Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret407181

Murat Kaymak

Öğretmen 'Doğru' Yerde mi?

Atilla İlhan

Hazin ama gerçek: Gâzi , kurtuluş ertesinde demiştir ki, 'Islah olunacak şey, iktisat ve maariftir' ; aradan, üç çeyrek yüzyıl geçti, hâlâ öyledir: ne 'iktisad' ı düzeltebildik, ne de 'maarif' i; o da bir şey mi, düzeltemedik, bozduk: ikisinde de, ne inkılâb' ın şevk ve heyecanı kaldı, ne Müdafaa-i Hukuk Doktrini' nin 'muhtevası'! İktisat, neo/Tanzimat' çı yeni siyasetçi neslinin elinde, 'haraç mezat' bir satışa dönüştürülmüştür; 'Maarif', molla ya da marginal üreten, acayip bir 'işletme' ye!

Oysa İnkılâp, ordudan maarife devredilmişti, onun 'neferi' de 'muallimler'; yâni, üç sınıflı, ücra köy okulunun 'müdürü' nden, Darülfünun 'müderrisi' ne kadar, her çeşit 'öğretmen'! 'Erken' Cumhuriyet dönemi, öğretemeni yüceltmiştir; İnönü Cumhuriyeti' nde, bu yüceltme, biraz da Köy Enstitüleri yüzünden, epeyce abartılmış; gidiş geliş, bir öğretmen 'fetişizmi' yaratılmıştır; öyle ki, 'ilerici' ile 'öğretmen' adeta 'özdeşleşiyor'; öğretmenin, 'maarif' düzeyindeki sorumluluğu ve işlevselliği, eğitim ve öğretimden, neredeyse 'vatanı kurtarmak' gibi, 'siyasi' bir misyona kaydırılıyordu.

Bunun acısını çektik: 70'li yılların dağdağasında, legal olsun, illegal olsun, çoğu siyasi örgüt; yandaşlarını, öğretmenler arasından devşirmiyor muydu? O kadar ki, şimşekleri üzerime çekmek pahasına, bir eleştiri yazmıştım; başlığı, çok şey anlatıyordu: ''Öğretmenler Neden Aksıyor?'' (Dünya, 31 Ağustos 1978); o yazıda, üç 'tesbit' vardır ki, 'öğretmeni' yerinde değerlendirebilmek için, onları bugün de hatırlamak yerinde olacaktır.

Üç 'temel' tesbit!..

1 . Tesbit / ''... Türk öğretmeni, kendisini gereğinden fazla önemsiyor; bu, Tanzimat'tan bu yana toplumumuzda yerleşmiş olan yanlış bir düşüncenin sonucu; o düşünceyi hep bilirsiniz, Türkler iki yüz yıldır toplumu eğitimin ve öğretimin kalkındıracağını sanmışlardır: ülke geri mi kaldı, aç bir okul, yetiştir birkaç öğretmen, kurtulursun! Bu inanış öğretmenin toplum içindeki görevini olduğundan fazla abartıyor, onu bir çeşit uygarlık havarisi, gelişme kılavuzu haline getiriyor. Ne yaparsa öğretmen yapar, ne bilirse o bilir düşüncesi yaygınlaşıyor. Oysa, bir kere temel düşünce yanlış ve köksüz; bir toplumu sadece eğitim ve öğretimle kalkındırmak mümkün olsaydı, ooo biz şimdi Almanya'yı filan yakalamıştık... Bir ülkenin kalkınması o ülkenin üretim güçlerinin gelişmesine bağlıdır, bundaysa öğretmenin katkısı dolaylıdır ancak!''

2. Tesbit / ''... öğretmen sendikası ya da derneği, siyasal bir örgüt değildir; tek başına öğretmenler, ne ülkeyi düzeltebilirler, ne de dünyayı; meslek kuruluşlarında demokratik haklarını kullanmakla, meslek kuruluşunu parti sanıp iktidarı ele geçirecekmiş gibi oyunlara girmek, ayrı ayrı şeyler; bir kere ikisini karıştırıp, dernekçiliği rayından çıkardın mı, hem öğretmen formasyonunu yozlaştırır, ulusal eğitimin içine edersin, hem de meslek kuruluşunu -şu son TÖB- DER toplantısında gördüğümüz- curcunaya çevirirsin...''

3. Tesbit / ''... öğretmen misyonunu abartıyor, önemini büyütüyor, büyütünce o öneme yakışan bir toplumsal düzeyde (statü) olmadığını görüp eksikleniyor. (...) Bırakın kapitalist toplumdaki yerini, baremdeki yerleri bile öyle pek yukarda değildir fukuraların, çalışır çabalar, son derece düşük ücretlerle geçinmek zorunda kalırlar. İşte çelişki de burada: öğretmen, hele toplumsal kökeni kırsalsa, yoksul aile çocuğuysa, benimsediği misyonla aldığı para arasındaki ters orantıdan son derece rahatsızdır; gerçekte beklentileri, onu bir sınıf değiştirme psikolojisine itiyor, buysa bireysel bir egoizme! Ötesini kestirmek kolay, bireysel egoizmler, genellikle toplumsal egoizmlere dönüştürülerek haklı kılınırlar; öğretmenler de, toplumsal bir dönüşüm projesi yakaladılar mı, tamam, hemen başgönüllüsü oluveriyorlar...''

Bu 'tesbitler', Marmara Bölgesi' nde bir yerde, köy öğretmeni olan Hüseyin' in, o sıralarda Ankara' ya gelip, bana şunları söylemesi üzerine yapılmıştı:

''... Bulunduğum köyde, benden önceki arkadaş, o dediklerinden imiş; aklı fikri, uğraşı politika, ne var ki okuttuğu öğrencilerin arasında, beşinci sınıfa gelmiş de hâlâ okuma yazma öğrenememiş çocuklar pek çok!'' (Aydınlar Savaşı, s. 28, 3. Basım. Bilgi Yayınevi. 1996)

Öğrenci 'müşteri'ye dönünce...

O günle, günümüzün farkı, a/ artık 'liseye geçmiş çocukların 'dört işlemi' bilmemesi!' ; b/ öğretmenlerin, önemli bir kesimini, şiddetli bir 'köşeyi dönme' hevesinin sarması! Yanlış mıyım?

Öğretmenler - elbette hepsi değil, bazıları- hakkındaki eski 'tesbitler' , geçerliliğini hâlâ koruyor; şu var ki, 'sınıf atlama' psikolojisinin, onları ittiği egoizm; artık, ideolojik olmaktan çok, pratik bir şekilde, yâni Prezidan Özal' ın ortaya attığı, 'toplumsal dönüşüm projesine' (büyük tranformasyon) dönüştürülerek, haklı kılınmaktadır:

'Kemalist' Cumhuriyet'in, eğitim ve öğretimdeki, en büyük başarılarından birisi neydi, bir hatırlayın: 'öğretim ve eğitimin parasız ve (eşit) ayrıcalıksız olması' değil mi? Yoksa, Isparta köylülüğünden, o yoksul köylü çocuğu, 'Çoban' Sülü , nasıl ülkesinin Cumhurbaşkanı olabilirdi? Hemen tamamı mütevazı ailelerden gelen pek çok 'asker', Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, yüksek kumanda heyetine, yükselebilirdi? Gâzi' nin 'halkçılık' derken, kasdettiği, elbette buydu. Bu da, 'delinmiştir'!

18 Mayıs 1998/Cumhuriyet

Bu temel prensip, hanidir, çatır çatır çiğneniyor; okumaya gelen çocuk -yalnız çocuk mu, tabii velisi de-, kaşla göz arasında, 'öğrenci' olmaktan çıkarılıp, 'müşteri'ye indirgeniyor; öğretim ve eğitimde, her şeyin ölçüsü, para! Bunun türlü 'seyyiatını' yaşıyor, zaman zaman, ne türlü bir rezalete yozlaştığını görüyoruz.

Bir iki örnek, ister miydiniz? Havaya konuşmadığımı gösterebilmek için...

Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat