ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Anlayana Bir Kez Daha “Kat Sayı Meselesi”

Katsayı sorunuyla ilgili çok sayıda yazı kaleme aldığımdan, orada burada konuştuğumdan aynı şeyleri söyleyip durduğumun farkındayım.

Varsın olsun.

Hani bir söz var “Güneşin altında söylenmedik söz yok, önemli olan nasıl söylediğindir”. Yeni bir şey söylemeyeceğim ama zamanı ve yeri farklı olduğundan belki sonuç bu kez farklı olur. Önceki söylediklerimizde, söyleme biçimimiz tam yerini bulamamış olmalı ki etkisi kendi tanıdıklarımdan ibaret kaldı.

Ee “suya yazmakta” az maharet değildir!

Benim temel tezim şudur: “Sorunun asıl nedenlerini değil, sonuçlarını konuşuyoruz.”

İnsan bir sorunla karşılaştığında, onunla tekrar karşı karşıya gelmek istemiyorsa kökünden çözmek ister.

Dün olduğu gibi bugünde ortaöğretimden yüksek öğretime geçiş sorunu, nedenleriyle birlikte ele alınmamakta ve ona göre de bir çözüm yolu aranmamaktadır. Çünkü eğitimle ilgili sorunlarımızın büyük bölümü diğer toplumsal sorunlarımızla iç içe geçirilmiş veya geçmiş durumda.

Bugün eğitim, ulusal kimliğimize değil onun altını boşaltan, işlevlerini yok eden siyasal, dinsel ve etnik kimlikler etrafında yaşanan sorunların hizmetine girmiştir. O nedenledir ki sorunu topyekün ortadan kaldırmak, bunun çabasını vermek ulusal eğitimin karşısına dikilmiş bu bezirgânların kendilerini de yok edeceğinden, nedenle uğraşmak yerine sonuçlara kafa yorar durumda tutulmak, izlenen stratejinin bir gereğidir.

Beni üzen, bu stratejiyi, oyunu, yürürlüğe koyanların en büyük taraftarının öğretmenler olmasıdır.

Kendi mesleğine bu kadar yabancılaşmış bir meslek gurubuna sahip olmamız, itiraf edelim Cumhuriyetimiz için en büyük tehlikelerden biridir. Bu ülkenin geleceğini kurma görevini üstlenmiş kişilerin yaşadıkları sorunlar karşısında bu kadar etkisiz kalması düşündürücüdür.

Bu sözlerim üzerine bana sendikalardan bahsetmeyin. Onlar ta ezelden beri, bir tür personel özlük işleri takip merkezi göreviyle kendilerini sınırlandırmışlardır. Elbette arada eğitim dediklerini bende duyuyorum, okuyorum ama bu hiçbir zaman önceki cümlemde belirttiğim asıl işlevlerinin önüne geçmiyor. Onlar maaş ve atama sorunlarıyla kendi gündemlerini yeterince dolduruyorlar.

Bu ülkede, ülkenin anayasasından daha önemli olan ilköğretim müfredatı değiştiriliyor. Hatırlayın, yargıya taşıyıp, yeni müfredatın ulusal eğitimimizin amaçlarına uygun olmadığının tespitini yaptıran bir veli. Öğretmen kadrolarını, öğretmen, a(u)zman, baş azman biçiminde sınıflandıran bakanlığa ilk ve en ciddi tepki bir siyasal partiden geldi. İsteyene onlarca örnek olay sayarım.

Eğitim sorunlarımızı doğuran asıl nedenleri saptayıp ve bunları yok etmeyi dile getirenlerin,  öğretmenlerin dışında kalan kişiler olması sizin de dikkatinizi çekmiyor mu?

Kısa kesip konumuza dönelim.

Türkiye’de yüksek öğretime geçişte neden katsayı uygulamasına geçildi?

Soruya iki farklı biçimde cevap veriliyor.

Birincisi, İmam-Hatip Lisesi mezunlarının önü kesilmek istendiğinden.

İkincisi; ilköğretimde başlayan, ortaöğretimde sürdürülen yönlendirmenin, yükseköğretimde de devam etmesi gerektiği için.

Birinci gruptakilerin argümanları belli. Önceden yükseköğretime geçişte böyle bir uygulama yoktu. İmam-Hatip liseleri sadece imam ve hatip olunan yerler değildir. Çocukların dinlerini öğrendiği yerlerdir. Katsayı uygulaması öğrencinin başarısını esas almamaktadır vs vs.

İkinci gruptakilerin argümanları ise şöyle: Eğitim sistemimiz yönlendirme ve elemeye dayanır. Meslek okuluna yönelmiş öğrenci yükseköğretimde almış olduğu eğitime uygun bir yüksek öğretim programlarına yerleşebilir. İmam-Hatip Lisesi mezununun aldığı meslek eğitiminin karşılığı İlahiyat ve Eğitim Fakültelerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği, Öğretmen Lisesi mezunununki ise Eğitim Fakültesidir. Uygulamalı meslek eğitimi almış olan diğer meslek liselerinin karşılığı ise yine uygulamalı eğitim veren meslek yüksek okullarıdır. Yönlendirme programının başarısı için katsayı uygulaması zorunludur. Bu aynı zamanda öğrenciler arasında adaleti sağlayan bir mekanizmadır vs. vs.

Dile getirilen tezler kısaca böyle.

Mevcut mevzuat açısından bakıldığında birincilerin görüşlerinin hiçbir biçimde haklı dayanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla değil Danıştay, bildikleri hangi mahkemeye giderlerse gitsinler kazanma ihtimalleri yoktur.

Bu arada bir demagojiye de cevap vermiş olayım. Yetki YÖK’te imiş, Danıştay katsayılar konusunda karar alamazmış. Elbette katsayılarla ilgili yetki YÖK’tedir. Danıştay YÖK’ün yetkisine ilişkin değil, yetkinin kullanımındaki hukuka uygunluk durumuna bakıyor. Anayasamızın 125. maddesi bu konuda çok açık zaten: “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.”

Hal böyle iken ben desem ki bunların birbirinden farkı, kavgalarının da eğitimle uzak yakın ilgisi yoktur. Çünkü onlara göre çocuk, (ikinci dünya savaşı sonrasında egemen paradigma haline geldi) daha ilk öğretimdeyken ilgi ve becerisine göre bir mesleğe yönlendirilmelidir.

Öyle olduğu içindir ki bugünkü hükümet, katsayı uygulamasına şiddetle karşı çıkmakta ama bir yandan da okullara Tanıtım ve Yönlendirme adı altında dersler koymakta. “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” sloganına destek çıkmakta.

Kimse ondört –onbeş yaşında meslek seçmenin pedagojik ve insanı boyutunu konuşmuyor. Çocuğun ilgisinin, yönelimlerinin yöneltmenin dayanağı yapılamayacağını, yapılmaması gerektiğini dile getirmiyor. İmam Hatipe gönderilen çocukların din, meslek liselerine gidenlerin ise meslek kavramı üzerinden bilinçlerinin iğdiş edildiğini görmek istemiyor.

Milli Eğitim Bakanlığında bu konuyu ilk gündeme getiren eski Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Ziya Selçuk ve onun ardından bu görevi üstlenmiş olan Prof. İrfan Erdoğan’dı. Sözleri basına yansıyınca başlarına gelmedik kalmadı her ikisi de bir şekilde bu görevlerinden istifa etmek zorunda kaldılar. Anlaşılıyor ki bu kör dövüşe çomak sokanın MEB’de tutunma şansı bulunmuyor. Bir zamanlar kendilerinin de destek verdikleri bu tür konularda sayısız özeleştiri mahiyetinde sözler ettiler. Hatırlayan var mı?

Onların başına gelenler, bana katsayı sorununun ya da benzer nitelikte eğitim sorunlarının kendilerini siyasal, dinsel ve etnik kimlikle tanımlayan ve eğitimi kendi kimlik alanlarının taşıyıcısı konumuna getirme çabasında olan bezirganlarca planlandığını düşündürüyor.

Sorunun özünü tartışalım.

İlk ve öğretimde geçmişte zorunluluklardan öne çıkan yöneltme ilkesini yeniden tartışalım. Eğitimde çocuğun ilgi, yönelim, yönelme durumlarına müdahale vardır. Ama bu, onun yaşama biçimi olan mesleğini inşaa etmeyi içermemelidir. Meslek seçimini, kendi yapıp etmelerinden sorumlu olacağı bir yaş dilimine ertelemek gerekiyor. Biz o seçime hazırlamalıyız, onlar adına seçim yapmamalı, yaptırmamalıyız.

Yüksek öğretim programlarına geçişi de bu sorun bağlamında ele almalıyız.

Bu konudaki düşüncelerim TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyesi Yalova Milletvekili Muharrem İnce Başkanlığında hazırlanan ve benim de raportörlüğünü yaptığım çok sayıda uzmanın görüş ve düşünceleriyle oluşturulan ancak kamuoyuna açıklanmayan “Üniversiteye Giriş İçin Çözüm Önerisi: Lisans Ön Hazırlık Okulları” raporunda yer almaktadır. Kendilerinden izin almadığım için bu rapordan doğrudan alıntı yapmam yerinde bir davranış olmaz.

Bizim için iki yol var:

Eğer sistem içinde kalarak bir çözüm arayışındaysak o raporda getirilen öneriler üzerinde durulmalıdır. Yok eğer sistem dışında bir çözüm getirilmek isteniyorsa, bu iş katsayıyla onu değiştirmekle olmaz. Sistemi bir bütün olarak ele almalıyız. Onu parça parça değiştirmekten veya onarmaktan uzak durmalıyız. Aksi takdirde yap-boz kısır döngüsü devam eder durur.

Sonuçta bu işten her defasında zararlı çıkacak olan da ulusal eğitim anlayışımız olacaktır. Çünkü yapma ve bozma devlet mekanizması içinde gerçekleştiğinden gençlerin, velilerin algısında merkez, gösterecekleri tepkide hedef, devlet olacaktır. Doğal olarak bu tepkinin çözüm yeri ulusal eğitim anlayışının dışında ona alternatif olarak şekillenmekte olan piyasa merkezli eğitim olur.

12 Şubat 2010

 

Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam31
Toplam Ziyaret7728
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım