Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam90
Toplam Ziyaret393180

Şiddet ve Kızgınlık Uygarlık Kapısını Kapatıyor

    Doğan Kuban/Şiddet ve kızgınlık uygarlık kapısını kapatıyor

Bu ülkenin sağduyulu insanlarının her gün toplum için yapacakları en yararlı şey, şiddet gösterilerini yumuşatma ya da engelleme çabası olmalı. Yazılarımda çok kez şiddetin trafik bağlamındaki utandırıcı gösterilerini vurgulamaya çalışıyorum. Şiddet en fazla ulaşımda su yüzüne çıkıyor. Çünkü ulaşım ortak yaşamın en büyük bileşenidir. İşine, okuluna, alışverişine çıkan insanlar, toplumun gelişmemişliğini yansıtan bütün hastalıkları araba sürerken, inerken, binerken sürekli sergiliyorlar. 

Şiddetin bileşenleri cahillik, örgütlenmemişlik, disiplinsizlik, kural dışı davranış, kentlileşememiş olma, kısaca birlikte yaşadıklarımızın haklarına saygısızlık; bu bilgisizlik kadar, insana yeterince sevgi beslememekten, insana yeterince acımamaktan, insana inanmamaktan, uygar bir toplumun güvenlik, sağlık, nezaket gibi kent yaşamına kazandıracağı standartlara ulaşamamış olmaktan kaynaklanıyor. Büyük Millet Meclisi'nden gazete yazarına ve otobüs yolcusuna kadar herkes patlamaya hazır bomba gibi. Bakıp geçtiğimiz sayısız çarpık olayın yaşamı ne kadar zorlaştırdığını idrak etmekte zorlanan bir toplumuz.

İşte şaşılacak bir olay: Trafikte önümüzdeki taksi birdenbire durdu. Çünkü yolunu haksız yere bir otobüs kesmiş ve çarpışmalarına ramak kalmıştı. Taksi şoförü ölebilirdi. Otobüs ve taksi son anda birbirlerine girmediler. Taksi şoförü hem korku, hem büyük bir kızgınlıkla otobüs şoförüne bağırmaya başladı. Tehlike yaratmış, fakat kendisi tehlikeye girmemiş otobüs şoförü kımıldamadan, biraz da tebessümle bağıran şoförü dinliyordu. Sonra canı sıkıldı. Gaza basıp uzaklaştı.

Ölümcül olay geçiştirildi. Fakat toplumsal olay çözülmeden kaldı. Otobüs şoförü özür dilemedi. Taksi şoförü ölseydi bile, ağzını açmadan, belki fazla bir vicdan azabı çekmeden yine çekip gidecekti. Olay anonim olduğu için adamın günahına girmekten korkmuyorum. Olay burada bitmedi. Otobüs gitti. Fakat taksi şoförü içeri girmedi. Otobüsün gittiğini de adeta unutmuştu. Bağırıp çağırmaya devam etti. Psikolojik bir travma da geçirmiş olabilir. İlginç olan, demin hakkı yenen ve tehlike geçiren şoför şimdi boşluğa yumruk sallarken arkasında biriken araçların yolunu kestiğini düşünmüyor, kornalarını da işitmiyordu.

Bu bizde tipik bir toplumsal davranış sayılabilir. Geçenlerde Meclis'te de milletvekilleri birbirlerine veryansın ediyor, kimse birbirini dinlemiyordu.

Türkiye'de karşıt söylemleşme diyaloğa dönüşmüyor. Dinlememe ve anlamama duvarına çarpıp geri dönüyor. İnsanlar sözlerine bayrak gibi sarılıp birbirlerine sordukları sorulara yanıt vermiyorlar. İngilizcede bir deyim var: Elinde bir çekiç olan, her şeyi çivi olarak görür. Sözleri mıhlıyoruz konuştuğumuz insanların kafasına.

YAŞAMIN ARMONİSİ

Maddi dünyanın yaşamında atomlar, moleküller ya da hücreler arasında bir genel uyuşma var. Yaşam bu armonilerle gerçekleşiyor. Oysa bizim toplumun insanları aklın kolayca farkına varabileceği çözülebilir uyuşmazlıkları bile kavga sınırına taşımayı bir marifet sanıyorlar. Bizde diyalog (..... yarışı) anlamına geliyor. Bu akıl almaz bir cehalet ve toplumsal hamlık göstergesidir. Ve bu okuma yazma sorunu da değildir. Hepimizin bildiği adam sendecilik, boş vericilik, bu da geçer yahuculuk, dikkatsizlik, tembellik gibi deyimlere, atasözlerine yansımış toplumsal özelliklerimiz var. Bunların akılsal olmasa bile, davranışsal bir hoşgörüye yol açması gerekmez miydi? Suçu kentleşememekte, kentin kırdan göçenlere istediğini vermemesinde arayabilir miyiz?

Milyonlarca adamı, konutlarında, okullarında, yol ve meydanlarında birbirlerinin burnuna sokmuşuz. Onlara hiçbir zaman sahip olamayacakları şeyleri ekranlarda gösteriyoruz. Her sabah sahip olamayacakları şeyleri düşünerek uyanıyor, onları kendileri gibi balık istifi olmuş vatandaşlarla paylaşıyor, eğer başlarına bir uygunsuzluk gelmezse işlerine -tabii varsa- gidiyorlar. Akşama evlerine dönünce sahip olamayacakları dünya nimetlerini gösteren ekranlarının başına geçip, belki bir yılbaşı ikramiyesinin hayallerine dalıyorlar. Sonra ekranlarda konuşanları dinleyip, başkalarına nasıl kızacaklarını ve sözlerini silah gibi kullanmanın görsel talimlerini yapıyor, belki de yarın bağıracakları adamlara söyleyecekleri sözleri tekrarlıyorlar.

Hiçbir şiddet toplumu uygar değildir. İnsanları şiddete teşvik eden hiç kimse uygar değildir. Uygarlık davranışlarda yaygınlaşan insan saygısıyla gerçekleşebilir. Bunun yerleşmesinin aracı yine saygıdır. İnsana saygı, yaşama saygı ancak bilgi ile yerleşir. Kimse kedilerin, tavukların, köpeklerin birbirlerine saygısından söz etmiyor. Fakat onların bizden farklı bir anlaşma yöntemleri (insanlıkları mı desek!) var.

DİL, SALDIRGANLIK ARACI

Bizim günlük yaşamda kullandığımız üslup kavgacı olmaya teşne bir dil. Türk dili cahillerin elinde tabancaya dönüştü. Dilimizi böyle kullanırsak kendimizi Makedonya dağlarındaki Balkan komitacıları gibi bulacağız. Dilimizi anlaşma ve sevgi için kullanırsak, bizde bu sözcükler dolu: Merhaba var, can var, ‘geçme namert köprüsünden' var.

Acaba bu şiddetin arkasında da Amerikan kültürünün etkisi yok mu? Her Amerikan filmi şiddet içeriyor. Herkesin cebinden bir tabancı çıkıyor. Bir türlü sırtı yere gelmeyen silah lobisi (bunlar gibi düşünen bir Türk Cumhurbaşkanı da vardı) her Amerikalının cebinde bir silah olduğunu vatandaşlarına kanıtlamak için filmcilerle anlaşmış olmalı. Schwarzenegger'i vali yapanlar da Holywood filmlerini üreten Kaliforniyalılar değil mi?

Biz gençliğimizde Amerikan kovboy ve gangster filmleriyle büyüdük. Sonra casus filmleri, faşizm ve komünizmin şiddet hikâyeleri piyasayı işgal etti. Sonra Kore. Sonra Vietnam, sonra İslam mücahitleri. Aslında bu şiddet Batı emperyalizminin estirdiği fırtına değil mi? Bizim Meclis sahnesi kanımca emperyalist güç diyalektiğinin yerel gösterisi. İran İsrail'in, İsrail İran'ın füzeleriyle yok olabilirse atom bomba stokları en çok kimde varsa o herkesi yok edecek! Şiddet ve yalanı kim üretiyor bu dünyada? Güçlüler. Peki güçlü olanların kimler olduğunu herkes bilmiyor mu? Kimin karşısında el pençe divan duruluyorsa, güçlü o.

‘Modern Zamanlar' filminde Şarlo bütün gün bir vida sıkan bir işçi olarak işten çıktıktan sonra da elinde bir tornavida varmış gibi boyuna iki eli ile bir tornavidayı sıkıyormuş gibi yapardı. Bu Taylor sisteminin insanı robot haline getiren doğasını eleştiren bir filmdi. Şiddet bir düşünce olarak başlıyor, dil olarak şekilleniyor ve sonunda eyleme dönüşüyor. Dilin şiddeti gelecek için bir senaryo hazırlıyor. Bu bizim toplum kültürünün şiddet bağlamında Amerikan usulü ‘taylorisation'u olmasın.

Bilim Teknik 01.01.20210 


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
33° 35° 20°
Saat