Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam53
Toplam Ziyaret407182

Murat Kaymak

Meslek Liseleri ve Üniversitelere Giriş...

 Prof. Dr. Kemal ÖNEN

İnanç da bilim de insana özgüdür ve insan beyninin rasyonel ya da sezgisel (hads'i) ürünleridir. Konuları ve uğraş alanları farklıdır. Bilim, ''nedir''e yanıt arar. Fakat ''ne olmak gerektiği''ne yönelmez. Din ise insanın ''düşünce ve eylemleri''nin değerlendirilmesine ve ahlaksal ilkelere yönelik öneri ve kuralları içerir.

YÖK Yasa Tasarısı'na ilişkin tartışmalarda öne çıkan konular arasında, meslek liselerini bitirenlerin üniversitelere girişi sorunu da gündemde. Hükümet, halen uygulanan yöntemin kaldırılmasını isterken akademik çevrelerin geniş bir bölümü ve YÖK, bu değişikliğe olumlu yaklaşmıyor. İlk bakışta konu, tüm meslek liselerini ilgilendirir gibi sunuluyor ya da gösteriliyorsa da başlıca amacın imam hatip liselerini bitirenler olduğu biliniyor. Önce bazı anımsatmalar:

Cumhuriyetin kuruluşunu izleyerek, 1924'te Öğretim Birliği Yasası çıkarıldı. Bu yasadaki hükümler arasında; hem darülfünunda (üniversite) bir ilahiyat fakültesi kurulması ve hem de toplumsal gereksinimi karşılamaya yönelik olarak, imam-hatip okulları açılması öngörülmüştü (madde 4). Bu okullar Öğretim Birliği Yasası'na göre Maarif Vekâleti'ne (Milli Eğitim Bakanlığı'na) bağlanmışlardı. 1949'da, kısmen toplumsal ve kısmen de siyasal nedenlerle imam hatip kursları ve izleyerek imam hatip meslek okulları açıldı. Programlarına, ağırlıklı din derslerinin yanında, bir ölçüde fen dersleri de konuldu. Bir süre bu uygulamanın sorunsuz ve yörüngesinde sürdüğü düşünülebilir. Ancak bu okulların özellikle 1960'lardan başlayarak gereksinim ve kuruluş amaçlarını aşacak ve de onlardan sapacak şekilde çoğaldığı ve değiştiği yıllardır gözlenen, gündemde bulunan ve tartışılan bir konu olageldi. Gereksiz şekilde adları da lise olarak değiştirildi. Programlarına fen dersleri konulmuş ise de bunlar normal liselerin pek çoğunda dahi amaçlanan standarda ulaşamamışken imam hatip liselerinde ne ölçüde etkili ve yeterli bir biçimde öğretilebildikleri irdelenmeye açıktır. Esasen düşünsel formasyonlarında (yapılanmalarında) 'dinsel' in ağırlıklı olması da doğaldır. Bu tür okullarda doğaları gereği, bilimsel/rasyonel düşün yönteminin yerleşmesindeki güçlükler ya da dinsel/bilimsel fark ve ikilemi ister istemez gözlenecektir. Nitekim bu okullardan yetişen ve sosyal, siyasal ve hatta pozitif bilimler alanlarında özel ya da resmi kesimlerde görev alanların ya da uğraş verenlerin bir bölümünün bu ikilemden tamamen kurtulamadıkları çeşitli davranış, beyan, tutum ve girişimleri ile gözlenmektedir. Ayrıca imam hatip liseleri, gereksiz şekilde kuruluş amaçlarından saptırılarak ülkedeki ortaöğretimin adeta temel ve ağırlıklı bir öğesi olmaya yönlendirildiler. Böylece bilinçli bilinçsiz siyasal, özel ve yerel girişimlerle bir imam hatip okulları pletorası (bolluğu,çokluğu) oluşturuldu. Çocuklarımız, pek de bilinçli ve seçerek değilse de bu okullara, gereksinimleri aşarak yerleştirildiler. Bunlar bazen ve bazı siyasal çevrelerce seküler siyasal yapıya (laik cumhuriyet düzenine) ters düşen girişim, gösteri, siyasal uğraş için bir araç olarak da alınabildiler. Nitekim, ''imam hatip okulları bizim arka bahçemizdir'' denilerek yakıştırılan misyonlar ileri sürüldü.

Meslek liseleri ve özellikle imam hatip lisesini bitirenlerin üniversiteye girişleriyle ilgili olarak öne çıkarılan başlıca iki sav; giriş sınavlarının değerlendirilmesindeki eşitsizlik ve böylece oluştuğu düşünülen kıygınlıktır (mağduriyet). İlk bakışta haklı gibi gözüken bu savların, üniversiter seçim sürecinin içeriği ve geleneği dikkate alındıkta savunulması zordur. Zira seçim sürecinde, yetiştikleri kurumlar (okullar ya da programlar), aldıkları formasyon, uzantıları ve amaçları dikkate alındıkta eşitlik ilkesi sorgulanır duruma gelir. Laik yapılı demokratik rejimlerin yerleştiği Batı ülkelerinde üniversitelerin tüm bölümleri ve fakülteleri için öğrenci kaynağı olarak, bizdeki gibi imam hatip türü okullar yok gibidir. Olanlar da belli yükseköğretim kurumlarına (ilahiyat ya da benzeri dallar) yönelik olarak yükseköğretimlerini sürdürürler. Kökenleri (menşe), yapılanmaları ve programları farklı kurumlardan gelen öğrencilerin seçiminde üniversitelerin değerlendirme yapması pek çok ülkede geçerlidir. Yetiştiği okuldaki başarı durumu ya da sadece giriş sınavı gibi normatif temellere dayandırılan yöntemler bugün Batı'da da eleştiri konusudur.

Kaldı ki meslek okullarını bitirenlere ülkemizde yükseköğretim ve üniversitelerin kapıları kapatılmış değildir. Olay sadece puanlamadaki katsayı farkıdır. Aslında bu tür ölçütler (kriterler) başka ülkelerde de benzer ya da daha değişik yöntemlerle uygulamadadır. Tüm bunlar dikkate alındıkta ne eşitsizlik ne de mağduriyetin anlaşılması olasıdır. Hele, Avrupa Birliği'nin ilerleme raporunda yer aldığı ileri sürülen discrimination (ayrımcılık) söz konusu olamaz. Böyle bir sav ya bilgi eksikliğinden ya da sistemin tüm olarak yanlış yorumlanmasından kaynaklanmış bulunabilir.

Sözün kısası, inanç da bilim de insana özgüdür ve insan beyninin rasyonel ya da sezgisel (hads'i) ürünleridir. Konuları ve uğraş alanları farklıdır. Bilim, ''nedir'' e yanıt arar. Fakat ''ne olmak gerektiği'' ne yönelmez. Din ise insanın ''düşünce ve eylemlerinin değerlendirilmesi'' ne ve ahlaksal ilkelere yönelik öneri ve kuralları içerir. Olgular ve gözlemler arasındaki ilişkileri incelemeye ya da doğrulamaya yönelmez. Çağdaş toplumlarda bilim ve dinin her biri kendi sınırları içinde kalarak ve biri öbürünü dışlamayarak birlikte var olmaları esastır . Kişi bunlardan birinin öğrenimini seçmekte özgürdür ve o yolu izlemesi de doğal ve de beklenendir. Ne bilimde şarlatanlığın ne de dinde yobazlığın ve hurafenin (boş inanç) yerinin olması gerekir.

Cumhuriyetin 80. yılında onca olumlu kazanımların içinde bulunur, bu sayede ulusal gelişme bilimsel ilerleme ve aydınlanma yolunda giderken ve de böylece uluslararası arenada bir yere ve güce ulaşmışken Avrupa Birliği'ni amaçlarken bu gidişle bağdaşmayacak çabaları anlamak zordur. Üzümü yemek mi, yoksa bağcıyı dövmek mi istiyoruz? Soru basittir. Amaç çağdaşlaşmak mı, çağdaşlaşmamak mı?

 02.01.2004
Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat