Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam55
Toplam Ziyaret407184

Murat Kaymak

Mantıki Şüpheye (Reasonable Doubt) Yobazın Bakışı

A. M. Celal Şengör

 

Mantıki şüphe, yani akla yatan şüphe, tüm bilimin temelidir. Şüphe etmezseniz bilim insanı olamazsınız. Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi kurulduğu günden beri, bu gerçeği okurlarına anlatmaya çalışırken birdenbire mantıki şüphe bambaşka bir yerden halkımızın gündemine düşüverdi: Albay Dursun Çiçek olayı.

 

Ortaya çıkan ıslak imzalı belgeyi bazıları hemen tartışılmaz gerçek kabul etmeyi uygun bularak bunu kullanıp başta Sayın Genelkurmay Başkanımız olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına ve hatta ülkemizin bu tek gerçek kurumunun manevi şahsiyetine karşı hücuma geçti.

Şimdi size bir bilim insanın karşısına çıkan ‘veri’ karşısındaki tutumunu meşhur bir örnekle anlatayım. 1912 yılında İngiltere’de Piltdown mıcır ocağında bulunan bir kafatası Charles Dawson’un dikkatini çekmiş, o da British Museum (Natural History) jeoloji bölümü başkanı Arthur Smith Woodward’ı alarak ocağa gitmiş ve orada bir kaftası ile bir altçene kemiği bulmuşlardı. Yapılan incelemeler, kafatasının insana benzediğini, ancak beyin hacminin daha küçük olduğunu, altçenenin ise çok daha ilkel olduğunu ve maymuna yakın şekliyle sahibinin ilkelliğine işaret ettiğini gösterdi. Bu incelemeleri yapanlar o zaman dünyanın önde gelen paleontologlarındandı.

Bulunan fosiller bilim dünyasının ve hele hele İngiliz bilimcilerin son derece «işine gelen» buluşlar olmalıydı. Darwin’in görüşleri müthiş bir tasdik buluyor, bilimin gücü bir kez daha kanıtlanıyordu. Ancak Londra cerrahları, fosillere bakınca, tatmin olmadılar çünkü kafatasını insan kafatasından ayıracak bir işaret bulamadıkları gibi, çenenin insana ait olmadığı kesindi. 1915 yılında Fransız paleontolgu Marcellin Boule, altçene kemiğinin bir maymuna ait olduğunu, bulunan fosilin tek bir canlıdan gelmiş olmasının mümkün olmadığını gösterdi. Her iki tarafın partizanları karşılıklı veriler yayınladı ama sonunda, 1953’te, Charles Dawson’un bir sahtekâr olduğu ortaya çıktı ve Piltdown kafatasının sahte bir fosil olduğu ispatlandı.

Peki bu bilim insanları resmen işlerine yarayacak bir buluntunun üzerine niçin bu kadar gidip sonunda onun bir ahlâksızın işi olduğunu isbat ettiler? Darwin’e bir destek daha, iyi olmaz mıydı?

İşte sevgili okurlarım, bilim insanıyla, uygar insanla, yobaz burada ayrılır: Bilim insanı gerçekten bilmek ister ve bilimin tek kaynağının kendi aklı ve gözlemleri olduğunun farkındadır. Yobaz ise inanmak ister. Onun aklı ve gözleri gerçeğe kapalıdır. Onun derdi inanmaktır. Ama inanmak istediği şey ne kadar zırva olursa olsun fark etmez. Yobaz inanmaya programlıdır. Onun şüphesi ve acabası yoktur. Hasan-Âli Yücel’in bir yazısında belirttiği gibi o acaba olmadan demokrat olmak, hatta insan olmak mümkün değildir.

Birkaç günden beri akşam haberlerinde televizyonları seyrediyorum, sabaha karşı yorulunca da bazı tartışma programlarını. Orada görüyorum ki, bizim eski solcularla dinci takım arasında bir bilim insanı perspektifinden bakınca hiçbir fark yoktur. Her iki grup da inanmaya programlanmıştır. Ortaya çıkan bir belge onları ‘inandırmıştır’. Çünkü içlerine «asker kötüdür» programı yerleştirilmiştir. Gerçek onları ilgilendirmemektedir. Kendi akıllarındaki çarpık bir demokrasi şeması onların askere her ne pahasına olursa olsun tu kaka demelerini gerektirmektedir.

Ortaya çıkmış olan belgenin mantiki şüphe uyandıracak bir yanı yok mudur? Bir cinayet araştırmasının ilk adımı «niyet» aramak, yani «bu cinayeti işlemek için kimin ne sebebi olabilir» sorusunu sormak değil midir? Sonra ilk şüpheli hemen suçlu mu ilan edilir? Biraz Agatha Christie okumuş olanlarımız, hatta biraz Komiser Colombo seyretmiş olanlarımız bilir, bazan suçlu hiç beklemediğiniz bir yerden ama en açık niyetin sahibi olarak çıkıverir. O suçluyu suçlu ilan edecek olan ise mantıki şüpheye artık yer bırakmayacak delillerin birikmiş olmasıdır.

Türkiye’de körüklenmeye çalışılan ordu düşmanlığını büyük bir kaygıyla izliyorum ve bir detektif mantığı ile kendime şu soruyu soruyorum: Türkiye’ye fenalık etmek isteyenlerin ilk yapmaları gereken nedir? Cevap belli. Bu ülkenin tek sağlam kurumunu ortadan kaldırarak ülkenin dağıtılmaya hazır bir yığın haline gelmesini sağlamaktır. O zaman hedef bellidir: Türk Silahlı Kuvvetleri. Bu hedefe yönelik hücumlar son yedi yıldır giderek azan bir şiddet ve kesafete ulaşmıştır. Bunu görmeyip gündelik tekil olaylara takılmak bir bilim insanının değil ancak bir yobazın davranışı olabilir.

Hava Durumu
Anlık
Yarın
5° 2°
Saat