Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam127
Toplam Ziyaret407891

Murat Kaymak

Başöğretmen'in Öğretmenleri

* 1945'ten sonra hızla örgütlenen ırkçı ve dinci şovinizm cumhuriyet aydınlanmacılığına balta oldu. Artık köy öğretmeninin görevi köy imamına aktarılıyordu.

 

Dr. NİYAZİ ALTUNYA

Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü .

24 Kasım, aslında Harf Devrimi 'nin günüdür. 1 Kasım 1928'de Yeni Türk Harfleri 'nin kabulü ile ilgili yasa çıktı. Toplumu okur-yazar kılmak ve yurttaşlara Cumhuriyet ilkelerini benimsetmek üzere bir Halk Eğitimi Seferberliği gerekiyordu. Bunun için Millet Mektepleri açıldı. Atatürk, bu kuruluşun yönetmeliğini 11 Kasım 1928 günü onayladı. 24 Kasım 1928 günü Resmi Gazete'de yayımlanan bu yönetmeliğin 4. maddesi Atatürk'e ''Başöğretmen'' sanı veriyordu.

24 Kasım, 1981'den beri Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor.

Tüm devrimciler gibi Atatürk de eğitimin gücüne inanıyordu. Bu nedenle öğretmenlere değer verdi ve devrimin kökleşmesi için onlara büyük görevler yükledi. Onun şu sözleri, öğretmenlerden beklentilerini açıklamaya yeter sanırım:

''Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin becerinizin ve fedakârlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet, düşünce, beden, bilim ve tekniği kullanma yönünden yüksek nitelikte koruyucular ister. Yeni nesli bu nitelikte yetiştirmek sizin elinizdedir. Bu seçkin ödevinizin gerçekleşmesine kendinizi büyük bir özveri ile adayacağınızdan hiç kuşkum yoktur./Arkadaşlar!.. Hiçbir zaman aklınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden 'fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür' nesiller ister!..'' (24 Ağustos 1924, Ankara'da Öğretmen Birliği Kurultayı'nda).

Atatürk'ün, öğretmenlerle ilişkisi cumhuriyetten önce başlar. Örneğin, O, Temmuz 1920'de Ankara'da kurulan Öğretmenler Birliği'nin ''hamisi'' dir (koruyucusu). O, bu örgütün 1921 Temmuzu'nda yaptığı ''Eğitim Kurultayı'' nda, kadın ve erkek öğretmenlerin birlikte oturmalarını hazmedemeyen gerici milletvekillerine karşı örgütten yana olmuştur. Bu örgüt, 26 Haziran 1922 günü yayımladığı bildiride, ''onursal başkan'' Gazi Mustafa Kemal 'in önderliğinde yürütülen Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı ve Türk devrimini tüm gücüyle desteklediğini belirtmiş, bu yüzden yine gerici milletvekillerinin hücumuna uğramıştır. Ancak, ''onursal genel başkan'' bu saldırıyı da püskürtmüştür. Onun için öğretmenler ve örgütleri ona daima ''Başöğretmen Atatürk'' demekten büyük bir zevk duymuştur.

Genç Bakan Necati Bey:

 

''Maarif hizmetlerinde asıl olan muallimliktir.''

Devrimci Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey'in çıkarttığı 22 Mart 1926 tarihli Maarif Teşkilatına Dair Kanun (m.12) böyle diyor.

31 yaşında Milli Eğitim Bakanı olan genç Mustafa Necati, bu göreve geldiğinde aynı zamanda ''Öğretmenler Birliği Genel Başkanı'' idi. Onun en zor işi, sayıları 11 bin kadar olan öğretmenin, dörtte birini oluşturan cahil, medrese kaçkını, cumhuriyeti içine sindiremeyen kesimini tasfiye etmekti. Eski bir öğretmen, öğretmen dostu ve öğretmen örgütünün genel başkanı olan Necati Bey için bu hiç kolay bir iş değildi. Ancak, Necati Bey gibi bir devrimci, Türk devrimi karşısında tercih koyma yoluna gidemezdi. 1926 Temmuzu'nda onun müdürler kurulu bir karar alarak öğretmenlikle imamlığı ayırdı. Ulusal Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkan ya da ona katılmayan öğretmenler aynı yıl çıkarılan 854 sayılı yasa uyarınca meslekten uzaklaştırıldı.

Milli eğitimle ilgili örgüt, sistem, kaynak, öksüz ve yoksul çocukların parasız eğitimi, yeni Türk harflerinin kullanılması yasaları ile uluslararası ölçü, tartı ve rakamlar ile ilgili yasalar onun zamanında yürürlüğe konulmuştur. Onun zamanında öğretmen aylıkları yüzde 60 oranında arttırılırken yeni mezun öğretmenlere 80 lira (bir aylığın 7 katı kadar) karşılıksız donatım yardımı , ayrıca kira yardımı verilmeye başlanmıştır. Onun, tüm bu önlemleri taçlandıran davranışı da öğretmenlere olan sıcak dostluğudur. Tüm öğretmenlere ve öğretmen adaylarına tek tek iletilmek üzere yazdığı mektuplar ''Genç Namzet'' ya da ''Muallim Arkadaş'' gibi sıcak hitaplarla başlar. Bakanlığın yayımladığı kimi kitapları her öğretmene tek tek imzalayarak göndermesi, O'nun öğretmene verdiği değerin bir göstergesidir.

Öğretmenler ve öğretmenlik, Necati Bey'in, ''okuma-yazma seferberliği'' ni başlatacağı 1 Ocak 1929 günü 34 yaşında ani ölümüyle yakın dostunu, arkadaşını, koruyucusunu yitirdi.

Avrupa ülkelerinde öğretmen yetiştiren okullar Fransız Devrimi'ni izleyen yıllarda açıldı. Devrimin yarattığı ''ulusal devlet'' anlayışı, ''din adamı/ öğretmen'' yerine, ''kamu görevlisi/öğretmen'' i koyuyor, onun geçimini kendi bütçesinden karşılıyordu. ''Kamu görevlisi öğretmen'' din devletinin ümmeti yerine, ulusal devletin ideolojisini benimsemiş ''yurttaş'' yetiştirecekti.

Kahraman öğretmenler

 

Osmanlı, Batı'daki bu gelişmeye öykünerek öğretmen yetiştiren ilk ''Öğretmen Okulu'' nu (Darülmuallimin-i Rüşdî)'16 Mart 1848'de açtı. (Bu tarih 12 Eylül 1980 darbesine kadar ''Öğretmenler Günü'' idi). Zamanla çeşitli türleri açılan öğretmen okulları modeli, II. Meşrutiyet'te tamamlandı ve bunların dünya ölçeğinde çağdaş örnekleri de oluştu. Örneğin, ünlü siyasal düşünür ve eğitimci Mustafa Sâtı Bey'in 1909'da müdürlüğünü üstlenerek ''ıslah'' ettiği İstanbul Erkek Öğretmen Okulu, çağdaşlıkta bugünkü eğitim fakültelerimizin çoğunluğunu sollayacak nitelikte idi. Cumhuriyetin ilk kuşak eğitimcileri de büyük ölçüde bu okulda yetişmişlerdi.

Satı Bey Öğretmen Okulu'nun seçkin mezunlarından İsmail Hakkı Tonguç , Türkiye ve Batı deneyimlerini imbikten geçirerek yepyeni bir model ortaya koyacaktı: Köy Enstitüleri . Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 günü kabul edilen özel yasasına göre; ''Köye yararlı öğretmen ve diğer meslek erbabı'' nı yetiştirecekti. Ancak, enstitülerin işlevi, ''resmi'' tanımı çok aşacaktı. Tonguç'un hedefi; Atatürk'ün söyleyişiyle, ''yedi asırdan beri'' her türlü haksızlığa ve aşağılık davranışlara uğrayan köylülerin kara yazgısını değiştirmekti.

Tonguç'a göre ''Türk köyü uzun yıllar, âlim ve sanatkârlar değil, hakiki iş kahramanları bekleyecektir. O, bu kahramanları kendi içinden yetiştirmeye mahkûmdur'' . (1939)

Devletin tüm kaynaklarının II. Dünya Savaşı'na özgülendiği bir dönemde, aklın, emeğin ve yurtseverliğin gücüyle yaratılan Köy Enstitüleri, ''kahraman'' öğretmenlerin eseridir. Bu özveriyle eğitilen ve sağlıklı yaşam hakkını kazanan köylü çocuklar da kendi köylüleri ile çalışacaklardı. Bunu yaparken devlet de köylünün ve öğretmenin yanında olacaktı. Köy öğretmenleri azıcık bir maaşa mahkûm edilmeyip köyde arazi kullanım hakkı tanınıyor, alet/araç/gereç yardımı yapılıyor, İLKSAN (İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı) ve Yapı Sandığı gibi olanaklarla desteklenerek, yokluğun ve cehaletin kör karanlığında yalnızlığa terk edilmiyorlardı. Köy öğretmeni; köylüleriyle ''aynı yazgıyı'' paylaşırken irticaya, namerde muhtaç edilmeyeceklerdi.

''Çok partili'' siyasal yaşama geçiş toplumda bir özlem haline gelmişti. Ne var ki 1945'ten sonra geçilen bu süreç, bugünlerin olumsuzluklarını hazırlayan ödünleri de birlikte getirdi. ''Demokrasi'' ile birlikte bağnazlığın her cinsi ortaya çıktı. Irkçı ve dinci şovinizm hızla örgütlenip cumhuriyet aydınlanmacılığına balta oldu. Ülke, astarı yüzünden pahalı ''dış yardımlarla'' Amerika'ya bağlanma yoluna sokuldu. Dışa bağımlılık süreci, 1950'den sonra Demokrat Parti (DP) iktidarında daha da hızlandı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar 'ın, ''Ülkeyi küçük Amerika yapacağız'' sözleri, emperyalizme karşı Lozan'la taçlandırılmış Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı ve cumhuriyet devrimini inkâr anlamına geliyordu. Bu geri dönüş süreci; dinsel gereksinmeleri istismar edilen yoksul halktan da azımsanmayacak destek alıyordu.

Yarım kalan düş

 

Sonuçta, Tonguç Baba'nın düşleri yarım kalıyor, o ekibiyle birlikte görevden uzaklaştırılıp cezalandırılıyordu; tıpkı ateşi ve ışığı insanlığa ulaştıran efsane adamı gibi. Yeni süreçte artık köy öğretmeninin misyonu köy imamına aktarılıyordu. 1946'da yozlaştırılmaya başlanan Köy Enstitüleri, 1950'den sonra amacından saptırılıp 1954'te ad olarak da kapatılıyordu. Öğretmenler bir yandan gericiliğin hedef tahtası, bir yandan da yoksulluğun tutsağı olmuştu.

27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra, 1961'den sonra geçilen sivil iktidar zamanında öğretmenler gerici çevrelerin daha çok boy hedefi oldu. Sonuçta öğretmenler, ancak kendi güçleriyle bir şeyler yapabileceklerini anladılar. Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu'nun (TÖDMF) 1963 Şubatı'nda gerçekleştirdiği ''Büyük Eğitim Mitingi'' maliye ve milli eğitim bakanlarının istifaları ile sonuçlandı ve öğretmen aylıklarına da azımsanmayacak (yüzde 35) bir iyileşme getirdi.

1965'te ilk kez başlayan ''sendikalaşma'' yeni umutlar yarattı. Bu dönemde eğitim işkolunda kurulan 100 sendika içinde devrimci öğretmenlerin kurduğu Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), büyük öğretmen lideri Fakir Baykurt 'un öncülüğünde çok güçlendi. Üye sayısının 55 bin olduğu 1969 Aralığı'nda 110 bin öğretmene 4 günlük ''büyük öğretmen boykotu'' (iş bırakma/grev) bu gücün çapını göstermeye yeter. TÖS, faaliyetten alıkonulduğu 1971 yılında 80 bin (yüzde 60) üyeye sahipti.

Öğretmen okulları

 

Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki ilköğretmen okulları, eğitim enstitüleri, yükseköğretmen okulu; Köy Enstitüleri ile kız ve erkek teknik öğretmen okulları, çağdaş dünyaya da örnek olacak nitelikteydi. 1950'den sonra Köy Enstitüleri tasfiye edilse de yurtsever eğitimcilerimizin sorumlu davranmalarıyla ötekiler korunabildi. 1954'te ilköğretmen okullarından öğrenci alan Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu ile 1959'da öğretmen yetiştiren birbirine ters iki kurum daha açıldı. Bunlar; ilköğretmen okullarından öğrenci alan Ankara Yüksek Öğretmen Okulu ile imam-hatip okullarından öğrenci alan İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'dür. Bu ikilik, 1945'ten sonra siyasal yaşamda girilen ödüncü sürecin ürünü idi.

Ankara Üniversitesi'nde 1965'te açılan eğitim fakültesi bir süre Gazi Eğitim Enstitüsü ve öğretmen okullarının birikimini sömürdü; sömürülen kurumlar kan kaybederken fakülte de uzun zaman gelişemedi. Çünkü, öğretmen yetiştirme gerçek ikliminden kopmuştu. 1980'lerde doğru eğitim fakülteleri kısmen gelişti ise de onları da YÖK ''yok'' etti.

Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 3°
Saat