Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

İngiltere’nin Beyaz Köle Çocukları

MUSTAFA K. ERDEMOL

Britanya İmparatorluğu, 19. yüzyılın ortalarına kadar ağırlıklı olarak suç işleyen çocuklardan kurtulmak için, 1850 yılında, “ahlaksız ailelerde yetişen” çocuklara “iyi bir gelecek” vermek için, 1920’lerde sömürge ülkelerde “beyaz”ların sayısını çoğaltmak için, ardından yoksul ailelerin çocuklarına yine daha iyi bir gelecek vaadiyle, aralarında 9 aylık bebeklerin de bulunduğu yüz binlerce çocuğu başka ülkelere yolladı. 1600’lerin başında başlayan ve 1980’li yıllara kadar sürdüğü sanılan bu küçük insan ticaretine başta kilise de itiraz etmiyordu.

Yüzlerce yıl sömürdüğü ülkelerin vatandaşlarına neler yaptığı konusunda tarihten az da olsa anlayan hemen herkesin bir fikri vardı ama, Britanya İmparatorluğu’nun, kendi vatandaşları için de büyük felaketler getirdiği düşünülmezdi. Sınıflı toplumlarda egemenlerin vatandaşlarına pek de değer vermedikleri, onları sadece emek üretim sürecinde dikkate aldıkları bilinmedik değilse de, yine de örneğin Britanya İmparatorluğu’nun kendi vatandaşlarına, sömürge ülke vatandaşlarından daha şefkatli baktığı düşünülürdü.

Öyle olmadığı son yıllarda yapılan bir araştırma sonucu ortaya çıktı. Köle ticaretinin en yaygın olduğu ülkelerden biri olan İngiltere, hem de kendi ülkesinin çocuklarının ticaretini yapan bir imparatorluktu aynı zamanda. Bu beyaz köle çocukticareti, Avustralya Başbakanı Kevin Ruddun geçen günlerde İngiltere tarafından Avustralyaya gönderilen bu talihsiz çocuklardan özür dilemesiyle dünya gündemine oturdu.

Gönderildikleri ülkelerde ucuz işçi olarak çalıştırılan, cinsel tacize uğrayan, geçmişleriyle tüm bağları kopartılan bu talihsiz çocukların yollandıkları ülkelerden biri de Avustralyaydı. Avustralyaya 1930-1970 yılları arasında gemilerle getirilerek yetimhanelere yerleştirilen bu çocuklar çalışma kamplarında çok kötü şartlarda çalıştırılmışlardı. Sayılarının 500 bin olduğu sanılıyor. Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, hükümetinin resmi özrünü, yaşını başını almış o çocuklardan bazılarının da hazır bulunduğu bir basın toplantısıyla dile getirdi.

Bir trajedinin portresi

Bu trajedi tam olarak ne zaman başlamıştı? Amaç neydi? İngiltere kendi çocuklarınıneden ticari bir meta haline getirmişti? Tüm dünya şimdi bu soruların yanıtlarını yavaş yavaş öğreniyor.

Her şeyden önce imparatorluğun, topluma çekidüzen vermekten ne anladığı konusunda bir fikir veriyor bu zorunlu çocuk göçü. Sosyal düzenlemelerin önünde engel kabul edilen kesimlere mensup bireylerin genç ya da yaşlı fark etmeden imparatorluk sınırları içinde, genellikle sömürge ülkelerde yani merkeze uzak bölgelerde iskân ettirilmeleri çözüm olarak düşünülmüş.

Uygulamanın gerekçesi her dönem için farklılıklar taşıyor aslında. 19uncu yüzyılın ortalarına kadar suç işleyen çocuklardan kurtulma isteği ağır basıyor bu uygulamanın hayata geçirilmesinde. Cezaevlerinden çok sayıda çocuğun ülke dışına yollanmasının nedeninin bu olduğu söyleniyor. Bir süre sonra, 1850 yılında, bu zorunlu çocuk göçü, ahlaksız ailelerde yetişençocuklara iyi bir gelecekvaadiyle sürdürülür bu kez. İngilterenin kenar mahallelerinden binlerce çocuk Avustralya ile Kanadaya yollanırlar, ancak orada sadece ucuz işgücü olarak çok ağır şartlarda çalıştırılırlar.

Trajedinin en ilginç yanını 19’uncu yüzyılın başlarında Güney Afrikaya yollanan yüzlerce çocuğun, köle işçilerin yerini alarak yasadışı çalıştırıldıklarının ortaya çıkması oluşturuyor. Büyük altın madenlerinde, siyah işçilerle birlikte işte bu beyaz köle çocuklar da çalıştırılmışlardı. Bunda aslında çocuk işçikavramından haberdar olmayan, bu küçücük bedenleri küçük işçilerolarak gören dönemin mantığının etkisi var. İngiliz şirketlerinin hem işgüçlerinden hem de kendilerindenolma avantajından yararlandıkları çocuk işçiler, birçok açıdan işe yarıyorlardı. Köle siyahların üzerinde, kendileri de köle olsalar bile beyazlıklarıyla işverenin çalışmaları denetleyicielemanları rolünü üstleniyorlardı. Ama onlar da siyah emekçiler gibi birçok haktan yoksun emekçiler olarak sömürülüyor, çoğu, gençliklerini göremeden ölüyordu.

Toplumsal onay da vardı

Zorunlu çocuk göçü uygulamasının çok uzun bir dönemi kapsadığına bakılırsa, toplumsal anlamda bir onaylama söz konusu bu uğursuz ticarette. Kilisenin de itiraz etmediği bu küçük insan ticareti, neredeyse kanıksanmış bir devlet politikası. Britanya İmparatorluğu’nun 1850 yılından itibaren, 1948e kadar çıkardığı yasalarla yurtdışına çocuk göçüne maddi destek sağlayacak düzenlemeler yaptığı da belirtiliyor.

1920’lerde gerekçe bir kez daha farklılaşıyor. 1922 yılında çıkarılan bir yasayla zorunlu çocuk göçü, sömürge ülkelerde beyazların sayısını çoğaltma amacıyla yapılıyor. Bu niyetle de olsa, çocukların gönderildikleri yerlerde ucuz işgücü olarak kullanılmaları gerçeği değişmiyor. Ancak, gönderildikleri sömürge ülkelerde sömürgeci baskının gerek duyduğu askeri gücün önemlice bir bölümünü de bu çocuklar oluşturuyor.

Bu talihsiz çocuklar gittikleri herhangi bir ülkede genellikle cinsel tacize uğruyor, dini terbiye adı altında kırbaçlanıyor, işverenler arasında alım satım metaına dönüştürülüyordu.

Bu büyük insanlık trajedisi, aslında İngiltere krallığının bir sömürge imparatorluğu olduğu dönemlerde çok daha yaygındı. İmparatorluğun her yöresinden, yaş ortalamaları 9 aylık ile 8 yaş arasında değişen tam 150 bin çocuk 1618-1967 yılları arasında zorla göç ettirilmişlerdi. Araştırmalar en çok çocuk yollanan ülkenin, 1869-1939 yılları arasında 100 bin çocukla Kanada olduğunu belirliyor. Avustralyaya ise aynı dönemde 10 binden az çocuk yollanmıştı. 17’nci yüzyılın başlarında Amerikanın Virginia eyaletindeki Richmond kentine bile 100 çocuğun gönderildiği belgelenmiş durumda.

Zorunlu çocuk göçüyle ilgili uygulamanın, çocukları geçmişlerinden koparma planına dayandığı belgelerle kanıtlandı. 1882-1967 tarihleri arasında İngiltere dışına 30 binden fazla çocuğu yollayan Bardarno adlı vakıf 1906 yılında çocukların ülkeleriyle bağlarının koparıldığını açıklamıştı. Bunun için çocuklara yeni isimler verilmiş, onlara ailelerinin öldüğü yalanı söylenmiş, kardeş olanlar ayrı ayrı yerlere yollanmışlardı.

Konuyu soruşturan Avustralya Senatosu 2001 yılında, trajediyi, kişilik kaybettirmesüreci olarak tanımlamıştı.

Kanadada da durum farklı değildi. İngiltereden bu ülkeye yollanan çocuklar, çiftliklerde, 18 yaşına kadar yılda 1 dolara çalıştırılmışlar, çiftlik sahipleri onlara sadece yemek, yatacak yer sağlamış, bir yandan da dini terbiye vermişti. Çocuklara tacizin neredeyse önderliğini yapmış olan Kanada, 1925 yılında 14 yaşından küçük çocukları kabul etmemeye başlamıştı. Ama Avustralya, çok küçük çocuklar kabul etmeyi sürdürmüştü.

Yeni adları verildi, kardeşler ayrıldı

1882-1967 arasında İngiltere dışına 30 binden fazla çocuğu yollayan Bardarno Vakfı çocukların ülkeleriyle bağlarının koparıldığını açıklamıştı. Bunun için çocuklara yeni isimler verilmiş, ailelerinin öldüğü yalanı söylenmiş, kardeşler ayrı ayrı yerlere yollanmışlardı. Avustralya Senatosu 2001 yılında, trajediyi, “kişilik kaybettirme” süreci olarak tanımlıyordu.

 

İngiltere krallığının bu acımasızgöçpolitikasının kurbanlarından, bir İngiliz sosyal hizmet uzmanına Avustralyadan yollanan mektup sayesinde haberdar olunabildi. Nottinghamlı sosyal hizmet uzmanı Margaret Humpreys, 1980’li yılların ortasında akrabalarını bulması için kendisinden yardım isteyen, dört yaşındayken Avustralyaya gönderilmiş bir kadının mektubu üzerine konuya dahil oldu. Humpreys 1987 yılında kurduğu Göçmen Çocuklar Vakfı aracılığıyla İngiltere ve Avustralya parlamentolarında sorunla ilgili araştırma yapılmasını istedi. Hıristiyan Kardeşler adlı bir kuruluş 1993 yılında trajedideki sorumluluğu yüzünden özür diledi.

Katolik Kilisesi de 2001 yılında, 1930lardan 1960lara kadar köle olarak çalıştırılan, kötü muamele gören, kırbaçlanan yaklaşık 1300 göçmen çocuktan özür diledi. İngiltere, sömürgecilik döneminde uyguladığı bu zorunlu çocuk göçüpolitikasını 1. Dünya Savaşı sonrasında yeniden uygulamaya koyarak, yoksul ailelerin çocuklarını, daha iyi bir gelecek vaadiyle eski sömürgelerindeki çalışma kamplarına yollamıştı. Söz konusu ticaretin sanıldığı gibi 1970lere değil 80li yıllara kadar sürdüğü düşünülüyor. Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, İngiltereden ülkesine yollanan çocuklara yapılanlardan ötürü özür dilerken, sorunun asıl yaratıcısı İngilterenin sessiz kalması, hem İngiliz hem de uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu oluyor. İngiltere hükümetinin dileyeceği özrün büyük tazminat taleplerine yol açacağı endişesi hükümet yetkililerini bu konuda sessiz kalmaya iten önemli bir neden olarak duruyor. Britanya İmparatorluğu’nun karanlık sayfalarından biri daha insanlığın gündemini meşgul etmiş oluyor böylelikle.

Cumhuriyet 13.12.2009

Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat