Üyelik Girişi
Kategoriler
Videolar
Site Haritası
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam40
Toplam Ziyaret407388

Murat Kaymak

Bütün Dünya Halkları Aynı Delikten Geçecekler

Doğan Kuban

Bütün bilim adamlarının, biraz aydınlanmış politikacıların ve namuslu idarecilerin dünyanın her köşesinde farkına vardıkları bir gerçek var. 21. yüzyılda dünya toplumları dar bir tünelden geçecekler. Bu enerji darlığı, açlık, ve tüketimi kısıtlama gereksinmesi geçididir.

Bunun dünyanın her köşesinde aynı olduğunu, namuslu ve bilgili politik liderlerin kendi halklarına verdikleri mesajlardan öğrenebilirsiniz. Bizim politikacılarımızın Obama’nın birçok yenilikler içeren tarımsal programından ya da İngiliz hükümetinin Gordon Brown’ın ağzından CO2 kontrolüne ilişkin yaptıklarından haberi var mı acaba? Oysa, bu millet bilmese bile, neredeyse bir Amerikan papağanına dönmüş.

Peki Obama ve çevresindekiler gibi küçük çiftçilere, toprağına dönmek isteyen gençlere teşvik, güneş enerjisi için yardım, köylerde yaşam kalitesinin yükseltilmesi için programlarımız var mı? Halkın bunlardan haberi oluyor mu? Bizim gazetelerde de bir bakanın alternatif enerji programımız şöyle, tarım programımız böyle diye bir konuşma yaptığını dinledik mi?

Kimileri sözcüğü beğenmiyormuş. Oysa bu Türkçenin en güzel sözcüklerinden biri. Çağdaşlaşma dünya ile aynı tünelden geçmek demek! Ülkelerin tarihi yapıları, tarihi birikimleri, ekonomik olanakları ve yeryüzündeki coğrafi konumlarının verdiği jeopolitik durumun farklı olması, bu dar boğazdan geçebilmek için ulaşılması gereken standartların farklı olmasını gerektirmiyor.

Toplumların dünya hakkında bilgilenmelerine engel olacak hiçbir izolasyon yok. Gerçek kesin ve çıplak. Koşu devam ediyor. Beklenen performans Çinlide, Amerikalıda ya da Türk’te aynı. Din, politik ideoloji, gelenek, dil bu performansın gerekliliklerini değiştirmiyor. Renkleri ve kültürleri ne olursa olsun tek bir insan ırkı var. Geleceği karşılamak için ondan beklenenler aynı. İnsanları farklılaştırmaya çalışan her çabadan kuşku duyabiliriz.

DİL VE DİNDEN BAĞIMSIZ

Yaşamak için minimum standartlar, neye inandığınız, dilinizle dininizle ilgili değil. Çağdaş yaşam, yani dünyaca aranan konfor ve onları sağlayacak olanaklar için belirli bir çaba gerek. Bu çabanın standartları çağdaş. Geçmişten gelmiyor. Eğer otomobil, uçak, köprü, gemi, televizyon, telefon, kerpiç ya da ahşap yerine modern konut, blue jean, coca cola, turistik gezi, yüksek yapı istiyorsanız, Türk toplumunun kendi geleneğinde buna hazırlayan bir şey yok. Daha çok yaşamak istiyorsanız çağdaş tıbbın teknolojisine, yani makinelerine ve ilaçlarına sahip olmanız gerek.

Duayla ne barajlar doluyor ne de daha çok tarımsal üretim yapabilirsiniz. Aç kalma, fakir kalma, cahil kalma, öğretim, makine üretmek, çölde ya da dağda, her yerde aynı. Bulgaristan’da, Ortaasya’da, Hakkâri’de aynı şekilde olması gerek. Matematik, fizik, kimya ve psikolojinin yerlisi yok. Eşya taşımanın adı lojistik olduysa, bunu atalarımızın deve kervanı kitaplarından öğrenmiyoruz.

Aptal ve fakir halklar geri kalmışlıklarının cehalet sonucu olduğunu öğrenene kadar fakir ve aç kalacaklarını ve dış dünyayı ağızlarının suyu akarak ekrandan seyredeceklerini hâlâ anlamamış olanlardır.

İslam bizim dünyamız ama, Türkiye’deki milyonlar, Boğaz kıyılarında çaylarını içerken Afganistan’da olup bitenlere çok uzaktan bakıyorlar. Oysa bizim de öyle bir dünyanın ortağı olduğumuzu ara sıra hatırlamalılar. İslam toplumları sadece iki yöntem keşfetmişe benziyorlar: Kendilerinin üretmedikleri yabancı kökenli silahlarla gerillacılık oynamak, kabilse ülkelerinden kaçmak. Bunlar ölümcül oyunlar. Bu onlara silah satan Amerika’nın, Avrupa’nın, Çin’in, Rusya’nın evrensel konumunu değiştirmiyor. Eğer insanlık duyguları taşıyorsanız oradan oraya kaçışan ve umutsuzca kavga eden, o çaresiz savaşları yapanlara nasıl yardım edebileceğimizi düşünün. Kuşkusuz silah almaları için para vererek değil. Ne var ki çarenin özgün bilgi üretmek olduğunu anlayana kadar ıstırap çekecekler.

Ülkeleri korku ve açlıkla karşı karşıya olanlar arasından milyonlarca genç insan yollarda ve sınırlarda yabancı ülke kapılarını zorluyor. Pakistan ve Kenya’dan Anadolu yolu ile Yunanistan, İtalya ve Romanya’dan Avrupa’ya girmeye çalışanların maceralarını gazete haberi olarak okuyup unutacak yerde, bir evrensel insanlık dramı olarak düşünmek, aptal bir entelektüel değerlendirme ile yetinmeyip, onlara insanca bir empatiyle yaklaşmak gerek. Bu acılara dayanmak kolay değil. Balkanlar’dan Türkiye’ye geçen insanların yakın geçmişteki dramı bugüne göre çok hafifti.

Avrupa edebiyatının dile getirdiği bütün dramlar, adalar denizinde batan kayıkta ölen Pakistanlı genç adamın çektiği acılarla karşılaştırılamaz. ‘Holocauste’ kurbanları için bütün insanlık kuyruğa girerken, milyonlarca Asyalı ve Afrikalının kaçıştığı yolların koşullarını değerlendiren kaç kişi var?

Gerçi insanın ancak kendi kişisel yaşamının boyutlarını anladığı ve toplumları hatta kendi toplumunu etkileyen açlık, fakirlik, savaş, şiddet, zorbalık gibi olaylar karşısında anlayışsız ve duygusuz kalabildiği hep yapılan bir gözlem. Belki de gerçek insanlık, bu acımayı ve sempatiyi içleştiren bir bilinçlenmedir. Kapınızdaki enerji bunalımı, açlık ve susuzluk karşısında direnme yöntemleri dünya ile ortak ve aynı yöntemlerle olacak. Zenginler fakirleri zorluyorlar ve zorlayacaklar. Fakirler de bu boyunduruktan kurtulmak için çabalayacaklar. Afganlılar açlık nedeni ve geri kalmışlıklarının nedeninin kadınlarının burka giymeleriyle orantılı olmadığını anlamazlarsa hiç şansları yok. İçinden geçtiğimiz bütün acıklı durumların sarrafları var.

DÜNYAYA ORTAKLIĞIN YOLU

Evrensel mekanizmanın yüzyıllardır süren temel sorunlarını anlamayan zavallı toplumların şikayetleri herhangi bir makamın kulağına ulaşmıyor. Dağda, denizde, ovada, sözde dünya düzenini koruyan beyinsiz zorbaların ufak bir hatası ile son buluyor. Ne var ki geçilecek delik bir tane. Kimileri beğenmese de bunun adı çağdaşlaşma (yani günümüz dünyası ile aynı kulvarda koşmak). Dünyaya ortak olmanın başka yolu yok.

Türk halkı ne politikacı ne de gazetecilerden çağdaşlaşmanın tek olduğuna ve yöntemlerinin de ortak olduğuna ilişkin bir şey işitiyor mu? Müslüman ya da Hıristiyan ya da Yahudi devlet adamlarının aç olanlara ya da aç kalacaklara acıdıklarını gösteren kaç işaret var? El sıkmaktan yorulmayan birtakım politika spesiyalistleri takma gülücükleriyle dünyayı aldatıyorlar, desem yanlış mı olur? Yoksa insanlar da olanları hak ediyor mu desek? Bu duyarsız adamları hangi dünya yetiştiriyor?

İnsanlara neredeyse ölümü bile unutturdular. Afrika, Irak, Afgan çöllerinde ya da Akdeniz’de devrilen bir sığınmacı botunda ya da kırmızı ışıkta geçen bir şoförün arabasında ölüm geliyor. Bizim idarecilerimiz, halkımız ve mangalda kül bırakmayan yazarlarımız önümüzdeki yıllarda kaç milyon insanın açlıktan öleceğini hiç akıllarına getirirler mi acaba? Fakirlikle öğrenme yetenekleri arasında doğrudan ilişki olduğunu Avrupa’daki Türk çocuklarının okul performanslarından izlerler mi?

Hava Durumu
Anlık
Yarın
6° 1°
Saat