Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

'Milli' Eğitimin Ağzı

Sevgi Özel

Meclis TVde MEBnin 2010 bütçesi görüşülürken söz alan vekillerimizi ve Milli Eğitim Bakanını içim burkularak dinledim. İktidar partisinden bir vekil konuşmasına şöyle başladı:

Değerli milletvekilleri, milli eğitim davası, Türkiye’nin kalkınmasının, ilerlemesinin, gelişmesinin, demokratikleşmenin, kısaca çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkmış bir millet olmasının ana davasıdır. Bu söylediklerimiz, dedenin yetiştiği müfredat içinde torunun da aynı şartlarda yetişmesiyle sağlanamazdı. 1420 sene önce Hazreti Ali, Çocuklarınızı sizin zamanınıza göre değil, kendi zamanına göre yetiştirin düsturuyla da bir işaret de vermişti zaten. Biz, bunu biliyorduk, bunun için işe müfredatı değiştirerek başladık.

Bu vekilimize göre, eski müfredat kökleşmiş bir zihniyetin eseriydi, bu zihniyet 1900lü yıllardan bu yana eğitime hâkimdi. Temelini Newtonun ifadeleştirdiği,Robespierrein bir nevi akla tapınma şeklinde sistemleştirdiği, Ludwig Büchnerden de yapılan tercümelerle bize yansıyan Fransız Jakobenizmine bağlı, baskıcı, biçimlendirici, buyrukçu, sadece sebep ve sonuç üzerinde duran, ara renklerden asla hoşlanmayan ve ara renklere imkân vermeyen bir sistemdi. Bakanlık, dünyadaki başarılı örnekleri inceleyerek ve bakanlığın derin kültüründen yararlanarak yeni müfredat yapmıştı. Dahası, tıpkı BüyükYunusun, Hazreti Mevlânânın, Şeyh Galipin ve nicelerinin dillendirdiği gibi insanı kâinatın merkezine koyan milli ve evrensel değerleri mezceden bir müfredat ortaya çıkarılmıştı; çünkü Ak Parti, yeni şeyler söylemek için iktidar olmuştu; yeni şeyler söylemeliydi. Vekilimiz, yüzyıllar öncesinden örneklerle epeyce yeni şeyler söylüyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında aklı ve bilimi temel alan eğitim sistemini, akla tapınma olarak eleştirirken 1420 sene önce Hazreti Ali, Çocuklarınızı sizin zamanınıza göre değil, kendi zamanına göre yetiştirin düsturunu yeterince düşünmediğini de ağzıyla açıklığa kavuşturmuş oluyordu.

Sayın vekilimiz öteden beri Dil Devrimiyle kazanılan sözcüklerden hoşlanmaz; bu nedenle konu ne olursa olsun sözü buraya getirir, bütçe görüşmelerinde de böyle yaptı. Bu nedenle yenileşen dile öfkesini yansıtan sözleri üstünde durmaya gerek yok. Ancak bu vekilin, başka vekillerin, özellikle Başbakanın ve öteki bakanların yedi sekiz yıldır dillerine dolanan içi boş bir kalıp var. Sayın vekil, Türkiye modern eğitime 1848de başladı. O günden bu yana bugün kullanılmakta olan 460 bin civarında dersliğimiz var. Bu dersliklerin yüzde 33ü -dikkat ediniz, 460 bin dersliğin yüzde 33ü- şu yedi sene içinde yapılmıştır. () Yani KaracaoğlanınKim var idi biz burada yoğ iken dediği mısraı insanın aklına geliyor haklı olarakdiyor. Karşılaştırmaya bakar mısınız?

Başbakanın da sıklıkla şiirler okuyarak, Neredennn nereye geldik sözlerini anımsatır biçimde, 2010 bütçe görüşmeleri sırasında Milli Eğitim Bakanı, Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyası çerçevesinde yapılan derslik sayısı itibarıyla tüm Cumhuriyet tarihimiz boyunca yapılan dersliklerin üçte 1i dönemimizde yapılmıştır diye övünüyor. İktidarın ve yandaşlarının bu karşılaştırmaları gerçekten gülünç boyutlara varmıştır.

Savaştan çıkan ve on yılda on beş milyon genç yaratan ülkemizin nüfusu hızla artmış; 1970’li yıllarda yaklaşık kırk, 2000lerde yaklaşık 75 milyon olmuştur. Keşke Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana eğitim sistemini, bilimsel ve sanatsal verileri baskın kılarak akla tapınma boyutuna ulaştırabilseydik. O zaman Çocuklarınızı sizin zamanınıza göre değil, kendi zamanına göre yetiştirin diyen Hz. Aliyi,Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir diyen Atatürkü doğru anlardık. O zaman Atatürkün bu ulusa en büyük armağanı olan TBMM kürsüsünde, başında bulunduğu bakanlığın işle-vini içselleştiren, eğitim ve öğretim programlarını içeren ve çoğul olan müfredata müfredatlar demeyen; Türk Devrimi deneyiminin eğitim ayağını, baskıcı, biçimlendirici, buyrukçu, sadece sebep ve sonuç üzerinde duran, ara renklerden asla hoşlanmayan ve ara renklere imkân vermeyen bir sistem olarak görmeyen, eğitimbilimin verileriyle değerlendiren vekiller görürdük.

O zaman Atatürkün eğitim birliği ve laik öğretim ilkesini yok etmeyen, Türk Devrimiyle hesaplaşmayı marifet sanmayan iktidarlarla yürürdük. O zaman ortak dilimiz Türkçenin müziğini ilkin MEBnin ağzından dinlerdik. Yazık! Türkçe, yıllardır MEBnin ağzında bozuluyor ve kimi vekillerimiz bununla övünüyor! Çok yazık!

11 Ocak 2010/Cumhuriyet
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat