Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam54
Toplam Ziyaret407183

Murat Kaymak

Darülfünun'dan İlk Üniversitemize...

Prof.Dr. HAMZA BULUT İzmir Üniversiteleri Öğretim Elemanları Derneği (İZÜNİDER) Başkanı

Cumhuriyet gazetesinde bu konuda yayımlanan 6 Ocak 1999 tarihli ilk yazımda üniversitelerin işlevleri ile toplumsal yaşamdaki önemini belirtmiş, üniversitelerimizin sorunlarını dile getirmiş ve Cumhuriyetimizin 75. yılında üniversitelerimizin içinde bulunduğu durumu 1933 Üniversite Reformu öncesi Darülfün 'un işlevsel olarak düzeyini ve konumunu çağrıştırdığını vurgulamıştım. Bu yazımda, Türk bilim ve üniversite tarihinde çağdaş anlamda ilk üniversiter kurumlaşmaya geçişi sağlayan 1933 Üniversite Reformu'na damgasını vuran Cenevre Eğitbilim öğretim üyelerinden Prof. Dr. Albert Malche 'nin ve zamanın Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip 'in Darülfünun ile ilgili gözlem ve eleştirilerine göz atacağız ve 21. yüzyıla aylar kala üniversitelerimizin geldiği noktanın 1933 öncesini çağrıştırdığını sergileyeceğiz.

Bilindiği gibi, İstanbul Darülfünun'u Cumhuriyet Türkiye'sinin Osmanlı'dan devraldığı tek üniversitedir. 1933 reformundan önce Darülfünun'da, 88'i profesör ve 44'ü doçent olmak üzere 132 öğretim üyesi görev yapıyor ve 2606 öğrenci okuyordu. Darülfünun, çağdaş anlamda üniversiter işlevleri yerine getirmekten ve ana görevi olan teknolojik ve toplumsal sermaye demek olan bilgi üretmek ve bu bilgiyi toplumun bilinçlendirilmesinde, sistemin çalıştırılmasında kullanmaktan uzaktı; aydınlanma sürecinde ve devrimlerin gerçekleştirilmesinde köstekti. Oysa üniversiteler, bir toplumun dinamiği, geleceği ve toplumu uygar dünyaya, çağdaş dünyaya taşıyan lokomotiftir.

Mustafa Kemal, bu gerçeği görmüş ve Darülfünun'u Batı üniversitelerinin konumuna ve işlevine kavuşturmak için bir reforma gereksinim olduğuna karar vermiştir. Bu amaçla: Darülfünun ile ilgili inceleme yapmak ve çağdaşlarının konumuna ve işlevine kavuşturmak için rapor hazırlamak ve önerilerde bulunmak üzere, Cenevre Eğitbilim öğretim üyelerinden Prof. Dr. Albert Malche'yi Türkiye'ye davet etmiştir. 16 Ocak 1932'de Türkiye'ye gelen Malche, Darülfünun ile ilgili çalışmalarını 1 Haziran 1932'de tamamlamış ve bir rapor halinde Milli Eğitim Bakanlığı'na sunmuştur.

Prof. Malche'dan istenen ''Darülfünun ile ilgili rapor ve üniversite reform önerisi'' , Cumhuriyet Türkiye'sinin çağdaşlaşma atılımlarıyla örtüşmesi nedeniyle benimsenmiş ve uygulamaya konulmak üzere hemen yasal düzenlemelere girişilmiştir.

6.6.1933 günlü Resmi Gazete'de yayınlanan 2252 sayılı ''İstanbul Darülfünun'unun ilgasına ve Maarif Vekâleti'nce yeni bir üniversite kurulmasına dair kanun'' ile 31 Temmuz 1933 tarihi itibariyle Darülfünun'un ortadan kaldırılması ve yerine çağdaş anlamda İstanbul Üniversitesi'nin kurulması (1 Ağustos 1933) gerçekleştirilmiştir.

1933 Üniversite Reformu öncesi Darülfünun ile ilgili zamanın Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'in şu sözleri ise anlamlıdır: ''Memlekette büyük siyasal ve toplumsal dalgalanmalar olmaktaydı, Darülfünun bunun karşısında tarafsız bir seyirci olmayı sürdürdü. İktisat alanında önemli değişiklikler olmaktaydı, Darülfünun bunlara tamamen ilgisiz görünüyordu. Hukukta köktenci değişiklikler yapılıyordu, Darülfünun yalnızca yeni yasaları ders programına almakla yetindi. Yazı reformu yapılmış ve dilin özleştirilmesi hareketi başlamıştı, Darülfünun bunlarla hiçbir şekilde ilgilenmiyordu. Yeni bir tarih değerlendirilmesi ulusal bir hareket anlamında bütün ülkeyi sarmıştı, Darülfünun'un buna karşı ilgisini uyandırmak için 3 yıl beklemek ve çabalar sarfetmek gerekti. Darülfünun en sonunda sustu, kendi kabuğuna çekildi ve bir orta çağ izolasyonuyla dış dünyadan tamamen koptu.''

Malche raporu

Prof. Dr. Albert Malche'nin Darülfünun ile ilgili eleştiri ve gözlemlerini iki başlık altında toplamak olanaklıdır. Bunlardan biri, üniversitelerin görev alanlarına ilişkin yetersizliklerini, öbürü üniversitelerin yapı ve işleyişine ilişkin yetersizliklerini anlatmaktadır. Şimdi bunlara topluca bir göz atalım:

**Fakülteler arasında bilimsel işbirliği bulunmamakta, fakültelerin bir kısmı kendini yalnızca öğretimden sorumlu görmekte; öğrenciler kendilerini yalnızca teksir ve ders notlarıyla sınırlamakta; seminer, laboratuvar ve uygulama çalışmaları yeterince yapılmamakta, tıp öğretiminde klinik uygulamalara az yer verilmektedir.

**Öğretim üyeleri bilimsel sayılabilecek ciddi hiçbir araştırma yapmamakta ve özgün düşünce üretmemektedirler.

**Öğretim üyeleri önemli eserler vermemekte, ders teksirlerini seminerlerde yinelemekte ve basit çevirileri bile tez olarak nitelemektedirler.

**Öğrenci ve öğretim üyesi arasındaki etkileşim ders dışında görülmemekte, öğretim üyeleri öğrencilere rehberlikte bulunmamaktadırlar.

**Öğretim üyeleri dışarıdaki işlerini birinci, esas görevlerini ikinci planda tutmakta ve aralarındaki zıtlaşma nedeniyle akademik yönetim belli bir grubun elinde bulunmaktadır.

**Özerkliğin, üniversiteyi politikadan arındırmasına karşın; zümre, klik ve grup nüfuzu devam etmektedir ve öğretim üyeleri arasında soğukluk, zıtlıklar ve küskünlükler yaşanmaktadır.

Dikkat edilirse, Malche'ın raporunun odak noktasında, hep insan niteliğindeki yetersizlikler yer almakta ve tüm iyileştirici önlemler olarak da nitelikli bilim insanlarının çoğalması gerçeği öne çıkmaktadır. Raporda ayrıca; Darülfünun'un var olan sorunu ile Türkiye'nin düşün, manevi ve hatta bağımsızlık sorununun aynı olduğu; uygarlığın bilimsiz ve bilimsiz bağımsızlığın olamayacağı ve bu nedenle üniversitelerin bir ülkenin yaşamsal önemi olan kurumların başında yerini alması gerektiği belirtilmiştir.

Üniversiteden Darülfünun'a

1933 Üniversite Reformu, Darülfünun'dan üniversiteye geçişi sağlayan büyük bir dönüşümdür. Bu dönüşüm, 1946'da çıkarılan ilk özerk üniversite yasası ile pekiştirilmiştir. 1960 yılında üniversitelerin özerkliği genişletilmiş ve 1973'te çıkarılan 1750 sayılı üniversiteler yasası ile de özerklik kavramı daha da genişletilmiş ve ileri götürülmüştür.

6 Kasım 1981'de bu gidiş tersine çevrilmiş, bu tarihten sonra üniversitenin yeniden Darülfünun'a dönüşümü hızlandırılmıştır. Merkeziyetçi, antidemokratik, sıradüzen (hiyerarşik) ve buyurgan donanımlı 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası'yla, üniversitelerimiz 1933 üniversite reformu öncesi Darülfünun'un işlevsel olarak konumuna ve düzeyine çekilmiştir. Çünkü; bugün üniversitelerimizin içinde bulunduğu tablo, Malche'ın görüşlerini yansıtmaktadır. Prof. Malche ve Dr. Reşit Galip bugün yaşasalardı, günümüz üniversiteleri için rapor hazırlayıp sunsalardı, rapora üniversitelerimizin yeni dünya düzeni doğrultusundaki başarılı (!) yapılandırılmasını, öğretim birliği yasasının delindiğini, Türkçenin bilim dili olarak horlandığını, yabancı dille eğitimin yaygınlaştırıldığını, bir müdür bir mühür örneği üniversiteler açıldığını ve özel üniversitelerin pıtrak gibi çoğaldığını da eklerlerdi. Ayrıca; rektörlerin, atanmışların ve çevresindekilerin, her şeyi yalnızca kendilerinin iyi bildiklerini; beş on tane idari görevi aynı anda sürdürdüklerini; meslektaşlarına bile mesafe koyduklarını; övgüden hoşlandıklarını; eleştiri istemediklerini; her şeyi ellerinin altında tuttuklarını; demokrasinin ve bilimsel anlayışın en temel ilkeleri olan katılım ve paylaşımı sevmediklerini; üniversiteleri ticarileştirdiklerini; hastaneleri muayenehaneye ve yerleşkeleri gecekonduya çevirdiklerini; geniş yetkilerle donatılmalarına karşın tasarruflarından sorumlu tutulmadıklarını; bir kısmının Cumhuriyet karşıtı kadrolaşma yaptıklarını vb. da yazarlardı...

Üniversitelerimizin 1933 üniversite reformu öncesi Darülfünun'un işlevsel olarak düzeyine ve konumuna getirilmesi üzücü ve yeni dünya düzeni doğrultusundaki yapılandırılması ise düşündürücüdür.

1 Ağustos 1999/Cumhuriyet

Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat