Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam53
Toplam Ziyaret407182

Murat Kaymak

Unutulmaz Bakan H. Â. Yücel...

Dr. Güzel Yücel GİER DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü

Hasan Âli'nin kültür alanında en önemli girişimlerinden biri de Devlet Konservatuvarı'nı kurmasıdır. Musikişinas Hasan Âli'nin çok güzel bir sesi olduğunu, ayrıca Türk sanat müziği besteleri de olduğunu aileden duyardım. Bestelerini hâlâ zaman zaman radyodan dinliyoruz.

Onun hayatına bakmak değil sadece yapmak istediğim, dinlediklerimle ve yazılanlardan okuduklarımla geçmişe gitmek, bir dönemi yeniden hatırlamak.

Sene 1887, İstanbul'da Hasan Âli dünyaya geliyor. Babası Âli Rıza Bey sert, gerçekten de sert bir baba. Mevlevi, neyzen bir kişi. Babasının, yani Hasan Âli Efendi' nin kurduğu Posta Telgraf Nezareti'nde müfettiş. Annesi oğluna âşık, açık fikirli bir kadın ve oğlunun en büyük desteği. Annesinin babası kaptan Ali Bey , Japonya dönüşü batan Ertuğrul gemisinin süvarisi... (Soyumuzda bir kaptan daha var. 1802'de III. Selim zamanı Rus muharebesine katılmış İsmail Tosun Ağa . Bahriye Miralayı Şükrü Bey ise ana tarafından bir akraba. Süveyş Kanalı açıldığında ilk geçen Türk gemisinin kaptanı. Denizle bu kadar haşır neşir olmamda biraz da soyumun etkisi var sanırım.)

Hasan Âli Yücel çocukluğunu, gençliğini ''Geçtiğim Günlerden'' kitabında o güzel Türkçesiyle bize şöyle aktarır: '' Abdülhamit saltanatının son seneleri. Yirminci yüzyılın başları: Avrupa, ne olduğunu hiç mi hiç bilmediğimiz Amerika; büyük endüstri devrinin en ateşli kuruluş döneminde... Biz ise uykuda ... Memleket tam sömürge... Her şey ucuz, fakat para pahalı... O tarihlerde herkes evlerine kapalı, kapalı perdeler arkasından gelecek seslere kulak kesilmişler. Ortalık pek bir karanlık. Okullar ezbere bir dünya.''

Hasan Âli, Mekteb-i Osmanî'yi bitirdikten sonra Vefa İdâdîsi'ne gider. Birinci Dünya Savaşı gelir, harbin bitiminde ise artık hukuk fakültesi öğrencisidir. Burada hocası Celâlettin Arif Bey 'le tartışmasından dolayı hukuk eğitimi kısa sürer. Anlayamadığı konuyu hocasından ısrarla anlaşılacak bir şekilde anlatmasını isteyince hocası, ''Bu kadar anlayışsızlıkla hukuk talebeliği edilmeyeceğini zannederim'' der. Hasan Âli ise ''Çok hakkınız var, benim gibi anlayışsız birinin hukuk talebesi olmayacağı muhakkak, ama sizin gibi anlatmasını bilmeyen birinin de hukuk müderrisi olmayacağını zannediyorum'' der. Bunun üzerine Hukuk fakültesinden ayrılması istenir. Müdürün önerisine uyarak edebiyat fakültesinin felsefe şubesine kaydolur. Bu anılardan Hasan Âli Yücel'in kişiliğinin ipuçlarını yakalayabiliriz. Hasan Âli, fakülteyi bitirdikten sonra çeşitli dergilerde şiirler ve makaleler yazar. Özellikle felsefe konuları ile ilgili yazıları büyük bir dikkat çeker. Kurtuluş Savaşı'nın zaferle bitmesinden sonra İzmir'de ve daha sonra da çeşitli liselerde felsefe ve edebiyat öğretmenliği yapar.

1930 yılında başlayan ve üç ay süren Atatürk' ün ülkeyi tanımak ve değerlendirmek için yurt çapında yaptığı geziye Maarif Vekâleti temsilcisi olarak katılır. İkinci kez karşılaştığı Atatürk'ü yakından tanıma, düşüncelerini tam anlamıyla öğrenme fırsatını bulur. Ülkenin kuruluş çabalarına katıldığı bu dönemde de şiirlerini ve yazılarını yazmayı sürdürür. Özellikle Goethe, Mevlana ve Tevfik Fikret hakkındaki incelemeleriyle kafasındaki Doğu-Batı sentezini durulaştırmaya (berraklaştırmaya) çalışır. Atatürk'ün ölümünden kısa bir süre sonra Milli Eğitim Bakanlığı'na getirildiğinde Cumhuriyetin ilkelerini yurda yaymak konusunda fikri temellerin bir kısmı atılmıştı. Hasan Âli Yücel, Cumhuriyetin sivil kanadında yer almış bir aydın olarak ikinci 10 yılda önemli görevler üstlenir.

