Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam90
Toplam Ziyaret393180

Cumhuriyet ve Öğretmen

Prof. Dr. İsa EŞME Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı

Cumhuriyetin yürekli devrimcileri, Gazi'nin zamansız yitirilişinin yol açtığı büyük acıyı tüm yurttaşlar gibi yüreklerine gömerek O'nun gösterdiği doğrultuda yollarına devam ettiler. Köy Enstitüsü modeliyle Cumhuriyetin eğitim atağı zirveye çıkarıldı. Hepimizin bildiği gibi, Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayan eğitimde altın çağ, Hasan Âli'nin görevden ayrıldığı 1946 yılında sonlandı.

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal 'in Başöğretmenlik görevini üstlendiği tarih olan 24 Kasım tarihi, 1981 yılından beri öğretmenler günü olarak kutlanıyor. Öneri, bir askeri yönetimden de gelse, bu tarihin öğretmenler günü olarak kutlanmasında ne sakınca olabilir? Ancak öğretmenler günü, genellikle öğretmenlerin ekonomik sıkıntılarının seslendirildiği gün olarak algılanıyor. Büyük bir yapaylığın yer aldığı resmi törenlerde ise süslü cümlelerle öğretmenlerin gönlü alınmaya çalışılıyor. İşin asıl özüne inilmiyor. 24 Kasım'ın önemi nedir? Bu soruya yanıt aramak için Cumhuriyetin kuruluş destanını bir kez daha hatırlamak gerekir. Hepinizin bildiği gibi, 16. yüzyılın ortalarından itibaren bilimi dışlayan bir anlayışın yönetime egemen olması ile Osmanlı, önce duraklama sonra gerileme ve sonunda yıkılma aşamasına geldi. Bu coğrafyada özgür ve onurlu olarak yaşamada umutların söndüğü bir zamanda bu ülke, Mustafa Kemal gibi bir önderi çıkarttı. Kurtuluş Savaşı'nı başlatarak ulusun yazgısını değiştirme mücadelesi veren Mustafa Kemal, koskoca imparatorluğu yok eden nedenleri de, çözümü de çok iyi biliyordu.

Gerileme nedeni neydi? O gerilemenin nedenini, Kurtuluş Savaşı'nın en yoğun olduğu bir tarihte, 15 Temmuz 1921'de topladığı Maarif Kongresi'nde öğretmenlere şöyle açıklıyordu:

''...Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin, milletimizin gerileme tarihinde en önemli bir etken olduğu kanaatindeyim...''

Çözüm neydi? Çözüm Batı'nın 300 yıl önce başlattığı aydınlanma hareketiydi. ''İnsanın, aklını kullanarak yaşaması, aklın özgür olması'' anlamına glene aydınlanma hareketi nasıl başlamıştı?

Aydınlanma, devriminin ilk basamağı Cumhuriyetin kurulması, ikinci basamağı ise laik ve bilimsel eğitime geçişi sağlayan öğretim birliği yasasıydı. Aydınlanma nasıl yayılacaktı? Aydınlanmanın yayılması her şeyden önce okuryazar olmayı gerektiriyordu. 13 milyon nüfusun ancak yüzde 5'i okuryazardı. Nüfusun yüzde 80'ini oluşturan köylü, yüzyıllardır derin uykudaydı. Uyandırmazsan uyanacak gibi değildi.

Bu nedenle Gazi'nin, herkesin okuryazar olmasında, halkın aydınlanmasında acelesi vardı. O, Arap alfabesini, okuryazarlığın önünde bir engel olarak gördü ve öncelikle hepimizin bildiği harf devrimini gerçekleştirdi. Yeni alfabeyi tanıttığı, 8 Ağustos 1928'de Sarayburnu'nda halka hitaben yaptığı konuşmada halkına şunları söyledi:

''...Yeni Türk harfleri çabucak öğrenilmelidir. Yurttaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik, ulus severlik görevi biliniz. Bu görevi yerine getirirken düşününüz ki bir ulusun, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmez durumdadır, bundan insan olanlar utanmalıdır. Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir...''

Bilenler bilmeyenlere yeni harflerle okuryazarlık öğretmekle görevlendirildi. Bu görev; herkes ''okudum, öğrendim'' deyinceye kadar sürecekti. Bu hedefe varmak için kürsü, derslik, okul istenmeyecekti. Öyle de oldu. Yeni harflerle okuma yazma ulusal bir imeceye dönüştürüldü.

Bunu gerçekleştirmek üzere, 24 Kasım 1928'de yayımlanan Millet Mektepleri talimatnamesi ile yurdun her köşesinde Millet Mektepleri açıldı; Gazi, bu çalışmalara Millet Mektepleri Başöğretmeni sıfatıyla katıldı. İmece başarıyla sürdürüldü. Okuma yazma öğrenenlerin gözlerindeki perdeler bir bir açılıyor, onlar Cumhuriyetin birer yıldız gibi parlayan devrimlerini daha berrak olarak görüyorlardı.

Yüzyıllardır cahil bırakılan insanlarımız okuryazar oldukça geri kalmışlığın kabukları çatırdıyordu. Eğitimin üzerindeki ortaçağ örtüsü kaldırılmıştı. Bu gelişme aydınlanma hareketinin yayılması demekti.

Mustafa Necati 'nin, öğretmenleriyle bütünleşerek bitmek tükenmek bilmeyen çabalarıyla okuryazarlık imecesi kentlerde başarıyla sürdürülüyordu. Ancak Büyük Önder, ''Milletin efendisi'' olarak gördüğü köylüyü düşünüyordu. Cumhuriyet aydınlanması köylere nasıl yayılacaktı? Çözümü de o buldu. ''Köy Eğitmen Kursları Projesi'' . Model, daha sonra açılacak Köy Enstitülerinin çekirdeği olacak bir ön denemeydi. Başarılı oldu.

Cumhuriyetin yürekli devrimcileri, Gazi'nin zamansız yitirilişinin yol açtığı büyük acıyı tüm yurttaşlar gibi yüreklerine gömerek O'nun gösterdiği doğrultuda yollarına devam ettiler. Köy Enstitüsü modeliyle Cumhuriyetin eğitim atağı zirveye çıkarıldı.

Hepimizin bildiği gibi, Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayan eğitimde altın çağ, Hasan Âli 'nin görevden ayrıldığı 1946 yılında sonlandı.

Önce atağın hızı kesildi, sonra felsefesi değiştirilmeye başlandı. Geçen her on yıl, bir önceki on yılı aratır oldu. Ve bugünlere gelindi. Bugün geldiğimiz noktayı özetlemeye gerek var mı?

Çöken bir imparatorluğun küllerinde laik, tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti yaratan Mustafa Kemal Atatürk ve onun düşünceleri bugün acımasızca eleştiriliyor. Bugün bazı Mütareke medyası, 2. cumhuriyetçiler, Kuvayı Milliyecilerden 81 yıl önce yediği tokadın acısını unutamamış bazı AB ülkeleri sözcüleri, sürekli Atatürk'ü, Atatürk'ün yaptıklarını eleştiriyorlar. ''Kemalizm artık devrini tamamladı'' diyorlar. ''Kemalizmin tozunu almanın artık vakti gelmedi mi'' diyorlar. ''Bu dönemde ulusal eğitim mi olurmuş'' diyorlar, öğretim birliğini eleştiriyorlar. Devrimleri dayatma olarak gösteriyorlar. ''Bunlardan kurtulmadıkça AB'ye giremezsiniz'' diyorlar. Atatürkçü düşünceyi hiçbir zaman benimsemeyenler, Atatürk'ün yaptıklarını küçümsüyorlar. Cumhuriyetten yana, Atatürkçü, düşünceden yana olanlar ise suskun ya da yeterince seslerini çıkarmıyorlar. Böyle bir ortamda, 24 Kasım Öğretmenler Günü nasıl kutlanmalı, nasıl değerlendirilmeli? Bence 24 Kasım Öğretmenler Günü, O'nu eleştirenlere; ''Atatürk'ün 15 yıllık sürede neler yaptığı ortada, siz son 25 yılda neler yaptınız'' diye hesap sorma tarihi olmalı. 24 Kasım, Atatürk'ün öğretmenlerden ne istediğinin ve bunların hangi oranda yapılabildiğinin bir muhasebesinin yapılacağı gün olmalı. Ve 24 Kasım, Cumhuriyetin değerlerine nasıl sahip çıkılabileceğinin projelerinin başlatılacağı gün olmalı.

Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat