| Tevhid-i Tedrisat Yasası'na Dair |
|
Tevhid-i Tedrisat ya da günümüzdeki adıyla Öğretim Birliği Yasasının kabulü üzerinden 86 yıl geçmesine karşın, hakkındaki tartışmalar hala sürüyor. Özellikle, dini eğitim bağlamında ya da sadece İmam-Hatip Liselerinin eğitim sistemimiz içindeki yeri bağlamında süren bir tartışma bu. Bu yazımızda biz de buna uyarak Tevhid-i Tedrisat Yasasına ne kadar uyulup uyulmadığını tartışacağız. Yürürlükteki anayasamıza göre Tehvid-i Tedrisat Yasası, devrim yasaları (madde–174) arasında sayılmakta ve anayasaya aykırı olduğu ileri sürülemeyecek yasalardan biri olarak tanımlanmakta. Bu durum, Milli Eğitim Temel Kanununun ve eğitimle ilgili diğer kanunların bir şekilde bu yasa ile uyumlu olmasını zorunlu kılmaktadır. Peki durum öyle midir? Madde madde gidelim. “Madde 1 – Türkiye dâhilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur.” Bu maddeye göre (yine bu kanunda sayılan istisnalar hariç) bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlıdır. Tevhid-i Tedrisat Yasasını bu denli önemli hale getiren Anayasamız, yüksek öğretimi, Milli Eğitim Bakanlığından ayrı bir kurumsal yapıya kavuşturarak, daha baştan kendi içinde bu yasayı ihlal etmiştir. Elbette sadece bununla da kalmamıştır. “Madde 2 – Şer’iye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir.” Bu maddeye göre özel vakıflara ve dini işlerle uğraşan kurumlara ait eğitim kurumu olamaz. Öyle midir? Hayır. Örnek için herkesin bildiği ama bizim yasalarımızın bilmediği cemaat okullarını, onların açmış olduğu yurtları gösterebiliriz ama onlara gerek yok. Kurumsal olarak anayasamızdan dayanağını alan ve laiklik ilkesine bağlı, bütün siyasi görüşlerin dışında kalması, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi sağlamayı görev bilmesi gereken Diyanet İşleri Başkanlığı Yasası, devrim yasasına aykırıdır. Çünkü, Kur’an Kursları eğitimi bu kurum eliyle yürütülmektedir. Özel Vakıflar bünyesinde açılan eğitim kurumlarını nasıl değerlendireceğiz? Devam edelim. “Madde 3 – Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekatip ve medarise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir.” Bu madde gereği, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin dışında eğitimle ilgili bir bütçe oluşturulamaz. Oluşturulmuyor mu? Oluşturuluyor. Öyleyse geçiyorum. “Madde 4 – Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşat edecektir.” Bu madde geleneksel din eğitimi veren kurumları Maarif Vekaletinin bünyesine alırken, dini kurumlar için gerekli hizmetleri yapacak uzman ve memurların yetiştirilmesi için bir İlahiyat Fakültesi ve okulların açılmasını gerekli görmektedir. Haydi İlahiyat Fakültelerini geçtim, bugün bu yasanın gereği olarak açılmış olan İmam-Hatip Okulları, dini hizmetleri yapacak memurlar mı yetiştirmektedir? Tam tersine, Milli Eğitim Temel Kanununun 32. maddesi gereği orta öğretim sistemimiz içinde bir kuruma dönüştürülmüştür. Burada biraz duralım. Milli Eğitim Temel Kanununun 32. maddesi Tevhid-i Tedrisat’a aykırı olmakla birlikte, kendi hükümlerini çiğner biçimde yorumlanmakta ve uygulanmaktadır. Herkes bilir ki hukuk kuralları belirli bir gerekçe ile birlikte değerlendirilir ve o gerekçenin gereği olarak kabul edilir ve yürürlüğe girer. Şimdi birlikte 1973 yılına giderek Milli Eğitim Temel Kanunun hükümet tarafından meclise sunulan tasarının İmam-Hatip okullarıyla ilgili maddesinin gerekçesine bakalım. (Tasarıda 31.madde olarak meclise sunulmuştur.) “Madde 31. — İmam - hatip okulları, imamlık ve hatiplik gibi din hizmetlerinin ifası ile görevli kimseleri yetiştirmek üzere açılan okullardır. 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu, amaçları dolayısıyla din öğretimine mecburî dersler arasında geniş ölçüde yer ve önem verilen bu okulların, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından, ayrı mektepler olarak açılmasını âmirdir. Tevhidi Tedrisat Kanunu, Türkiye Cumhuriyetinin lâyiklik niteliğini koruma amacını güden bir kanun olarak, Anayasanın 153'ncü maddesinde yer almış bulunmaktadır. Bu defa 31 nci madde, Tevhidi Tedrisat Kanununun ilgili maddesi hükmünü yerine getirmek, imam - hatip okullarının millî eğitim sistemi içindeki yerini açıklamak ve sekiz yıllık temel eğitime dayalı ve meslek icabı yalnız erkek öğrencilere mahsus ayrı meslek okulları olduğunu belirtmek amaciyle getirilmiştir, imam - hatip okullarını bitirenler, bugün olduğu gibi, kendi alanlarında yüksek öğrenime geçebileceklerdir.” Madde Milli Eğitim Komisyonunda değişikliğe uğramıştır: 31. madde 32.madde olarak kabul edilmiştir. Oradaki gerekçe ise şöyledir: “Tasarının 31 nci maddesi 32 nci madde olarak kabul edilmiştir. Ancak, imam - hatip liselerinin bugünkü uygulamaya paralel olarak, imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğretmenliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe hem de gördükleri öğrenim doğrultusunda yüksek öğrenime hazırlayıcı öğretim kurumları olarak açılmasını sağlamak nedeniyle madde değiştirilmiştir.” Kanunun bu maddesi Plan Bütçe Komisyonundan aynen geçmiştir. O tarihlerde iki Meclis bulunduğundan kanun Cumhuriyet Senatosunun geçici komisyonunda da değerlendirilmiş ve iki muhalif oya karşılık, oy çokluğuyla aynen kabul edilmiştir. Milli Eğitim Temel Kanununun 32. maddesi o gün nasılsa bugün de öyledir. Kanun gerekçesinden bağımsız biçimde değerlendirilemez. Çünkü kanun koyucu irade, söz konusu gerekçe ile o maddeyi onaylamıştır. Aksi durumda, bugünlerde çokça sevilen deyimle söyleyelim; ‘milli iradenin’ yerine yeni bir irade konmuş demektir. Gerekçe açık, İmam-Hatip Liseleri; a) Hem mesleğe hem de gördükleri öğrenim doğrultusunda yüksek öğrenime hazırlar,b)İmamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğretmenliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirir” Her şey bu kadar açık. Hukuk devletinde, yasalar, yönetmelikler vb yanlış olabilir, yanlışlığı her zaman dile getirilebilir, getirilmelidir de. Ancak yürürlükte olduğu sürece de ona uyulur. Yasal metinlerin altından girilip üstünden çıkılması veya üstünden girilip altından çıkılması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.Bizim neleri tartıştığımıza buyurun siz karar verin.Devam edelim,“Madde 5 – Bu kanunun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisatı umumiye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaai Milliyeye merbut olan askeri rüşti ve idadilerle Sıhhiye Vekaletine merbut olan darüleytamlar, bütçeleri ve heyeti talimiyeleri ile beraber Maarif Vekaletine raptolunmuştur. Mezkür rüşti ve idadilerde bulunan heyeti talimiyelerin ciheti irtibatları atiyen ait olduğu Vekaletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nispetlerini muhafaza edecektir.(Ek: 22/4/1341 – 637/1 md.) Mektebi Harbiyeden menşe teşkil eden askeri liseler bütçe ve kadrolariyle Müdafaai Milliye Vekaletine devrolunmuştur.”Madde, askeri ve diğer kurumlardaki okulları milli eğitim bakanlığına bağlamaktadır. Ancak 22.4.1925 yılında yapılan değişiklikle askeri okullar bu kanunun dışına çıkarılır ve Savunma Bakanlığına bağlanır. Sonraki iki madde yürürlük maddesi olduğu için üzerinde durmamıza gerek yok. Buraya kadar anlattıklarımızdan da görüleceği üzere Tevhid-i Tedrisat Yasası kalbura dönüştürülmüş bir yasa özelliği göstermektedir. Ancak buna rağmen bu yasayı önemli kılan nedir diye sorarsak, o da gerekçesinde yer alan şu iki cümledir: ''Bir ulus bireyleri ancak bir türlü eğitim görebilir. Bir ülkede iki türlü eğitim, iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliğini ve dayanışma amaçlarını bütünüyle yok eder.” Bugün ısrarla Tevhid-i Tedrisat diye bağırmamızın nedeni budur. Bugünkü eğitim politikalarımız, cumhuriyetin bu felsefesini ortadan kaldırmıştır. Üstelik bunu tamamen kanunlarla, yasalarla yapmıştır. Bu nedenle ben hep şuna inanmışımdır, Tevhid-i Tedrisat Yasasını en iyi Cumhuriyet düşmanları anlamıştır. Çünkü Tevhid-i Tedrisatı kalbura çevirenler ne yazık ki Cumhuriyete sahip çıktıklarını söyleyenler olmuştur. Sözlerimi uzattığımın farkındayım. Yazımı 1925 yılında bakanlıkça öğretmenlere yönelik yayınlanan genelgedeki şu cümlelerle bitirmek istiyorum. “Çocuklarımızda rivayaya, taassuba, sahtekârlığa karşı derin bir nefret uyandırmak ve onları en medeni bir ilm-i ahlâk mefkûresiyle techiz ederek Türkiye Cumhuriyetinin fedakâr, faziletli, milliyetçi ve teceddütcü vatandaşlarını yetiştirmek vazifesiyle mükellefsiniz." Acaba öyle mi? 3 Mart 2010 Ek- Cumhuriyet Senatosu üyesi Hayri Dener’in şerhinin 32. maddeyle ilgili bölümü:“Hükümet tasarısında, 31 nci madde, imam - hatip okulları, imamlık ve hatiplik gibi din hizmetlerinin yerine getirilmesi île görevli kimseleri yetiştirmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığınca, temel eğitime dayalı olarak ve yalnız erkek öğrenciler için açılmış ayrı meslek okullarıdır şeklinde, konuyu çok açık bir ifade ile belirttiği halde, bu madde tamamen değiştirilerek, madde İmam-hatip liseleri, imamlık, hatiplik ve Kur'an kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmelerinin ifası ile görevli kimseleri yetiştirmek üzere, Millî Eğitim Bakanlığınca açılan ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe, hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır şekline sokulmuştur.Hükümet tasarısının genel gerekçesinde, 31 nci madde için şöyle denilmektedir: İmam-hatip okulları, imamlık ve hatiplik gibi din hizmetlerinin ifası ile görevli kimseleri yetiştirmek üzere açılan okullardır. 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu, amaçları dolayısıyla, din öğretimine mecburi dersler arasında geniş ölçüde yer ve önem verilen bu okulların, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından "Ayrı Mektepler" olarak açılmasını âmirdir.Tevhidi Tedrisat Kanunu, Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden bir kanun olarak, Anayasanın 153 ncü maddesinde yer almış bulunmaktadır.Bu defa 31 nci madde, Tevhidi Tedrisat Kanununun ilgili maddesi hükmünü yerine getirmek, İmam-hatip okullarının Millî Eğitim sistemi içindeki yerini açıklamak ve sekiz yıllık temel eğitime dayalı ve meslek icabı yalnız erkek öğrencilere mahsus ayrı meslek okulları olduğunu belirtmek amacıyla getirilmiştir. İmam-hatip okullarını bitirenler, bugün olduğu gibi, kendi alanlarında yüksek öğrenime geçebileceklerdir.Bu gerekçe ve tasarının 28 nci maddesi açıkça göstermektedir ki,Anayasamızın 153 ncü maddesinin, diğer bazı kanunlarla birlikte, yürürlükte tuttuğu ve hatta hükümleri hakkında Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz dediği, 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu, imam-hatip okulları gibi okulların, kanundaki deyimle, Ayrı Mektepler olarak açılmasını âmir bulunmaktadır.Bu nedenle, İmam-hatip okulları, genel anlamı ile, ortaöğretim sistemi içinde yer almamakta, kendisine özgün ayrı bir yeri bulunmaktadır.Bu bakımdan bu okullar, liseler grubu içine alınamaz; hem mesleğe, hem de, genel olarak, yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayamaz.İmam-hatip okulları imamlık ve hatiplik gibi din hizmetlerinin ifası ile görevli kimseleri yetiştirmek üzere, din öğretimine mecburi dersler arasında geniş ölçüde yer ve önem verilen 8 yıllık temel eğitime dayalı ve meslek icabı yalnız erkek öğrencilere mahsus ayrı bir meslek okuludur; İmam-hatip okullarını bitirenler, bugün olduğu gibi, kendi alanlarında yüksek öğrenime geçebilirler. Bu açıklamalara göre, 31 nci madde olarak, kabul edilen değişik metnin yerine, Hükümet tasarısındaki, Anayasamızın da eskiden kabul ettiği Tevhidi Tedrisat Kanununa uygun olan, metnin aynen kabulü gerekli bulunmaktadır.”
0 Yorum - Yorum Yaz
|