Murat Kaymak

Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret393891

İktidarın Milli Eğitim Bakanı...

Doç. Dr. Tonguç GÖRKER

Ç
ok geçmiyor, Erkan Mumcu'nun, bu kez koalisyonun iktidar ortağı partisinin başkanı ile anlaşmazlığa düştüğü öğreniliyor ve Mumcu batmak üzere olan gemiyi terk ediyor. İlkelerde anlaşamadığını söylüyor! Ama bağlı olduğu ilkelerin neler olduğunu vee anlaşamadığı parti başkanının hangi değişik ilkeleri olduğunu da kimseler öğrenemiyor!

Üniversitenin açılış törenini izliyorum. Geleneksel olarak rektörün bilim ve toplum üzerine konuşmaları, düşüncelerini ifade eden yorumları ile gündemini tamamlayan toplantılardan biri. Rektörün konuşmasından sonra, çağrılı olarak bulunan bir bakanın da konuşmak istediği öğreniliyor. Nezaket gösterilip davet ediliyor. Zamanın koalisyon hükümetinin genç bakanı, ellerini kollarını havada sallayarak, kalça oynatıp gerdan kırarak rektörü eleştiriyor. Konuşmasının, kendisine yakışmadığını söylüyor. Bir yandan da kendisinin bu üniversitenin mezunlarından olduğunu açıklıyor. Kuşkusuz kendi siyasal partisinin talimatını yerine getiriyor. Ancak birtakım refleksif hareketlerle cesaret bulma çabası gösterdiği izlenimini uyandırıyor. Adını öğrenmek istiyorum, ''Erkan Mumcu'' diyorlar. Ciddi ortama buz gibi soğukluk getiren konuşmasına yanıt verilmiyor. Yanıtı ertesi günkü gazetelerde, ciddi yazarların yorumlarından alıyor. Rektöre sempatisi olan ya da olmayan tüm yazarlar, rektörün görüşlerini alkışlıyorlar. Kendisinin ise geçmişte din yatırımları yaparak politika sahnesine girme çabaları gösterdiği yazılıyor. Bir süre sonra kendisinin sorumluluğuna verilmiş olan Turizm Bakanlığı'nı lağvetme önerisi getirerek yeniden gündemdeki yerini alıyor. TV ekranlarında ve gazete sayaflarında boy gösteriyor... Fazla zaman geçmeden Sayın Bakan'ı yine TV ekranında görüyorum. Yine ileri geri yürüyor. Yine kollarını havada hareket ettiriyor. Yine gerdan kırıyor. Bir eczacılık toplantısında olduğunu fark ediyorum. ''Komiklik, komiklik'' diyor. ''İlaçlar tane ile verilecekmiş, bu ne komik görüştür, komiklikten başka bir şey bilmez miyiz?'' diye ekliyor. Birçok yanlışları yanı sıra, arada bir doğru söyleyen Sağlık Bakanı Osman Durmuş 'u eleştiriyor. Aynı hükümette olmalarını önemsemiyor. Siyasal partilerinin değişik olması, eleştirmesi için yeterli oluyor. Oysa tane ile ilaç verilmesi önerisinin, gerçekte otuz yıl kadar önce Türk Tabipleri Birliği ve hekim sendikalarınca ortaya atıldığını, yıllarca savunmasının bu örgütlerce yapıldığını, ilaç savurganlığının bu uygulama ile en az yarı yarıya azalacağını, uygulama için ciddi bir engel bulunmadığını bilmiyor. Kısacası, rahmetli Uğur Mumcu 'nun ünlü deyimi gibi, ''bilgi sahibi olmadan fikir sahibi'' oluyor!..

Medyamızın ilgisi devam ediyor. Bir gün kendisini TV ekranında elleri ve kolları ile müstehcen işaret yaparken izliyoruz. Ekranın tamamını dolduran bu görüntüsü ile birçok kez yeniden ve yeniden karşılaşıyoruz.

Çok geçmiyor, Erkan Mumcu'nun, bu kez koalisyonun iktidar ortağı partisinin başkanı ile anlaşmazlığa düştüğü öğreniliyor ve Mumcu batmak üzere olan gemiyi terk ediyor. İlkelerde anlaşamadığını söylüyor! Ama bağlı olduğu ilkelerin neler olduğunu ve anlaşamadığı parti başkanının hangi değişik ilkeleri olduğunu da kimseler öğrenemiyor!

Derken parti değiştiriyor. 3 Kasım 2002 seçimlerini kazanıp AKP'nin Milli Eğitim Bakanı oluyor. Tutucular, gericiler, şeriatçılar harmanından seçilen Milli Eğitim Bakanı...

Yalaka medyamız yeni bakanı yeniden gündemin ilk sıralarına yerleştiriyor.

Atatürkçü aydınlar ''Kimlere kaldı bu bakanlık'' diye dursunlar. Acil eylem planı içinde Eğitim Reformu ilan ediyor. YÖK'ü kaldıracağını, üniversitelerin rektör atamalarını hükümetin yapacağını, üniversite giriş sınavlarını hükümetin düzenleyeceğini, üniversite eğitiminin denetleneceğini açıklıyor. Akademik özgürlüklerin sınırsızlığını önererek, üniversitelere sızmış din satıcılarının bilimi değil, kör inançları savunabilmesine yol açıyor. Üniversiteler arasında bir kargaşa yaratmayı beklerken tüm rektörlerin YÖK etrafında bütünleşip karşı çıkmaları üzerine, bu kez yazılı çağrı yaparak konuyu sözde tartışmaya açıyor.

Satırlar arasına sıkıştırdığı sözde reform girişimlerine yanıt bekliyor. Sorbon ve Bolonya deklarasyonları 'nın üniversitelerde standardizasyon hedeflerini ortaya koyduğunu açıklıyor. Uluslararası standart olmadan uluslararası nitelik kazanılamayacağı nedenine dayalı bu deklarasyonların amacını fark etmeyip, eğitimde rekabetten söz ediyor. Eğitimde standart varken rekabetin olamayacağını fark etmiyor.

Vergi verenlerin isteğine uygun eğitimden söz ediyor. 2 Şubat 2003 tarihli Bilim Teknik'te Sayın Prof. Dr. Celal Şengör 'den ''Bilimi bizzat yapmayan, bilimin nasıl yapılacağını ve nasıl yönetileceğini tayin edemez'' yanıtını alıyor. Bilgi paylaşımından söz ediyor. Rekabet varsa bilgi paylaşımının olamayacağını, paylaşım varsa rekabetin olamayacağını anlayamıyor. Piyasalarla işbirliğini, hukukun üstünlüğü ile üniversitelerin denetimini istiyor. Her nasılsa, üniversite rektör ve dekanlarının ticaret odalarına kaydolmalarını ve odalarca denetlenmelerini önermiyor. Ne var ki, bazı gazetelerde, üniversiteleri mahallin belediye başkanları emrine vereceğinden söz ediyor.

Sayın Bakan bir kez daha bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyor. Ama ne önemi var? Hırsızlık, soygunculuk, dolandırıcılıktan sanık olanların milletvekili olabilmelerini sağlayan yasaları çıkarmadılar mı? Parmakları kaldırıp yeterli çoğunluğu sağladılar mı, bu yasayı da çıkarabilirler, bilim yuvalarını da dağıtabilirler. Artık milli eğitimden habersiz bu hırslı bakanı tutabilene aşkolsun. Atatürk Türkiye'sinin unutulmaz Milli Eğitim bakanları, nerdesiniz! Üniversite reformunu gerçekleştirenler... Ey Hasan Âli Yücel , bak senin yerinde kim var!.. Hem de okullarda fotoğrafı asılmalıymış...

 

Hava Durumu
Anlık
Yarın
18° 28° 12°
Saat