Yücel, 1939 yılında Birinci Türk Neşriyat Kongresi' ni toplar. Bu kongrede ''Neşriyat işlerinde de tam demokrat bir ruh ve tam realist bir düşünce ile çalışmak... Memleketin kültür hayatının terakki ve inkişafı'' amaçlanır. Bu çalışmaları Birinci Maarif Şûrası izler. Şûrada eğitim ve kültür alanında birçok karar alınır.

1940 yılında Köy Enstitüleri yasası çıkarılarak köy okullarında görev alacak olan öğretmenleri yetiştirmek üzere enstitüler kurulur. İlköğretim Genel Müdürü ve Köy Enstitülerinin mimarı olan İsmail Hakkı Tonguç ve enstitülerde görev yapan yönetici aydınlarla bu okulların sayısı 21'e ulaşır. Milli Eğitim'de atılımlar birbirini izlerken bir yandan Köy Enstitüleri bütün ülke düzeyinde kök salıyor, öte yandan ortaöğretim, mesleksel ve teknik öğretim yapısal bir değişikliğe uğruyordu. Yücel, ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar bağlamında mesleksel ve teknik eğitimin önemini kavrayanların başında geliyordu. Yücel, Neşriyat Kongresi'nde Batı dillerinden Türkçeye çevirinin önemini ve gerekliliğini vurgular. Nurullah Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Sabahattin Âli gibi aydınlardan oluşan Tercüme Bürosu ile dünya edebiyatı klasiklerinden birçok çeviri yapılır. Bu çevirilerin yaratıcılık etkisi kısa bir süre sonra şiirde ve edebiyatta görülmeye başlar. Türk Neşriyat Kongresi'nde ansiklopedik yayınların önemi belirtilerek devletin bu alanda öncülük yapması istenir. İslam Ansiklopedisi, Türk Ansiklopedisi, Sanat Ansiklopedisi'nin yanı sıra Tercüme, Tarih Vesikaları ve birçok dergi o dönemde yayımlanmıştır. Hasan Âli'nin kültür alanında en önemli girişimlerinden biri de Devlet Konservatuvarı'nı kurmasıdır. Musikişinas Hasan Âli'nin çok güzel bir sesi olduğunu, ayrıca Türk sanat müziği besteleri de olduğunu aileden duyardım. Bestelerini hâlâ zaman zaman radyodan dinliyoruz.

Başarılar ve sonuç

Yücel'in bakanlık yaptığı dönemde eğitim ve öğretimin son aşaması olan üniversiteler için yapılan çalışmalarla, Yüksek Mühendis Okulu İstanbul Teknik Üniversitesi' ne dönüştürülür. Ankara Tıp Fakültesi kurulur ve dört yıl süren bir hazırlıktan sonra 1946'da ''bütçe, öğretim ve yönetim açısından özerk, memleketi ilgilendiren konular başta olmak üzere bilim ve teknik meseleleri çözmek için inceleme ve araştırmalar yapmak'' amacıyla Üniversiteler Kanunu çıkarılır.

Yurt çapında bu çalışmalar yapılırken İkinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürmekteydi. Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan çıktıktan sonra yer aldığı saflar değişir. Hükümet olan CHP'nin sol kanadı tasfiye edilir ve Yücel de istifa eder. Köy Enstitüleri kapatılır, kurmaya çalıştığı birçok eserin yok edilmeye başlandığına tanık olur. Hasan Âli Yücel yaşamının geri kalan kısmında yazmaya ve üretmeye devam eder. Fakat, yaşanan olumsuzluklara yüreği dayanamaz ve kırk üç yıl önce bugün, 26 Şubat 1961'de bu dünyadan göçer.

O, değişimler, çalkantılar, yıkımlar ve umutlarla dolu olan hayatında hep bu ülke ve insanı için iyi ve doğru olanı yapmaya çalıştı. Can Yücel , Hasan Âli Yücel'in ölümünden sonra ''İmece'' dergisinde yazdığı bir yazıda:

''Ölüm, elbette bir kayıptır. Ama kazancı da vardır. Hasan Âli'nin ölümünün kazancı ise, gitgide kalpsizleşen bu toplumda, hâlâ, kalbi olup da, o kalbin durmasından ölen insanların bulunduğunu göstermesidir'' der.

26.02.2004/Cumhuriyet

Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat