Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam53
Toplam Ziyaret407182

Murat Kaymak

Türk İslam Sentezi ile Yaratıcı Aklın Sentezi Çatışıyor

'Türk-İslam Sentezi İle Yaratıcı Aklın Sentezi Çatışıyor'
Server Tanilli'nin 'Yaratıcı Aklın Sentezi' adlı kitabının çıkış noktası, başlıca amacı, felsefe meraklılarına, daha da özel olarak, başta lise ve üniversite gençliğine, temel bir felsefe kültürü vermek. İnsan zekâsının anlamlı bir ürünü olan felsefenin, dinden bağımsız yürütülmesi ve 'özgür aklın sorgulaması'na dayanmasının son yıllarda yükselen bir değer olduğuna dikkat çekiyor Tanilli kitabında. Server Tanilli ile 'Yaratıcı Aklın Sentezi' adlı kitabını konuştuk.

'İnsanı insan yapan sonra da varlığını sürdüren, emektir: Doğaya karşı mücadelesini alet yapıp üreterek kazanırken, hayvanlıktan da kopup ayrılıyor insan; ellerin oynağın rol pek önemli bu süreçte. Ayrıca, doğayı değiştirirken kendisini de değiştirmiş oluyor. İnsanın insan olması gibi, bütün bir tarih de bunun sonucudur.'
Gamze AKDEMİR
Sizin ünlü eseriniz 'Uygarlık Tarihi'nden sonra, ikinci sırada, öyle görülüyor ki 'Yaratıcı Aklın Sentezi' bulunuyor. Sizi bu kitabı yazmaya götüren ne oldu?

Şu: Felsefe meraklılarına, daha da özel olarak, başta lise ve üniversite gençliğine, temel bir felsefe kültürü vermek. Son yıllarda, ülkemizde, gençliğimizin ufkunu aydınlatmak yerine daha da karartmak amaç olunca, dinden bağımsız yürütülen ve 'özgür aklın sorgulaması'na dayanan felsefe cephesine silah taşımak elzem oldu...
MÜSLÜMAN DÜNYADA DURUM
Sözlerinizden, felsefe anlayışınız da anlaşılıyor. Yine de soralım: Felsefe nedir size göre?

Felsefenin amacı, kısaca doğa, toplum ve insan, giderek evren üstüne tutarlı, sistemli ve bütünlüğüne bir görüşe varmaktır. İnsan zekâsının bulduğu bu anlamlı uğraş, dinden bağımsız yürütülür ve 'özgür aklın sorgulaması'na dayanır. Matematikten fiziğe, teknikten sanata, tarihten politikaya ve hukuka değin bütün bir bilgi birikimini yeniden ele alıp, 'eleştirici aklın süzgeci'nden geçirerek bir bütün içinde yoğurmak...

Ne görkemli bir uğraş değil mi?

Gerçekten öyledir!..

Eski Yunan'dan beri süren bu uğraşa, çağımızda yeni olarak ne eklendi sizce?

'Daha insanca bir düzen kurma'nın kaygısı! Öyle olunca, felsefe, çoğu kez sanıldığının tersine, bulutlarda dolaşan, soyut ve anlaşılmaz bir dille örtülü esrarlı bir şey değil, daha güzel, daha insanca bir dünya yaratmayı amaç edinmiş, açık ve aydınlık bir aranıştır. Akla dayandığı için, ister istemez bilime de dayanan; bu niteliği ile her türlü dogmatizme ve bağnazlığa karşı oluş...

Tabii böyle olunca da, felsefenin, dostlarından çok düşmanları da belirdi...

Öyledir! Çünkü, felsefe aklın bitmeyen sorgulaması olduğundan, işin ucu bir yerde 'yerleşik düzen'e, onun kavram ve kurumlarına, giderek onun sahiplerine gelip dayanır, yani düşmanlar peydahlanır. Felsefe tarihinin, eski Yunan'dan başlayarak adım başında koğuşturulmuş filozoflarla dolu oluşunun nedeni budur. Ancak, ne olursa olsun, felsefe ve filozoflar direnmiştir, direnecektir...

Müslüman dünyada durum nedir?

Müslüman dünyada, yükseliş yıllarında bile, felsefe, eski Yunan düşüncesi ile vahyedilmiş Kuran arasında sıkışıp kalmıştır. İslam felsefesinden söz edildiğinde 'hikmet' deyiminin kullanılıp, 'filozof' teriminin 'rint, dinsiz', ya da 'kayıtsız' demekle bir tutulmasının bir anlamı olsa gerek. Tekkelerin öncülük ettikleri 'tasavvuf' ise, bir sistem halini almaktan uzak bulunduğu gibi, ancak dinin izin verdiği bir çerçeve içinde dönüp dolaşmıştır...

Çağdaş felsefe kavramı tabii Batı'dan geldi..

Evet, Tanzimat sonrası aydınlara borçluyuz bu yeniliği; İkinci Meşrutiyet'le de, yine aydınların mücadelesi sonucu, üniversitelere ve liselere gelip girmiştir felsefe.

Cumhuriyet Devrimi ise yeniliğe dürüstçe sahip çıktı..

Öyle! Çünkü Cumhuriyet'i kuranların, eserleri geleceğe kalsın diye, 'fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür' kuşaklara ihtiyacı vardı. O yeni kuşakların yetişmesi ise 'eleştirici düşünce'nin anahtarlarını elde edinme ile mümkün olacaktı; böylece felsefe de başı çekecekti.

Bu tavır bir süre devam etti ve birkaç kuşak yetiştirdi, ama sonra dönüşler, sapmalar oldu...

Dediğiniz gibi oldu: 1950'lerle, liselerde felsefe okuyan kuşakların yanı sıra, 'molla eğitimi' de gündeme girdi; imam hatip okulları alıp başını gitti. 1980'lerle ise, liseler dahil 'zorunlu din' dersi eğitime sokuldu. Öte yandan, 'Türk-islam Sentezi', 1923 Devrimi'nin karşıtı olarak, beyinleri yıkadı...

Sizin, 'Yaratıcı Aklın Sentezi'ni yazmanızın amacı bu bağlamda da gayet net. Ülkemizde, açıkça 'Türk-İslam Sentezi' ile 'Yaratıcı Aklın Sentezi'nin çatışmasını görüyoruz değil mi?

Söylediğiniz gibi, açıkça böyle!

Çağdaş kuramsal tavırlara bakıldığında ne görüyoruz?

Kısaca şöyle: Dünya görüşleri arasında, başta -Musevi, Hıristiyan ve İslam- 'dinci dünya görüşü' geliyor. Onu, 'bireyci dünya görüşü' izliyor. Son olarak, 'Marksist dünya görüşü' geliyor. Yığınla sorunların ortasında, büyük insanlığın istediği, 'Daha insanca bir dünya'dır. Marksizmin vaat ettiğine gelince... Yıllar önce J.P. Sartre şöyle diyordu: 'İnsanlık tarihinin tek geçerli yorumu diyalektik maddeciliktir; çünkü gerçekliğin kendisi Marksisttir ve Marksizm -hiç olmazsa çağımız için- aşılmaz durumdadır'.

Türkiyeli bir insan olarak, buna, çağdaşlığın emri adına ne ekleyeceksiniz?

Şu üç 'asgari' ölçütü: Milli bağımsızlığa inanmak, laik olmak ve demokrat olmak.

Konudan konuya atlamak gibi sanılmasın aslında hayli ilintili olduğunu düşündüğüm bir soru yöneltmek istiyorum: 'Doğa, insan ve kültür' adına ne diyeceksiniz?

İnsanın yeryüzünde ortaya çıkışı ve kendi kendisinin bilincine varışı diye bir olgu var. Ama hangi anda gerçekleşmiştir bu? Bugün biliyoruz ki, insan soyu birden ortaya çıkmadı; tersine, milyonlarca yıl süren bir süreç boyunca, daha 'önceki hayvansal türler'den doğdu. Bu biyolojik evrimden -insanlı- sosyal tarih'e geçiş de önemli bir temel dönüşümdür. Tarihsel süreçte bir 'ilerleme' de gerçektir. Bütün bunlara şunu da ekleyeceğiz; bir ırkın ötekisine üstünlüğü gerçekdışıdır; hepimiz kardeşiz!

Emek üstüne düşünceleriniz de çok önemli...

İnsanı insan yapan sonra da varlığını sürdüren, emektir: Doğaya karşı mücadelesini alet yapıp üreterek kazanırken, hayvanlıktan da kopup ayrılıyor insan; ellerin oynağın rol pek önemli bu süreçte. Ayrıca, doğayı değiştirirken kendisini de değiştirmiş oluyor. İnsanın insan olması gibi, bütün bir tarih de bunun sonucudur. Ama asıl yaratıcı da olsa emeğin nasibi ne olmuş? Çağımızda hangi sorunlarla yüz yüze? Emeğin gerçek saygınlığı ya da 'kurtuluş'u aslında neye bağlıdır? İşte çağımızın en önemli soruları!

'Dil'in de felsefeye getirdiği sorunlar var..

Dil, bir kültürün öğesi olduğu kadar bütün bir kültürün de taşıyıcısı olduğuna göre gerçekten çetin sorunlara yol açıyor felsefeden başlayarak...

Düşünmenin diyalektiği daha da çetin sorunlara yol açıyor...

Birbirine zıt iki felsefe görüşüne, 'idealizm' ile 'materyalizm'e yol açtığı günden başlayarak, algı, bellek ve imgelem; tek başına bilinç; aklın payı ve doğru düşünce sanatı olarak mantığın yol açtığı tartışmaları hatırlayınız!

Bir düşünme yöntemi olarak 'diyalektik', değerini ve 'önemini' bugün de koruyor mu size göre?

Kesini 'biçimsel mantık' bir yere kadar 'önemini' sürdürür; ama 'sınıfsal zıtlıklar' söz olduğunda, hangi düşünme yöntemi ile çözeceksiniz?

Bu noktada yanıtı malum gibi görünen soru/sorunsal da aslında 'bilim, neyi anlatıyor?' olsa gerek...

Bilim doğaya ve insana egemen, deneyle ya da gözlemle ortaya çıkarılmış zorunlu yasalar, onların araştırılması. Doğa, toplum ve insan böylesi yasalarla çevrili. Olayların asıl gerçekliğini bize gösterdiği için de büyük saygınlığı var bilimin; bu bakımdan hemen hemen rakipsiz. Ama sadece pratik ve teknik sonuçlarıyla mı önemlidir o? Bilim, deneyin ve gözlemin çocuğu ve aklın da dostu olarak, eğitici, giderek bir yol gösterici de değil mi?

Teknik, insanlığımızdan bağımsız mıdır?

Teknik, insan soyunun doğa üzerindeki egemenliğinin ilk biçimi ve tarihi de, yüz binlerce yıl öncesinden başlıyor; çağımızda da harikalar yaratıyor, daha da yaratacak. Ne var ki, doğal ve insansal ortamı da durmadan altüst eder halde bir süredir; tehlikeli işler yapıyor ve bizzat uygarlığa meydan okuyor. Karar vermek zorundayız: Bu tehlike karşısında, ilerlemeyi durdurmadan, kör gidişe hayır demenin yolları nedir? İnsan olarak sorumluluğumuz, önce neyi dinginlememizi emrediyor bize? Araştırıp, bulup, uygulamalıyız!

Ya sanat için düşünceleriniz...

Çok kısa ve yalın söyleyeceğim: Sanat, biliyorsunuz anlamlı biçimlerin özgür yaratılışıdır. Ne var ki, sanat, ciddilikten uzak, yararsız, düşsel, hatta ahlakdışı olmakla suçlanır kimi zaman. Ama sanat, nasıl olur da bizi alabildiğine insanlaştıran bir etkinliktir? Onu, kem gözlere karşı savunmalıyız!

Din nasıl bir dünya vaat ediyor?

Her inanan, kendi dininin Tanrı buyruğu, hem de onun son biçimi olduğuna inanır. Dine, dışardan ve bilimsel açıdan bakanlar ise, dinin belli sosyal koşulların bir ürünü olduğunu bilir.

Sosyal olduğu kadar tarihseldir de din; insanlığın gelişmesinde belli bir aşamada ortaya çıkmıştır. Bireylere, ezilenler başta olmak üzere, bir avunu verdiği de aşikârdır. Devletleri, milletleri, toplulukları birbirine düşürüp kırdığı da sabit...

Din ve devlet işlerinin ayrılmasının, yani laikliğin getirdiği çağdaş bir çözüm de var; bizde nasıl bir geleceği olacak onun?

1923 Devrimi'nin en önemli eserlerinden biridir laiklik. İslamcılığın direnişi ile karşı karşıya. Mücadelenin seyrini belirleyecek olan da, başta demokratik ve laik güçlerin ısrarı olacaktır...

Bu tartışmaların arasında 'ahlak'ın gücü nedir?

Ahlak, bir topluluğunun ya da bir bireyin, iyi ile kötü üstüne verdiği bir yargısı. Ancak, nereye göre vereceğiz bu yargıyı? Kendimize, ailemize, mesleğimize, yurdumuza, giderek insanlığa karşı ödevlerimiz nelerdir? Onları yerine getirmediğimizde, ya da eksik yerine getirdiğimizde nelerle karşılaşırız? Kısacası, nasıl ahlaklı olabiliriz, ayrıca olmak zorunda mıyız? Yanıtımız şöyledir: Ahlaklı olmalıyız; ayrıca 'dinsiz', 'ahlaksız' kadar tartıda ağır çekmez.

Onlardan da önemli olan, özgür ve birlikte yaşamaktır, değil mi?

Ünlü şairin, dizelerini hatırlatmak istiyorsunuz: 'Yaşamak bir ağaç gibi tek başına, hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine,/ Bu hasret bizim.'
'DEMOKRASİYE İHTİYAÇ BÜYÜK'

Bir gerçek de şu; tarihi insanlar yapıyor, ama tarih de acılar ve felaketler getiriyor onlara değil mi?

Ancak insanlar, tarihin akışına bakıp ortak dersler çıkarıyor, ortak özlemlere de varıyor. Tarihe bakıp bilinçlenmiş yurttaşların etkin biçimde müdahalesi önemlidir. Demokrasiye ve demokratlara ihtiyaç büyüktür; tarihe 'insani bir gelecek' sağlamada rolü başta onlar oynuyor...

Barış da, insanlığın büyük özlemleri arasında...

Hem de nasıl! Savaşlar olmuş ve insanlar ölmüş, yaralanmış ve acılar çekmiş. Savaşları önlemek ve evrensel barışı kurmak; en önce de 'barış ortamını yaratmak' şart...

Kadın ve erkek, insan soyunda bireylerin birbirinden farklı cinsiyete ait oluşların simgeleri. Ama buradan kalkıp cinsiyetlerden birini ötekinden üstün ya da aşağı görmenin anlamı ne? Kadınların yüzyıllar süren ezilme, baskı ve sömürüden 'kurtuluş'u en çok neye bağlı?

Gerçekten çetin bir soru! Her şeye karşın kadının adını koymalı! En önemli noktaların altını çizeceğiz: Sadece kadınların bilincinden yola çıkan bir kurtuluş hareketi mümkün değildir. Kadınların ezilişini belirleyen, 'sınıfsal ve sosyal bir sömürülüş'tür. Kadının kurtuluşu, 'maddi koşulları' gerektiriyor. Çalışmasının sonucu olan 'iktisadi bağımsızlık', kadının kurtuluşunun da bir koşuludur. Şu da önemlidir: Kadınların kurtuluşu, yalnız kadınların değil, genel olarak 'bütün insanlığın kurtuluşu' olacaktır. Asıl tehlike ise, 'köktendinci akımlar'dan geliyor...

Son sorum eğitim ile ilgili olacak.. Eğitim, malum , toplumdaki kültür birikimini genç kuşaklara aktarmak; onu yaparken, belli bir ideali de aşılamak genç beyinlere. Eğitim her zaman önemli olmuştur; bugün de öyle. Kime düşüyor bu görev? Yolu, yöntemi ne onun? Hangi sorunlarla yüz yüze çağımızda?

Daha baştan belirtilmesi gereken, 'eğitim' ile 'öğretim'in farklılığıdır. Öğretim, kişiyi belli bir konuda bilgi sahibi yapmak. Eğitim ise, onu çok aşan bir şey; kişiyi aklı, duyguları ve davranışlarıyla 'bütünlüğüne' ele alan bir oluşturma ve yönlendirme. Ve eğitimde, 'eğitilen' kadar 'eğiten' de önemli. Öte yandan, eğitim, artık okul öncesinden başlıyor, bütün yurttaşlara açılıyor ve ölüme değin sürüyor. Böylece, bir 'insan yaratmak'tır eğitim. Ayrıca, eğitim çağımızda bir insan hakkıdır. Türkiye'de eğitim, 1923 Devrimi'nin eseridir ve onun değerleriyle kuşanmıştır. Emperyalizme karşı bir mücadelenin eseri olan Devrim, laiktir ve idealinde çağdaş bir toplumu yaratmak vardır. Bu ülkü, eğitime de yansımış; 'fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür' kuşaklar yetiştirme görevini vermiştir devlete. Bu görev, 1950'lerden başlayarak tökezlemelere uğramışsa, onu yeniden yaşama geçirmek de Türkiye'nin ilerici, demokrat ve aydınlık güçlerinin görevidir.

Yaratıcı Aklın Sentezi/ Server Tanilli/ Cumhuriyet Kitapları/ 456 s.

 

Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat