Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret393322

'Ey Ebedi Zinde Çocuk!..'

Rahmi KUMAŞ Eğitimci, Hukukçu, Eski Parlamenter

Yeni Türkiye devletinin ilk Eğitim Bakanı Rıza Nur 'u; Hamdullah Suphi, Vehbi Bolak, İsmail Safa Özler, Hüseyin Vasıf Çınar, Şükrü Saraçoğlu, yine Hamdullah Suphi izler ve sonunda kalıcı bakan olmak üzere 21 Aralık 1925 günü Mustafa Necati karşımıza çıkar. 5 yılda 7 değişik bakan! Ulusal eğitimi ilk kez kararlı bir yörüngeye oturtan Mustafa Necati'nin 1929 yılının ilk günü beklenmedik ölümü, ülkeyi yasa boğdu. Eğitim Bakanlığı'nı yapmakta iken ölen ilk ve son bakan olan Mustafa Necati, bakanlığının 3. yılını doldururken ''Millet Mektepleri'' olayını, (büyük yol göstericisi M. Kemal Paşa' nın yönergesiyle gerçekleştireceği sırada) bu büyük yapıtını göremeden öldü. Ölümü öylesine sarsıcı oldu ki gazeteler ölüm nedenini bile irdelemek gereğini duydular. Hele dönemin sayılı gazetelerinden Son Saat 'ın ''Tıp âleminden hesap isteriz'' başlıklı yazısı, arkadan İkdam 'ın günlerce bu yönde yayın yapması ve bu gazetenin yazarı Ahmet Haşim 'in ''Gözyaşını riyasız akıtmak kudreti öyle herkese nasip olur şey değildir'' diye yazması, Necati'nin arkasından dökülen yaşların içtenliğini ne güzel anlatır oldu.

Dönemin resmi gazetesi olarak bilinen ''Hakimiyeti Milliye'' , ''Memleket sevgili Necatisini dün toprağa verdi'' tümcesini boydan boya ilk sayfasına yerleştirirken İnönü' nün mezar başındaki konuşmasını yayımlıyor ve haber içinde kimliğini yazmadan bir öğrencinin şu güzel sözü işleniyordu: ''Bu tabut maarifimizin teceddüt halikinin tabutudur.'' Millet Mektepleri'ni açacağı gün yaşama gözlerini kapayan Necati için Falih Rıfkı Hakimiyeti Milliye'nin birinci sayfasında, ''Halkın ve inkılabın bu asil çocuğu daha 36 yaşında idi'' diye yazarak bu ölümden duyduğu derin üzüntüyü dile getiriyordu. Yine bu gazetede Yakup Kadri ''... Necati'nin ölümünü düşündükçe bu bana o kadar anlaşılmaz, o kadar akla, havsalaya sığmaz, o kadar gayritabii.. bir hadise geliyor ki marazi bir hayrete düşüyorum'' diye yazma gereğini duyuyordu. Yine bu gazetenin yazarı Sait Nazif ''Maarif Vekili Necati Bey'in ölümü, diyebilirim ki Ankara'da yakmadık bir kalp bırakmadı'' sözleriyle gerçeği tüm boyutlarıyla dile getiriyordu. Yine bu gazetede Ercüment Ekrem ''... Bazıları ressam, şair, sanatkâr doğdukları gibi, Necati Bey de teşkilatçı, idareci doğmuştu. Bir büyük hassai daha vardı ki, o da insanları tanır, işi erbabına tevdi ederdi'' diye yazarak Necati'nin neden büyük olduğunu kalıcı sözlerle belgeliyordu. Ya bu gazetede Fahri adıyla yazanın yazdıklarına ne demeli: ''Ne isterdim Necati, ne isterdim bilir misin? Mezarının başındaki son sözlerimin, son nefeslerim olmasını isterdim. Fakat eğer ölmüyorsam bu benim kabahatim değil kardeşim.''

Mustafa Necati'nin ölümü üzerine tüm gazeteler ağızbirliği etmişçesine Mustafa Kemal Cumhuriyeti'nin (daha Atatürk olmamıştı o sıralar) bu ilk ve soylu yitiğinden duyulan üzüntüyü yansıtıyorlardı. Ama Cumhuriyet gazetesinin yansıttığı hava sanki ötekilerden daha bir değişik görünüyordu. Bütün bu gazeteleri inceledim ve bu bölümle ilgili olanlarının tıpkıçekimlerini aldım.

Görev başında iken sonsuzluğa ulaşanlar arasında ardından böylesine gözyaşı dökülen ve yayın yapılan kişi Atatürk'ten sonra Necati'dir dersek yeridir. İsmet İnönü ile Hasan Âli Yücel görev başında ölmediler. Bu bakımdan bir karşılaştırma yapmak doğru olmaz. Cumhuriyet'in bu ilk kutsal ölüsü üzerine Yunus Nadi : ''Hayretteyim: Ölüm mü, hayat mı? Necati ölmüş, diye bana bir haber söylediler. Dünya, dünya olalı, ne kürreiarz üzerine ne de onun üstünde herhangi bir adamın başına bu kadar müthiş bir yıldırım düşmemiştir.'' sözleriyle yazısına başlıyordu. Bir gün sonra aynı sayfada: Köprülüzade Mehmet Fuat (Fuat Köprülü) ''... telefonda onun ölüm haberini alınca ellerim titredi, boğazım kurudu.'' sözlerinden sonra ''- Necati, sevgili dost, inkılabın aziz çocuğu.. Türk gençliği ölümünle saflarında açılan boşluğu doldurmak için daima senin bu aziz hatırandan kudret alacak.'' yargısı ile bitiriyordu yazısını. Yunus Nadi'nin köşesinde Vasfi Raşit Necati'nin tıp yanlışı ile öldürüldüğü tartışmaları üzerine yazısına ''İtham değil ıslah lazım'' başlığını koyuyor ve bir yerde ''Bir milletin iki hakiki kuvveti 'Seyf ve kalem' , yani ordu ve darülfünundur. Bir millet bu iki temelin kuvveti nispetinde genişler ve yükselir'' derken ne denli haklı oluyordu. Yunus Nadi'nin yanıbaşında Aka Gündüz bu ölümü ''inkılap neslinin kulak tozuna bir hançer saplandı. (...) Büyük ve civanmert insanlara karşı ecelin ne sefil ne korkak ve ne kelbî olduğunu bilirdim ama, bu kadar kahpeliğini hiç işitmemiş, görmemiştim'' sözleriyle karşılıyordu.

Mustafa Necati'nin eğitime katkıları bu köşelerde yazıldı. Bu bakımdan yer darlığı nedeniyle şunları söyleyeceğim: Ne zaman ki Necati, Eğitim Bakanı oldu, Bakanlık duruldu. Bunu Saffet Arıkan' da, Hasan Âli Yücel'de de tam olarak yaşadık. Neredeyse bu bakanlar bize ülkenin duruluğuyla eğitim arasında maddi bir bağlantı olduğunu gösterdiler.

Öyle ki Necati ölünce yerine Başbakan İsmet Paşa'yı atadılar. Daha sonra Moskova elçisi Vasıf Bey İzmir milletvekili (1 üyelik boş olduğundan) seçilerek bu bakanlığa getirilir (2.3.1929). Ama 13.4.1929 günü Cemal Hüsnü Taray eğitim bakanı yapılır. Açıkçası Saffet Arıkan'a dek bu bakanlığa, altı yıl içinde, yedi kişi daha bakan olarak atanır.

Yazıyı Yunus Nadi'nin sözleriyle bitirmek istiyorum: Yaşa, ey ebedi zinde çocuk! Bak, ölümün dahi bize heyecan ve hayat oluyor?

Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat