Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret393905

Dünya Söylemine Kulak Tıkamak!

Doğan Kuban

Türkiye, kendisiyle birlikte İslam dünyasının geleceğini ipotek altına alacak sorunlar karşısında olduğunun farkında gözükmüyor. Oysa zayıf akıllılar dışında, kapıdaki felaketleri görmek zor değil. Bugün Müslüman dünyasında çağdaş dünyanın olanaklarından yararlanmayan, belki haberi bile olmayan ama acı çeken yüz milyonlarca insan yaşıyor.

Geçenlerde sele kapılıp minibüs içinde ölen sekiz kişiden ya da madende ölen on dokuz kişiden de söz etmiyorum. Gerçi onlarda toplumun geri kalmışlık ve cehaletinin işaretleriydi. Ama Irak, Pakistan ya da Afganistan’da olanlar yanında bunlar bir şey değil. Günümüzün sorunu, Avrupa ve Amerika’da İslam dünyasını hedefleyen genel bir olumsuz hareketin yayılmasıdır. Bunu Türk basınından öğrenemezsiniz. Çünkü Türkiye’de basın ve onu izleyenler mahalli bir maçın heyecanına kapılmış fanatikler kütlesine benziyor. Bir de Amerikalı ağzından konuştuğu için arkası sıvazlanan çoluk çocuk var. Oysa dünya kamuoyunda huzursuzluk yaratan haberler giderek artıyor.

Der Spiegel dergisinin son sayısının (19.12.09) kapağındaki başlıkları görünce Müslüman toplumların yakın geleceğe değişik gözlüklerle bakmalarının gerekliliğini ve bunun bir ölüm-kalım savaşı olduğunu anlatmak isteğine kapıldım.

Derginin kapağında ay yıldızla ve haçla süslü giysileri olan iki kişinin elleri gözüküyor. El sıkışmıyorlar. Birbirlerinin işaret parmağını tutmuşlar; yazılan şöyle: (üstte) Kimin Tanrısı daha güçlü? (altta) İslam ve Hıristiyanlık. Sonsuz uyuşmazlık. Bu utanç verici ilkellik doğruyu yansıtıyor. Fakat Çingene mahallesinde kocalarını öven kadınların söylemine daha yakın.

Geleceğin getireceklerine duyarlı olanlar buradaki sözlerin bir ilahiyat seminerinde din bilginleri tarafından tartışılan sorular değil, Hıristiyan toplumların kendi kendilerine sordukları sorular olduğunu anlamak zorundalar. Dünyanın ön sıradaki dergi ve gazetelerini okuyunca, Avrupa ve Amerika’da kamuoyunun her gün bununla uğraştığını görüyorsunuz.

 

HIRİSTİYANLAR DÜNYA EGEMENİ

Müslümanlar Avrupalı ya da Batılının bir Hıristiyan olarak davrandığını düşünmeliler. Bunu Avrupalı başbakanların ağzından da ara sıra dinliyoruz. Bugün dünya egemenleri Batılı Hıristiyanlardır. Gerçi Hıristiyan olmayanlar egemenliğin nedeninin Hıristiyan dininin getirdiği üstünlük olduğunu düşünmüyorlar. Bunun bilim ve teknolojideki üstünlük olduğunu Japonlar, Çinliler, Koreliler daha iyi biliyor, ona göre davranıyorlar.

Avrupa ve Amerika’da Müslüman alerjisinin artması bugün ciddi bir gerçektir. 11 Eylül’den sonra olanlar, Haçlı seferlerinin bir 21. yüzyıl versiyonudur. Kuşkusuz dünya işlerinin dine indirgenmeyeceğini bilen çok devlet adamı var ve devletler laik. Çin ve Japonya’nın ise böyle ilkel sorunları zaten yok. Fakat sorun Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında kalınca, bu çatışmanın onların da işine geldiği söylenebilir.

Hıristiyanların üzerine gaz dökerek, Müslümanların da çalı yakarak gittikleri bu ilkel kavgada Müslümanların hesabı yanlış. İnsanları dinlerine göre sınıflandırmak sözüm ona laik Batı’ya yakışmıyor ama Hıristiyan Batı ‘kimin tanrısı daha kuvvetli?’ dediği zaman, ne 1.3 milyarlık Çin’i, ne 1.3 milyarlık Hindistan’ı, ne de 125 milyonluk Japonya’yı düşünüyor. (Bunlar dünyanın yarısını oluşturuyor). Varsa yoksa Müslüman Tanrısı.

Bu olayın sayısal boyutları aydınlatıcı. Hıristiyan nüfus 1900’den bu yana çok değişmemiş. Hıristiyanlar 1900’de dünya nüfusunun %34.5’, ve 2025 öngörüsünde %33.5 olacaklar. Müslüman nüfus 1900’de %12.3 iken 2007’de %21, 2025’de %22.8’e çıkmış. Bu artan nüfus, İslam ülkelerinin sayısı değil, gelişmemiş ülkelerin hızla artan aç insanları.

Müslümanlar, öngörülere göre, 2050’de dünya nüfusunun dörtte biri olacak. Afrika’nın kuzeyinde, Ortadoğu’da ve Hindistan’da yaşayan Müslümanlar, Türkiye dışında, en kurak iklim kuşağında karınca gibi yaşıyorlar (petrol ağalarını saymıyorum). The Economics’in yıllık istatistiklerine göre (The World 2010) İslam dünyasının önde gelen on bir ülkesinin, sekiz yüz milyon nüfusuyla, ortalama geliri Hıristiyan Avrupa ve Amerika’nın ortalama gelirinin 5-8 kat gerisinde. Sadece Mısır, Pakistan ve Endonezya’nın nüfusları 513 milyon. Bunların en fakiri Pakistan’ın nüfus başına geliri 900 dolar, Mısır ve Endonezya’nın 2500 dolar. On yıl içinde örneğin Pakistan’ın şimdiye kadar görülmemiş bir atılım yaptığını savlasak, 2020’de 205 milyon civarında bir nüfusu ve adam başına 1750 dolar ulusal geliri olacak. Yani yine çok fakir bir ülke olarak kalacak.

Kapitalizmin egemen olduğu bu dünyada bu iki yüz milyon adam nasıl yaşayacak? Yine dilenecekler. Eğer Türkiye’nin geliri İslam dünyasının en üst düzeyinde değil de Afganistan gibi, 315 dolar olsaydı ne olurdu diye düşündünüz mü? Afganistan’da, Pakistan’da, İran’da, Irak’ta, Mısır’da, Sudan’da, Yemen’de yaşamak ister miydiniz? Yoksa Berlin gettosunu mu yeğlerdiniz?

 

MÜSLÜMANLARIN ANLAMADIĞI

Eflatun gereksinmenin, yani bir şeylere muhtaç olmanın üç perisinden söz eder: Lachesis geçmişi, Clotho bugünü, Atrofos geleceği temsil ederler. Avrupalılar, bütün dünyadan daha önce, bilim, matematik ve onlara dayanan teknolojik üstünlük sayesinde, dünya egemenliğini ele geçirdi. Müslümanların zavallı durumu, bunu anlamayanların halini açıklar. Oysa İslam o anahtarı Avrupa’dan daha önce ele geçirmişti.

Batı dünyası hop oturup hop kalkıyor. Bir Nijeryalı Müslüman bombacı yolcu yüzünden Amerikan kamuoyu birbirine giriyor. Obama “Saldırıya adı karışanları bulmadan ve bunların hesabı sorulmadan dinlenmek yok, şiddet içerenleri yenilgiye uğratmak için her şey yapacağız.” diyor. İsviçreliler minare istemiyorlar. Fransız otoriteleri %25’i Müslüman olan Marsilya’da ezan okumayı yasaklayıp, renkli ışığa izin veriyorlar. Avrupalılar %5 Müslüman nüfusu Avrupa’dan atmak istiyor. Kültürlerinin temelinde Hıristiyan geleneği olduğunu vurguluyor. Başbakanları da bunu vurgular. Doğru söze ne denir? Bizimkiler de aynı şeyi söylüyor. Spiegel’in açıkça yazdığı, bizdeki çokbilmişlerin hâlâ geveledikleri Müslüman-Hıristiyan çatışma doktrini bu gözlemlere dayanıyor. Avrupa’da %15 dine inanmayan var ama %85’i inanıyor. Laiklik sadece kendi ülkelerinde geçerli. Obama Çin’e işbirliği teklif ediyor. Bir Uygur ya da Tibet açılımından söz etmiyor. Türkiye’ye ise Kürtler, Kıbrıslılar, Ermeniler için açılımlar öneriyor.

Hıristiyan-Yahudi düşmanlığı üzerine bir Müslüman geleceği kurulabileceğini düşünebilmek budalalıktır. İslam’ı istenen kıvama getirmek için politik ve ekonomik baskıların, ülkeleri içeriden parçalama manevralarının bini bir para. Bunlar hayal değil, gazete haberi. Müslümanlara 21. yüzyıl köleliğinin kılıfını hazırlayan Batılılara yakında Uzakdoğulular da katılırsa çok şaşırtıcı olmaz. İslam kölelik pazarı 21. yüzyılda hâlâ çekici.

 

SADECE TÜRKİYE VAR

Son dönemde petrolcüler dışında İslam ülkelerinin önemli sorunu enerji ve iklim değişikliği. Abartmalı da olsa, bazı doğa bilimcilerin tahminleri gibi yüz elli yıl sonra yeryüzünün insan nüfusunu besleme kapasitesi birkaç milyara inse ve bunları yaşatmak için büyük bir bilimsel ve teknolojik çaba gerekse bunu yapabilecek bir tek Müslüman toplumu var: Türkiye. Tabii şimdi başlarsa.

İklimsel felaketler gelirse bilim ve teknolojiye bizden fazla sahip oldukları, şimdiden enerji kaynaklarını çeşitlendirdikleri ve bilimsel ve teknik altyapıları olduğu için, direnenler başta Amerikalı ve Avrupalılar olacak. Oralarda halk dindar, fakat ilahiyat mezunları sayısı artmıyor. Hıristiyan dünyası Müslüman dünyasını Tanrısı daha kuvvetli olduğu için değil, altyapısı daha güçlü, bilimsel araştırması iyi örgütlenmiş, sanayisi ve ekonomisi daha güçlü olduğu için eziyor.

İtalya’da Kuzey Partisi Başkanı İslam’a yeni bir ‘İnebahtı’ çağrısı yapıyor. Berlin Eyalet İçişleri Bakanı Almanya’daki Türklerle ilgili karışıklıkların Türk devletinden kaynaklandığını söylüyor. Somalililerin son kaçırdıkları üç gemi dahil, her şey İslamın Türkiye ile beraber hesabına yazılıyor.

Sevgili okuyucular,

Batılı için Müslümanın işareti cehalet, gelişmemişlik ve terör.

Duymayan kulaklara yineleyelim: Türkiye’de entelektüel içeriği olmayan bir üslup ve düşünce ülkenin geleceği için hiç bir şey içermeyen bir körebe oyunu içinde, bugünü tüketmekle kalmayıp, geleceği de tüketiyor.

Gelecek için enerji, enerjinin bilgiyle yaşamı sürdürebilme teknolojisi, politik iktidarların söyleminden yüz kat daha önemlidir. Birisi toplumun geleceğidir. Ve gerçekleşmezse ülkenin sürünmesiyle sonuçlanacaktır. Politik söyleme verilen ağırlık sadece felaket habercisi olabilir

Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat