Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

Mustafa Necati'yi Tanımayanlara Takdimimdir

PERİHAN ERGUN

Kurtuluş Savaşı'nda düşmanlara karşı her yerde, kuruluşun tüm yenilik ve aydınlanmacılığında her konuda M. Kemal 'in yanında olan ilk Maarif Vekili (MEB) Mustafa Necati 'yi tanımıyorlar. Tanısalar O'nun Ankara Mithatpaşa'daki üç katlı tarihi evini kuru fasulyeci Hüsrev Lokantacılığa -49 yıllığına- 150 bin YTL'ye verebilirler miydi? Bunu yapan da Kültür Bakanlığı. Vah bizlere vah!.. Ulusal tarih ve kültürümüzü bu denli ıskalamaya doğrusu ad bulamıyorum.

Bu nedenle 35 yıllık kısa yaşamında yurduna ve ulusuna yaşından çok hizmet vermiş olan Mustafa Necati'nin yaşamöyküsünü özetlemek gereğini duydum.

Doğumu İzmir'de 1894, ölümü Ankara'da 1929 yıllarında.

İstanbul Hukuk Fakültesi'nde okuduğu halde ilk nitelenmesi 'Türk Eğitimcisi' dir. İlk görevi de İzmir Muallim Mektebi'nde öğretmenliktir. Yakın arkadaşı Vasıf Çınar 'la aynı yerde Şark Mektebi'nde (1915-18) yönetmenlik daha sonra da avukatlık yapmıştır.

15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunanlılarca işgali üzerine ''İlk Kurşun'u'' sürdürmek amacıyla Balıkesir cephesinde kurulan milli çetelere katılmış Kuvayı Milliye kumandanı olarak Anzavur kuvvetlerine ve Yunanlılara karşı savaş vermiş, böylece M. Kemal Paşa'nın yanında Kurtuluş Savaşımızın öncülerinden olmuştur. Bir de Balıkesir'de can dostu Vasıf Çınar'la ''İzmir'e Doğru'' gazetesini yayımlamış, Milli Mücadele'ye yazılarıyla da güç katmıştır.

Birinci Meclis'te -1920- Saruhan Mebusu oldu. Samsun İstiklal Mahkemesi'nde ve BMM'de kurulan Müdafaa-i Hukuk Grubu Kâtipliği'nde de görev aldı.

İkinci Meclis'e İzmir Milletvekili olarak girdi. Önce 1923'te Mübadele ve İskân Bakanı, 1924'te de Adalet Bakanı oldu. Bu ara Şeyh Sait İsyanı'yla ilgili mahkemede savcılık görevini de üstlendi. 1923'ten beri ilgili olduğu Milli Eğitim'in 1925'te bakanı oldu. Bakanlığı süresince eğitimde devrim sayılan Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) Yasası'na imzasını koydu. 1928'de toplumun çağdaşlığını simgeleyen en büyük adımı olan harf devriminin de meşale tutucusuydu. 1929'da ömrünü yitirirken Milli Eğitim Bakanı'ydı.

Halk Mektepleri de onun ürünüydü. Belleğimde kalan seslerle ben bunu biliyorum. İzmir'de ailemizin tüm erkeklerini işgal güçleriyle savaşırken yitirerek tek kalan rahmetli anacığımın, akşamları işinden geldiğinde komşu kadınlarını toplayarak karatahta önünde onlara yeni harfleri simgelerle seslendirerek öğretmeye çalışmasını çok küçük yaşlarımda olduğumdan oyun sanıyordum. Sonraları aklım yetmeye başladığında Hakkı Tonguç 'la Hasan Âli Yücel 'in eğitimde yüreklilikle yapılandırdıkları Köy Enstitüleri'nin, Tercüme Merkezleri'nin, Sıdıka Avar 'ın Kız Enstitüleri çalışmalarının da Mustafa Necati'nin attığı tohumların ürünleri olduklarını kavradım.

Ne yazık ki bu toplumu çağdaşlaşmada çok ileriye götürecek olan eserler, 1946'dan sonra ve 50'lerde evvela budandı. Sonra da dibinden kazındı. İşte bu nedenlerle yaygın eğitimden yoksun bırakılan toplum giderek tarihinden ve kültüründen soyutlandı.

İyi ki bu değerleri babasından alan Işık Kansu , M. Necati'nin harap durumdaki evini görüp yazarak zamanın Kültür Bakanı İstemihan Talay 'ı uyarmış oldu. Talay, Mithatpaşa'daki evin müze ve kitaplık yapılmasını amaçlayarak restore ettirdiyse de bakanlıktan ayrıldıktan sonra iş suya düşmüş ve sonuç bugünkü acı verici hale getirilmiş. Bu arada Sayın Talay'ın adı Ada Dostları Derneği'nin başvurusuyla Heybeliada'daki Hüseyin Rahmi Gürpınar 'ın evinin de restore edilip müze yapılmasındaki emeğine teşekkürle değinmeyi borç bilirim.

Geçmişin güzelliklerini görmeden geleceğin yücelmesinin olanaksız olduğu bilinirken bu işlerdeki sorumlular bunu özümsemezse uygarlıkların kalıcılığı olası mıdır? Çok uyarıcı bir atasözümüz vardır. ''Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır'' der. Kültür Bakanlığı bunu da mı bilmez?

Bir örnek, 30 yıl önce Paris'te Louvre Müzesi'ni gezerken Napolyon 'a ait galerideki vitrinin içinde onun paslı bir düğmesinin de görülmeye konuluşu beni çok düşündürmüştü. Aklıma Niğde Müzesi'nde Ihlara Vadisi'nden mumyası çıkarılmış rahibenin acı sonu gelmişti.

Müzede sözde cam muhafazaya alınmış rahibenin ilk senelerde saçının sarılığı, pembe yanak ve dudakları, çevre niteliğini taşıyan dokumadan yelek ve şalvarı ayağa kalkıverecekmişçesine sergileniyordu.

Müze müdürü rastlantı olarak öğrencimdi. ''Hocam vitrin hava alıyor, mumya bozuluyor, kaç kez yazdımsa da ilgilenen yok'' diye yakınıyordu. Ben de ilgililere duyuruda bulunmuştum. Ama ilgilenen olmamıştı. Son gördüğümde mumya artık dokuma giysilerin içinde sadece iskeletti.

Dileğim; Mustafa Necati'nin evi olayının hemen durdurulup O'na saygıyla evin müze haline getirilmesidir.

06.05.2006/Cumhuriyet
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat