Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

YÖK Problemi: Neler yapılmalı?

Prof. Dr. Kasım Cemal Güven

Cumhurbaşkanını okuma yazma bilemeyenine seçtiren bu ülkede üniversite profesörlerine kendi kendini yönetme serbestisi verilmemesi gariptir... Ülkemizde üniversitenin kuruluş tarihi tartışmalıdır. Büyük kısım, medreseleri üniversite başlangıcı olarak alır. Üniversitelerin Batıda kuruluşu 1070 yıllarındadır. Batıda üniversiteler müspet bilimin kiliselerle mücadelesi sonucu doğdu. Türkiye’de üniversite eş değeri olarak Darülfünunun kuruluşu 1867 tarihli Fransız notasına bağlı olarak 1870’de açıldı ve bir sene sonra medrese zihniyetinin zoruyla kapatıldı.

Sonuç olarak, YÖK yanlış bir kuruluştur. Yanlış yönlendirilmelerin sonucu bugünkü duruma gelindi. YÖK kanunu başkan seçiminden başlayarak değiştirilmelidir. YÖK başkanı araştırmaları ile tanınmış öğretim üyeleri arasından üniversiteler arası kurulca seçilmelidir. YÖK bağımsız bir kurul olmalıdır. Hükümetin YÖK’e hiçbir müdahelesi olmamalıdır. YÖK ancak üniversitelerde eğitim, araştırma ve mali hususlarda denetimi esas olmalıdır.

Birçok açılış ve kapanıştan sonra 1933’de bu vatanı kurtaran, bütünleştiren, yeni bir devleti kuran eşsiz önder Atatürk sayesinde gerçek üniversite kuruldu. Batıdaki anlamda Türkiye’de üniversite ancak 863 yıl sonra mümkün oldu. Darülfünunun kapatılmasından önce Prof. Dr. Necmettin Sadak’ın 15 Ekim 1929 tarihli yazısında “Maalesef itiraf etmeliyiz ki Darülfünun milli hareketlerin dışında kendi binasına kapanarak yaşamıştır”. Bu tespit bugünkü üniversitelerin durumuna benziyor. 1933 üniversite reformunu takiben üniversiteler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlıydı. Üniversite 1946’da özerklik kazandıktan sonra memleket meselelerinde aktif bir rol oynadı. 1981’de YÖK yasası ile özerlik kaldırıldı. YÖK’ün kuruluş kanununda aktif rol oynayan kişi YÖK’ün başına atandı ve sonuçta YÖK ile bir saltanat kuruldu ve üniversiteler kendi kendini yönetme özerkliğini kaybetti.

Rektör seçimini (cumhurbaşkanının tayinini) takiben üniversitelerde bir rektör dukalıkları oluştu. Cumhurbaşkanını okuma yazma bilemeyenine seçtiren bu ülkede üniversite profesörlerine kendi kendini yönetme serbestisi verilmemesi gariptir. Rektör kendine uygun bir dekan ve bölüm başkanlarını seçerek sonuçta yukarıdan aşağıya seçene bağlı diktatöryal ülkelerde olabilecek otoriter bir idare meydana getirildi. YÖK kanunu rektöre büyük yetkiler verdi. Üniversitelerin tek hâkimi rektördür. Rektör idari ve mali bütün yetkilere sahiptir. Seçilmeden önce fakültelere dekan seçimleri dahil her türlü özerkliği vereceğini söyleyip oy aldıktan sonra, bu sözünü unutarak her türlü tasarrufu elinde tutmaktadır. Ödenekleri sarf yetkisi kendisindedir. Dekanın hiçbir yetkisi yoktur. Kısacası rektörün dediği dediktir.

Bugün tartışılması gereken YÖK’ün ülkeye ne faydası olduğudur. YÖK kuruluşundan bu yana bir sistem getiremedi. YÖK’ün değişmesi gerektiğini muhalefette savunan partiler iktidara gelince YÖK’ü ele geçirmeye çalıştı ve YÖK’ü ellerine geçirince muhalefette iken verdikleri sözü unuttu. 1981 sonrası bütün iktidarlar aynı hatayı yaptı ve her gelen iktidar YÖK’ü elinde bir silah olarak kullandı. İktidarı ele geçirenler iktidarda devamlı kalacaklarını sanarak bu gidişin bir gün tersine döneceğini hesaplayamadılar. Ve sonuçta bugünkü çok tartışmalı durumun ortaya çıkmasına sebep oldular. YÖK’ün ana hedefi üniversiteleri susturmak ve memleket meselelerinde onu devre dışı bırakmaktır. Ve bunun sonucu suskun ve küskün bir üniversite meydana gelmiştir. Devamlı eleştirilen YÖK’ün değişmesi için hiçbir hükümet çaba sarf etmemiştir.

YÖK’ÜN ESAS HEDEFİ NE OLMALI?

YÖK kuruluşundan bu yana üniversite açılmasında temel kurallar koyamadı. 1950’de Demokrat Parti iktidara gelince her ilde bir lise açtı ve liseler için bir müdür ve bir mühür yeterlidir tabiri doğdu. Bu açılan liselerin altyapısı ve öğretmeni yoktu. Yapılan bu eğitimle geleneksel düzen bozuldu. Eğitimde zorlama olamaz. Bugün buna benzer durum her ilde üniversite açılımı ile yapılıyor. Batıda bu şekilde bir uygulama yoktur. Öğretim kadrosu tam olmadan ve gerekli alet, kütüphane vs. temin edilmeden kurulan üniversiteler olsa olsa tabela üniversiteleri olur. Bu üniversitelerde yetişen öğrencilerin ülkeye yapacakları katkı şüphe götürür.

YÖK, profesörlüğe yükseltmeler için yeterli kriterler getiremedi. Sadece adaydan SCI dergilerinde yayınlanmış beş yayın şartını koydu. SCI’de ciddi ve ciddi olmayan dergiler vardır. SCI de Türkiye’nin yayın sayısının arttığı ile övünmektedir. Para ile yayın basan dergiler var. Ödenen paraya göre yayınlanma süresi kısalmaktadır. SCI’de 1971-2002 arası Türkiye üniversitelerinde yapılan araştırmaların kayıt sayısını taramış biri olarak, SCI bir kriter olamayacağını söyleyebiliriz. Yapılan yayının rutin bir araştırma mı veya temel bir araştırma mı olduğunu belirtmez. Bu tespiti takiben, seçimi tartışmalı jürinin raporu sonrası, üniversite yönetim kurulu yükseltmeyi yapar. Burada fakülte kurulu ve senato devre dışı kalır. Bu sistem çok hatalıdır. YÖK bölümlerde öğretim üyesi kadrosuna gerekli sınırlamalar getiremedi.

Başlangıçtaki, profesör olacakların başka üniversitelerde çalışmaları zorunluluğu, birtakım kaydırmalarla bozuldu. Ve bunun sonucu, Anadolu’da açılan üniversitelerin öğretim üyesi açığı kapatılamadı.

Akademik hayatın başlangıcı olan lisansüstü ve doktora için YÖK bir sınırlama getiremedi. Doktora ancak belli üniversitelerde ve belli niteliklere sahip öğretim üyelerince yaptırılmalıdır. Daha dün doktorasını bitiren ve dünyada olmayan bir unvana sahip Yrd. Doçente lisansüstü ve doktora dersi verdirme/yaptırma ile lisans üstü ve doktoranın kalitesi düşürüldü.

YÖK üniversite eğitimini denetleyemedi. Araştırma görevlisinin ders verdiği ve sınav yaptığı bir üniversitede yetişenlerin Türkiye’nin geleceğine katkısı olamaz.

YÖK vakıf üniversitelerini gereğince denetleyemiyor. Bu üniversitelerde öğretim üyesi tayininde devlet üniversitelerinde aranan şartlar aranmıyor. Bugün üniversite giriş sınavında yeterli not alamayanlar çok düşük puan ile vakıf üniversitelerine kayıt olabilmekte. Burada her bölüm için en az puan sınırı getirilmeli. Ayrıca bu kuruluşlara Türkiye’nin ihtiyacı olduğu alanlarda da eğitim yapması şartı getirilmeli.

Bugün şikâyet edilen durumdan 1980 sonrası hükümet olanların tümü sorumludur.

Yazarın bu konudaki diğer yayınları:

YÖK ve Üniversite Sorunları 1,2 3, Cumhuriyet, 4, 5, 6 Ocak 1989.

Üniversiteler Yasası ve Gerçekler, İnsan ve Kâinat, 14.02.1990.

Türkiye Üniversitelerinde YÖK Öncesi ve Sonrası Araştırma, Yüksek Öğretimde Sorunlar ve Çözümler, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Cem Yayınevi, 1990. S: 239-245.

Üniversitelerde 8 profesör tipi, Cumhuriyet, Bilim Teknik, 17.Şubat.1990.

Not: Yazar 1947- 2007 arası üniversitede görev yaptı ve 1991 yılına kadar tespit edilebilen 48 yabancı kitapta sitasyon sayısı 213’dür.


Yorumlar - Yorum Yaz
Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat