Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam29
Toplam Ziyaret393321

Vasıf Çınar'dan Dersler

Canan Yücel ERONAT

Vasıf Çınar 'ı tanımaya çalıştıkça bir gerçekle karşılaştım: Onu da neredeyse unutmuşuz. Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Yasası'nı 3 Mart 1924'te 58 arkadaşıyla öneren ve Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) olarak uygulayan, Cumhuriyet tarihimizde adı bu yasayla anılan büyük devlet adamı Vasıf Çınar hakkında pek az şey bulabildim. Kimi ansiklopediler bile onu bilmezden gelmiş. TBMM'de yaptığı konuşmaları, ölümünün ardından dergilerde, gazetelerde yayımlanan yazıları okudukça bir devrimcinin anıt kişiliği beliriyor gözümüzde. Onun başarılarındaki giz, sıradışı yaradılış özellikleri yanında, daldan bükme değil de kökten sürme bir eğitimci, bir inanç ve kavga adamı oluşunda.

On dokuzunda öğretmenliğe ilk adımını atıyor. Ülküdaşı Mustafa Necati ile inançlarına uygun ''Şark İdadisi'' ni kurup yönetiyorlar. Bir rivayete göre bu özel okulda okutulan yabancı dil Arapça, Farsça değil Batı dilleriymiş.

Vasıf, İzmir'in işgalinden bir gün önce Reddi İlhak Cemiyeti'ni kurar. Balıkesir Cephesi'ne geçer, Milli Mücadele'ye katılır. Orada kardeşi Esat ve Mustafa Necati ile ''İzmir'e Doğru'' gazetesini çıkarır. Kuvayı Milliye'nin devrimci gazetecilerinin ve öğretmenlerinin oluşumlarını, gelişimlerini ve savaşımlarını izlerken, Kurtuluş Savaşı'nda ulusal ordunun yanında ona koşut gelişen eğitim ordusunun ne yüce bir görev üstlendiğini görüyoruz. Yanmış yıkılmış bir ülkenin yekinişinin, yeniden yapılanışının destanı açılıyor önümüze.

Yepyeni ülkeye yeni insanı yaratacak laik eğitim nasıl temellenecek?

''Akıl'' inançtan, ''bilim'' dinden bağımsız olacak.

Bu insan kendi aklıyla düşünüp kararlarını kendi verecek, Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür olacak, Çalışacak, üretecek, yaratacak, Aydınlığın karanlığı boğuşunun öyküsü böyle başlıyor.

Bizlerin, Cumhuriyetin ilk yıllarına gözünü açmışların Mustafa Kemal 'in izinden giden yüce maarifçilere gönül borcumuzu dile getirmek istiyorum. Onların sayesinde kızı erkeği bir arada devletin açtığı güzelim okulların sınıflarını doldurduk. Yeni yazıyla okuma-yazmayı söktük. Sevgili öğretmenlerimiz yurt (vatan) sevgisini tutuşturdu yüreklerimizde. Laik eğitimin ergileriyle (nimetleriyle) kişiliğimiz yoğruldu. Milletimizin yurttaşı olmanın coşkusu içinde, 19 Mayıs'ların, 23 Nisan'ların, 29 Ekim'lerin yemyeşil alanlarını dolduran güzelim umut çocuklarıydık. Bizden öncekilerin, ümmetin kullarının acınası durumunu düşündükçe bizi yetiştirenlere minnetim artıyor. ''Mazi'' özlemcisi geriye dönüş heveslilerine de öfkem çoğalıyor.

Vasıf, 39 yıllık ömrü boyunca, gericilikle de yurdu işgal eden düşmanla savaştığı gibi savaşır. 3 Mart 1924'te TBMM'de, hilafetin kaldırılması görüşülürken söyledikleri:

''Cumhuriyeti ilan eden bir milletin en yüksek vazifesi kendi vatanı için, kendi varlığı için kabul edeceği en büyük esas, kendi mevcudiyetine tehlike olacak ikiliklere meydan vermemek, saltanat ihtiraslarına meydan bırakmamaktır. Milletin selameti efkârı için daima sultanlığa timsal olabilecek olan bütün müesseseleri yıkmaktır. Ancak o zaman Cumhuriyet tamam olabilir, o zaman ancak Cumhuriyetin temeli esaslı olabilir. Dahili siyasetimizdeki muzır tehlike, hilafetin ilgası değil, memleket felaket giryelerine düştüğü zaman düşmanla beraber olarak -bizi boğazlamak için- Yunan ordusu gibi hain bir orduyu hilafet ordusu diye gönderen halifenin ipkasıdır ve ancak bunu ilga etmekle memleketi bütün muzır tehlikelerden kurtarabiliriz arkadaşlar. Harici siyasete suitesir yaparmış! Neye istinaden bunu söylüyorlar? Hilafetle bütün İslam ruhlarını ve kalplerini bir noktaya birleştirmek mümkün ise arkadaşlar size sorarım, mazi daha yakındır. Neşredilen cihat fetvasına rağmen Türk'ü Irak'ta, Çanakkale'de, Filistin'de boğazlayan Müslümanlardır. Arkadaşlar, varlığımıza bütün kuvveti ile kasteden Britanya İmparatorluğu'nun en büyük nokta istinadı ve bizi yıkmak için sevk ettiği orduların en kuvvetli membaları İslam diyarları idi. Nerede o cihat fetvaları, nerede o hilafetin harici siyasetindeki tesirleri, nerede o hilafetin faydaları?''

17 Nisan 1924'te yine TBMM'de öğretmenlere güvenini dile getiriyor:

''Genç muallimler, fikir adamlarıdır. Memleketin ve Cumhuriyetin kutsi esaslarını bütün aşklarıyla, heyecanlarıyla kabul etmiş ve bu umdelere karşı azimle yürümeye karar vermiş münevver bir kitledir... Genç muallimler, memleket müdafaası ve inkılabı karşısında herhangi bir müzmin bir fikir izhar ve ihsas edildiği zaman her şeyi feda eder ve onu ezmek için ve onun kafasını koparmak için birleşmiş bir kitle olarak hareket eder.

Memlekette milli ve vatani tezahürat siyaset demek değildir. Memleketin siyaseti ile herkes alakadardır. Muallimler de bu siyaseti takip etmek vazifesiyle mükelleftir ve bu milli ve vatani siyasete karşı fikirleri vardır, imanları vardır. Ve bu kanaatler, imanlar, fikirler haricinde herhangi bir meselede, icabında canlarını, hayatlarını feda edecekler, fakat bu inkılaba karşı gelen zihniyetleri yıkacaklardır.''

Vasıf Çınar'ın aydın kafası, ışıltılı kişiliği, konuşma ustalığı insanlara kendini sevdirerek ulaşmasını sağlıyordu.

Onu çocukluğundan tanıyan Yakup Kadri , Vasıf'ın ölümü üzerine yazdığı, ama yayımlanmamış yazısında diyor ki:

''Onu, ilk defa, kısa pantolonlu bir mektep çocuğu olarak tanıdım. Sınıfının en cerbezeli talebelerinden biri olduğu için kendisine 'tevzi-i mükâfat' larda şiirler, nutuklar söyletilirdi.

Vasıf'ı, epeyce yıl sonra iriyarı bir delikanlı olarak, Akhisar'da, Milli Mücadele'nin ilk hareketleri içinde gördüm. Bir kır kahvesinde, bir küme dinleyici ortasında, düşman zulmüne dair, şahit olduğu bir vakayı anlatıyordu. Küçük bir oda içinde konuştuğu vakit bütün pencerelerin camları zangır zangır titrerdi. Vasıf'ın kayboluşuna yüreğim yandı. Çünkü Vasıf iyi bir arkadaştı. Siyasi ikbalin kaba saba kuleler içine hapsettiği küçük bencillerden değildi. Hele, politik kavga alanında yandan ve arkadan vurmalar, kancıkça taktikler onca tamamıyla meçhuldü. Aramızda Milli Mücadele devrinin bu cins ahlakî ananelerini devam ettirebilen pek az kişi kaldı.''

Ahmet Taner Kışlalı 'yı uğurlarken çisil çisil yağmur yağıyordu. Şemsiyeler açıldı. Uğur Mumcu 'yu uğurladığımız gün gibi, içimizi dağlayan türküler acı mı acıydı. Sözler öfke, sıkılan yumruklar isyan yüklüydü.

Bir yerlerde Kubilay' ın cenaze resmini görmüştüm: Şemsiyelerden yüzler gözükmüyor, belli ki o gün de yağmur yağıyor. Gömütü (mezarı) başında Vasıf konuşuyor:

''İrticayı, taassubu kökünden köklemek gerek. Menemenliler! Sizi temsil ettiğime utanıyorum. Ne duruyorsunuz, kıyam etsenize. İrticayı boğsanıza!''

Bu konuşmanın tam metnini aradım, bulamadım. Halkın tepkisi neydi acaba? Herhalde alkışlamıyorlardı. O zaman böyle bir âdet yoktu. Tepki bir yoğun sessizlik miydi? Şimdilerde suskunluk bile bir şey söylemiyor. Sessizliğin içi boşaldı, alkışların da. Hava boşluğunda ne tınılar?

Hep paramparça olmanın sıkıntısı içindeyiz. Tehlike buzdağı, buzdağının dipteki görünende kat kat büyüklüğünü görebiliyor muyuz? Görüyorsak neden bir araya gelemiyoruz? Bir gazetede, Cumhuriyet' te bir araya gelemiyoruz. Satışının artması için yazarlarımıza kıyılması mı gerekiyor? Vasıf Çınar gibi kök saldıkça toprağımızı bereketlendiren, yıllarca belleklerden silinmeyen sözler söyleyen, sözü özüne denk insanlar gerek bize. Aydınlarımıza güvenen, aydınlık yarınlarımıza inanan insanlar...

Demek istediğimizi özümleyecek sözler gerek. Özlerimizi buluşturacak, bizleri yaklaştıracak sözcükler (kelimeler) gerek. Dost sözcükler, insan tanımı sözcükler Nâzım Hikmet' ten:

''Bu geç vakit/bu sonbahar gecesinde/kelimelerinle doluyum;/zaman gibi, madde gibi ebedi,/göz gibi çıplak/el gibi ağır/ve yıldızlar gibi pırıl pırıl/kelimeler.''

 

Alıntı metinler için

sözlük:

 

Selamet-i efkâr: Dertlerden kurtulma.

İlga: Kaldırma.

İpka: Yerinde bırakma.

Suitesir: Kötü etki.

Cihat: Din uğruna savaş.

Fetva: Karar, emir.

Nokta-i istinat: Dayanak noktası.

Umde: İlke.

Müzmin: Yerleşmiş, süreğen (hastalık, gerilik).

İzhar: Belirtme.

Mükellef: Yükümlü.

Cerbeze: Güzel inandırıcı konuşma.

Tevzi-i mükâfat: Ödül dağıtımı.

Kıyam etmek: Ayaklanıp, kötülüğün üstüne gitmek.

Hava Durumu
Anlık
Yarın
20° 24° 14°
Saat