanı olmaktan çıkarılıp resmi bir kurum haline getirilmişse de, şeyhülislamlar Osmanlı tarihi boyunca hiçbir zaman vezirler kurulu toplantılarına alınmamışlardır.

Evkaf Nezareti de, Sultan II. Mahmud döneminde 1826 yılında önce salt Hanedan vakıfları için Evkaf-ı Hümayun Nezareti adıyla kurulmuş, Tanzimat'tan sonra 1839 yılında da ülkedeki bütün vakıfların bağlı olduğu bir bakanlık haline getirilmiştir.

Ama ne acıdır ki, Osmanlı İmparatorluğu'nun tam bir teokratik devlet haline dönüştüğü 19. yüzyılda Abdülhamid döneminde bile başarılamamış "Şeyhülislamların da bakanlar kurulunda söz sahibi" olması işini, 23 Nisan 1920'de kurulan Büyük Millet Meclisi'nin şeriatçı üyeleri 20 Ocak 1921'de kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na (anayasaya) eklettikleri bir madde ile gerçekleştirip Şeyhülislamlığı Evkaf Nezareti ile "Şer'iye ve Evkaf Vekâleti" adı altında birleştirerek, bir yobazın da şeyhülislam sıfatıyla Mustafa Kemal'in başkanlığında toplanan bakanlar kuruluna girmesini sağlamışlardır.

İlginçtir, gene Mustafa Kemal'in yokluğunda 20 Kasım 1921 günü bir oldubittiyle Milli Eğitim Bakanı yaptıkları Mehmed Vehbi Hoca adlı yobaz aracılığıyla da, Meclis'te bir komisyon kurup, "Maarif Vekâleti'nin kapatılıp bütün okulların Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'ne bağlanması, müzik ve resim dersleri kaldırılarak yerlerine ilahi ve hat dersi konulması, okullardaki din derslerinin artırılması, bütün okulların medrese haline getirilip Galatasaray Lisesi'nin adının da Yeni Medrese olarak değiştirilmesi" kararını aldırtmışlardır hemen...

Bilindiği gibi, bugüne dek uygulanmış biri "teokratik", diğeri "laik" (veya seküler) olmak üzere bilinen iki devlet türü vardır yeryüzünde. Meşruiyetini kutsal güçlerden alan, yasama yetkisinin kutsal güçlerden kaynaklandığı ve yasama, yürütme, yargı erklerinin bu kutsal gücün temsilcisi tek bir elde toplandığı devlet türüne "teokratik devlet", meşruiyetini halktan alan, yasama yetkisinin halkın temsilcilerinde olduğu ve kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı devlet türüne de "laik (veya seküler) devlet" denilmektedir. Bu nedenle laik devletin tek dayanağı halktır, halkın bu gerçeğin bilincine varabilmesi de ancak ve ancak eğitimle sağlanabilmektedir. Nitekim, halkın eğitiminin devletin temel görevleri arasına alınması da, Fransız Devrimi'nden sonra kurulan laik devletle başlamıştır. Teokratik devletlerde ise, eğitim kesinlikle dini kurumların elindedir. Her dinsel inanç kendi cemaatine, açık veya gizli, kendi dinsel inancına uygun bir eğitim vermektedir. Devlet ise, eğitim programlarına kesinlikle dokunamadan, bağlı olduğu dinsel inancın okullarına kral, kraliçe, sultan vb. aracılığıyla bugünkü bobstil deyimle sponsor olabilmektedir ancak. Din kurumlarının kendi cemaatlerine yönelik bu eğitimleri de, kuşkusuz kendi din dillerinde yapılmaktadır doğal olarak. Dolayısıyla, laik düzenin geleceği açısından yapılması zorunlu olan halkın eğitilmesi sorunu da dil konusunu gündeme getirmiş ve böylece laik devletlerle birlikte "devletin anadili" ile bu anadillerin belirlediği "ulus devlet" kavramları da kendiliğinden insanlığın siyasal yazınına girmiştir...

Oysa, Osmanlı İmparatorluğu'nda güya II. Mahmud dönemindeki Batılılaşma sırasında halkın eğitimi için açılan rüştiyeler de, tıpkı cami vakıflarınca kurulmuş medreseler gibi gerek öğretim izlencesi, gerekse yönetim açısından doğrudan şeyhülislamlığa bağlı okullardır. Halifelik de, dolayısıyla bütün bu İslami okullar arasındaki eşgüdümü sağlayan üst kurum olmaktadır.

Mustafa Kemal, işte bu nedenlerle Cumhuriyeti laik bir devlet haline getirirken ilk iş olarak Halifeliği kaldırıp, Şer'iye Bakanlığı'nı kapatıp, vakıfları Başbakanlık'a bağlı bir genel müdürlük yaparken, Tevhid-i Tedrisat Yasası ile de cami, zaviye, kilise, havra avlularındaki dinsel eğitime son vererek eğitimi tekleştirmiştir. Kısacası, adından da anlaşılacağı gibi yasa, "Laik devlet halkını, belirleyeceği öğretim izlencesine göre, yetiştireceği öğretmenlerle, kendi okullarında bedava eğitir, eğitim tektir" anlamındadır kesinlikle...

Nitekim, karşı devrim de, İsmet Paşa 'nın İkinci Dünya Savaşı'nda savaşa girmemek için de olsa uyguladığı gizli Hitler yanlısı ikili politikasından yararlanmasını iyi bilip 1946 yılından itibaren Missouri zırhlısı, Truman Doktrini, Marshall yardımı ile ülkeyi kolayca denetim altına alan emperyalizmle el ele verip, bilindiği gibi ilk iş olarak eğitim sistemine saldırmış, daha 1949 yılında ilkokullara din dersi konulmasını ve Kuran kursları ile imam hatip okullarının açılmasını sağlayarak eğitimin yeniden dinselleştirilmesi çalışmalarını başlatırken, anımsanacağı gibi 1956 yılında da Ankara'da eğitim dili İngilizce olan bir üniversite açılmasını sağlayarak üniversite eğitimine de el atmıştır hemen.

İlginçtir, sanki Mustafa Kemal de bu yasayla mekteplerle medreseleri bir çatı altında toplamayı amaçlamış gibi bir kanı uyandırabilmek için kuşkusuz, "tek" anlamındaki Arapça "vahid ve vahdet" sözcüklerinden türetilmiş "tekleştirme" anlamındaki "tevhid" sözcüğünü aynı anda "bir araya getirme, birleştirme" anlamında çarpıtarak çevirip, Tevhid-i Tedrisat Yasası'nın adını da "Öğretim Birliği Yasası" şeklinde Türkçeleştirmişlerdir sinsice.

Bilindiği gibi, 12 Eylül darbesiyle de anayasadaki "Üniversiteler ancak devlet eliyle kurulur" maddesindeki "ancak" sözcüğünü çıkarıp, "Vakıflar da yükseköğretim kurumu kurabilir" fıkrasını ekleyerek, laisizmin temel direği eğitimin Osmanlı İmparatorluğu'ndaki gibi yeniden dinsel nitelikli bir kurum olan vakıflara devredilmesi girişimini başlatmışlardır.

Türban özgürlüğü peşinde koşan aydınlarımıza bu gerçekler nasıl anlatılır bilmem ki...

03.03.2007

Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat