Anadolu Lisesi Uygulaması Üzerine Değerlendirmeler–2
Maarif Kolejlerinin Kurulması DP döneminin eğitim politikalarında sanırım Tevfik İleri ve Celal Yardımcı için özel başlıklar açmak gerekir. Özellikle Tevfik İleri için çok söylenebilir, ancak bizim konumuz açısından bir düşüncesine vurgu yapmamız yerinde olur. Tevfik İleri dönemine kadar lise eğitimi, niceliği öne çıkartan bir uygulamaya konu olmamıştır. Önceki dönemlerde zaten ilk ve ortaokula öncelik verildiğinden lise eğitimi konusunda göreve gelen Bakanlar, kılı kırk yaracak kadar titiz davranıyorlardı. Yücel, Şemsettin Sirer, Tahsin Banguoğlu, Avni Başman gibi eğitim kökenli Bakanların yerleştirmiş olduğu bu anlayış, 1953 yılında rafa kaldırılmıştır. İleri 1953 yılı bütçe görüşmelerinde okul açma ile ilgili şunları söyler: “…malzemesiz mektep açmamak, hatta hiç eksiği olmadan açmak idealimizdir. Fakat bunun yanında memleketimizin bir de ihtiyacı vardır. 8 tane öğretmeni olmadan ortaokulu açmayın demek yerine 4–5 öğretmenle idare edilmek üzere de mektep açın diyen bir memleketin içindeyiz… O halde mutlak surette her şeyi tamam olmadan mektep açılmasın yerine mümkün mertebe buraya vasıl olun diye temennide bulunmak ve gayret etmek bence en doğru olanıdır.”[1] İleri’nin “kervanı yolda düzme” anlayışı sonraki yıllarda ortaöğretimdeki hemen her uygulamanın, dahası yapıp bozmanın meşruiyet kazanmasını sağlayacak sihirli anahtar gibi açılmadık kapı bırakmayacaktır. Öyle ya, memleketin ihtiyacı var ise bunun karşısında kim durabilir? Bunları söylerken İleri’yi yargıladığım düşünülmemeli. İleri’nin böyle bir tercihte bulunması, kuşkusuz sadece onun düşündüğü bir olgu değildi. Onun orta öğretime ilişkin eğitim politikalarını anlamak için 40’lı ve 50’li yıllardaki eğitim üzerine tartışmaları gözler önüne sermek gerek. Bizim bu yazı dizisinde böyle bir düşüncemiz yok. Ancak konunun anlaşılması açısından lise eğitiminin amacının “seçkin bireyler yetiştirmek mi” yoksa “yurttaş yetiştirmek” mi olduğu tartışmasını hatırlatmak istiyoruz. Hatırlanacağı üzere DP iktidarının ilk yıllarında başta ABD olmak üzere birçok ülkeden çok sayıda danışman çağrılmış ve eğitimimiz üzerine raporlar hazırlamıştır. Örneğin, Ellsvorth Tompkins’in raporu genelde bu soru etrafında öneriler içermektedir. Tompkins, lise eğitimimizin “seçkin birey” yetiştirmeyi amaçladığını söyler. Bunda da tümüyle haksız olduğunu söyleyemeyiz. Seçkin birey yetiştirme anlayışının eleştirisi, liselerin yaygınlaştırılmasını sağlamış ancak eski bir tartışmayı da gün yüzüne çıkarmıştır. Yabancı dilde eğitim yapan lise kurulması gerektiği düşüncesi çok sayıda politikacı tarafından dile getirilecek, basında bu talebe ilişkin sık sık yazılar yer alacaktır. Çünkü mevcut lise eğitiminde yabancı dil öğrenilememektedir. Ayrıca sorun sadece bir yabancı dilin bilinmesi, konuşulması değildir: Fizik, Kimya gibi teknolojik gelişmelerin temelini oluşturan bilimlerdeki değişimleri anlayabilmek için mutlaka Fizik, Kimya, Matematik gibi temel derslerinde yabancı dilde işlenmesi gerekir. Devlet liselerinde böyle bir eğitim yapılmamaktadır. Bakanlık denetimine tabii olmakla beraber bazı özel okullar böyle bir eğitim yapmaktadır: Ancak hem pahalı, hemde birkaç ilin dışında bu türden özel okullar bulunmamaktadır. Örneğin, Türk Eğitim Derneğinin sahipliğini üstlendiği “Yenişehir Koleji”, Galatasaray Lisesinin Ankara’daki karşılığı olmuştur. Devlet Lisesi olarak Gazi Lisesinde yaşanılan başarısızlık, özel okul statüsündeki Yenişehir Kolejinde başarılı olmuştur. Ancak, dediğim gibi hem pahalı hemde az sayıda kişinin talebini karşılıyordu bu tür özel okullar. Hükümetin prensipte yabancı dilde eğitim veren ortaöğretim kurumu kurulmasını benimsemesinde o yıllarda Cenevre Üniversitesinde görevli öğretim üyesi Prof. Orhan Türkay’ın etkili olduğu belirtilmiştir. Ancak Prof. Türkay’ın projesi yeni bir Galatasaray lisesinin kurulmasından başka bir özellik taşımamaktadır. Bakan Yardımcı’nın isteği üzerine gönderdiği mektupta; “1-Lise, yabancı dillerle öğretim yapan bir Türk lisesidir. Bütün öğretimi Fransızca dili ile yapılmakla beraber son üç yılında Batının klasik dillerinde olduğu gibi, Latince ve Eski yunanca öğretiminin esaslarından olacaktır.(Les Humanites) …. 4- Liseyi, Türkiye Cumhuriyeti, Fransa, Kanada, Belçika, Roman İsviçresi ve Kanton Hükümetleri ortaklaşa kuracaklardır. 5- Lisenin finansmanı (kurulma, işletme, öğretim ve yönetim kadrosu maaşlarına kadar zorunlu masrafları) kurucuların yapacakları yatırımlar ve sonradan kurumun gelişmesi sonucu gelirleriyle oluşacak olan bütçe ile karşılanacaktır.” biçiminde belirlediği 11 maddede düşüncelerini sunmuştur. Türkay’ın mektubunda dikkat çeken kavramlardan biri “Türklüğü Batı ikliminde yaşatmak” ifadesidir. Kanımca bu ifade Türk eğitim sisteminin milli olma özelliğinin getirdiği kayıtlamaları açma amacını taşımaktadır. Yabancı dilde eğitime şiddetle karşı çıkan etkin bir çevrenin varlığı karşısında bu talebin sözcülerinin düşüncelerini milli duygular içinde sarıp sarmalayıp sunmaları her zaman dikkatimi çekmiştir. Bugünde devam eden bu anlayışın o günün hükümetinde baskın görüş olduğu görülüyor. Maarif Kolejlerinin kuruluşunun tartışıldığı meclis görüşmelerinde tasarı hakkında birkaç cılız eleştirinin yanında öğretmen ve Tunceli Milletvekili Fethi Ülkü ve Ankara Milletvekili Muhlis Ete’nin dışında atılan adımın ne tür sonuçlar doğuracağını sağlıklı biçimde düşünen, gören kimse yoktur. Tutanaklar[2] incelendiğinde, maarif kolejlerinin kurulmasının illerine üniversite kurulduğunda ekonomilerinin canlanacağını, illerinin birden bire uçuşa geçeceğini düşünen milletvekillerinin o günlerde de hayli fazla olduğu görülmekte. Çok sayıda milletvekili, illerinde yeni açılacak liseden mutlaka kurulması gerektiğini belirten önergeler vermişlerdir. Maarif Kolejlerinin kurulmasında ilginç sayılabilecek noktalardan biri tasarının bütçe kanunu içinde getirilmesi ve ihtisas komisyonu olarak Milli Eğitim Komisyonunun görüşünün alınmadan projenin gerçekleştirilmek istenmesidir. Meclis Başkanlığının ve Bütçe komisyonu üyelerinin itirazları üzerine tasarı, ihtisas komisyonuna göndermiştir. Her iki komisyondaki görüşmelerde, tasarı aleyhine söylenenler sadece yeni okulun nerede kurulacağıyla ilgili olmuştur. Diyarbakır Milletvekili İhsan Hamit Tigrel’in şu sözleri bu duruma tanıklık etmektedir: “Bütçe komisyonundaki gerek muhalif kalan ve gerek rapora bu kayıtla imza eden arkadaşların hiçbiri yabancı dille öğretim yapmak üzere lise açılmasına karşıt değillerdir.” Dönemin Bakanı Celal Yardımcı Maarif Kolejlerini niçin kurduklarını ve kendisine yöneltilen eleştiriler hakkında yapmış olduğu konuşmalardan konuyu özetleyeceğini sandığım cümlelerini tutanaklardan aktarıyorum: “…tekrar arz ediyorum: ödeneğimiz bulunmadığı içindir ki, bu okulların açılması konusu huzurunuza gelmiş bulunuyor… …Şimdi, şunu arz edeyim ki, bu dört okulu çok dikkatli düşüncelerin, çalışmaların, duyarlı ve titiz duyguların etkisi altında açmaya karar verdik ve bunun da, memleketin bugünkü ihtiyaçlarına göre yerini bu şekilde takdir ve tayin ettikten sonra önce Milli Eğitim, sonra Bütçe Encümeninden geçirmek suretiyle huzurunuza getirdik. … Şimdi bunun tersine, bu liseler nerelerde ve hangi koşullarda açılacaktır? …Doğu'da Diyarbakır, Karadeniz'de de Samsun illerinde açılsın dendi. Bugün huzurunuza bir takrir geldi, Ankara deniyor, arkadaşımızın birisi Seyhan'dan bahsettiler, bir başka arkadaş Kayseri'yi ileri sürdü. Giresun'dan da ses geliyor, sayın dostum, muhterem arkadaşım Burhanettin Onat, Antalya'nın ne günahı var diyor. Erzurumlular «Erzurum» diyor. …Muhterem arkadaşlar, Muhlis Ete Bey arkadaşımız, bu liselerin programı nasıl olacaktır, dediler. Arkadaşlar, bu okullarda, bu liselerde asıl olan Türkçedir, Türk irfanıdır, Türk harsıdır, Türk geleneğidir ve Türk varlığıdır. Bunun yanında dünya kültüründen çocuklarımızın payını geniş ölçüde almalarına sağlayarak kuvvetli bir dil öğretimi çabası içindeyiz. Bunun dışında Milli varlığımızda bir yara açacak, ona gölge düşürecek hiçbir niyet ve hiçbir kuvvet söz konusu değildir, olamaz. (Bravo sesleri) Belirdiği anda kökünden yıkılmaya mahkûmdur. (Bravo sesleri, alkışlar) …Burada sadece bir dil değil, birçok dille birlikte dünya kültürünü izlemeye ehliyet kazanacak olan çocuklarımızın da yetiştirilmesi asıldır. Konu bu alana gelmişken, bir noktayı da huzurunuzda açıklamak isterim. Arkadaşlar, bu okullar yatılı olacaktır. İlkokulu bitiren çocuklarımız Orta 1 den başlamak suretiyle önce bir ihzari(hazırlık) sınıfı göreceklerdir. İzharı sınıftan sonra bir kısım dersleri Türkçe ve bir kısım dersleri de İngilizce görmek suretiyle öğrenimlerine devam edeceklerdir. Bu okullar yatılı olduğu için halen mevcut yatılı okullarımız gibi, bunların gerek Doğu, gerek Güney ve gerek Kuzey, gerek öteki bölgelerimizin (özellikle yoksul bölgelerin) birer kontenjanı olacaktır. Örneğin dört yüz öğrenci alınacak, bunun% 25-30'u bu bölgelerden seçilecektir. Şimdi eğer bir aile, çocuğunu bu koleje vermek isterse, bu masrafı ve bu masrafı ödeyecek durumda ise bir sorun kalıyor: İstanbul, İzmir, Eskişehir ve Konya'daki /aile /babaları sadece (öğrenim ücretini verecek, Ağrı. Diyarbakır, Antalya, Adana'daki aileler yılda bir kere yol masrafına katlanacaklardır. Mesele bundan ibarettir. …hükümetimiz olarak bu dört koleji açmaya karar verdiğimiz zaman açılması imkânlarını araştırdık. Buranın nüfus yoğunluğu, bina durumu ve dışarıdan gelecek Yabancı öğretmenlerin durumu göz önüne alınmıştır. Özellikle arkadaşlar burada dikkatinizi çekerim, elbette gün gelecek, bu memleket baştanbaşa bir bayındır ülkesi olacak, memleketimizin herhangi bir iline yerli ve yabancı öğretmen rahat rahat, huzur içinde gidecek, fakat bugünkü koşullar-maalesef bu durumda değildir. Bu hususu size tamamen açıklamaya yetkili değilim, affedin, beni mazur görün, ancak size dersem ki, filan yerde kurulmasını istediğimiz bir okula yabancı öğretmen gitmiyor, bunu size söylersem beni bağışlayın.” Tunceli Milletvekili Fethi Ülkü ise yaptığı konuşmada dil öğreniminin önemini vurgularken, bunun için özel okulların açılmasının yanlışlığını, diğer liselerin vahim durumunu hatırlatıyor. Ülkünün tutanaklara geçen konuşmasında bazı satırlar şöyledir: “Yalnız açılacak olan bu kurumların bizde biraz öncelikli olacağı üzerinde fikir arz edebilirim ki, bu biraz da tehlikelidir. Bugün yalnız dört ilde kolej açılıyor, öteki arkadaşların da diledikleri gibi, bunun başka illerde de açılması yerinde olur. Bu, gerçekten temenniye değerdir. Ancak bu da olanaklarla sınırlıdır. … Ortada bir dengesizlik ortaya çıkmış olacaktır. Keza bugün birçok illerimizde liseler vardır. Hem de bir an önce kuvvetlenmek isteyen liselerimiz vardır. Bir de bunun yanında kolejleri açmak istiyoruz. Kolejlerin bu liselerle aralarında önemli farklar bulunacaktır. Bizim temennimiz şudur: Memlekette bir dil öğrenme isteği söz konusu olduğuna göre, önce bu isteği uyandırmak ve bununla birlikte liselerimizde dile özentiyi artırıcı ve kıymetli elemanlar yetiştirmek gerektir. Bu dört kolej'in açılmasına gereken para ile liselerimizin dil öğretimini geliştirici önlemler almak ta mümkündür. Milyonlar sarfıyla dört lise açılması yerine, bu para ile dışarıda, yabancı ülkelerde dil öğretmenleri yetiştirmek ve daha çok yararlanmak mümkündür. … İkincisi, öteki liselerimiz parasızdır. Bu liselere gelecek çocukların anne-babaları bir-iki bin lira ödeyeceklerdir. Bu suretle kolejlerde ancak hali vakti yerinde olan aile çocukları okuyacak demektir. Hâlbuki kendi yetiştirdiğimiz öğretmenlerle dil öğretimi yaparsak, bundan bütün memleket alanında yararlanmak mümkün olacaktır. … Milli Eğitimci olarak bir memlekette kurulması gereken bir kurum için başlangıçta şükranlarımı arz ettim. Yalnız şuna işaret etmeme izin buyurunuz. Bir eğitim politikası, bazı noksanlıklar dururken, yalnız bir yöne yönelme keyfiyeti bir yarar sağlamaz. Birçok okullar öğretmen bulamazken, birçok okullarda en basit araç ve gereçleri yok iken, yazı tahtası ve makinesinden yoksun iken, ayrıca birçok köylerimizde okul bulunmaz iken kısaca, mevcut okullar birçok gereksinim ile karşı karşıya iken, büyük masrafları göze alarak kolejler açmak biraz fazla gibi geliyor. Buna karşın, bu okulların açılmasını gerekli görüp şükranla karşıladım. Fakat böyle düşünmekten de kendimi alamıyorum.” Yasa tasarısı görüşmeler sonrasında komisyona tekrar gönderilir. 18 Şubatta kadroları 23 Şubat 1955 yılında sayılarının altıya çıkarılması kararlaştırılır. Oylamalardaki tek muhalif kişi ise Fethi Ülkü’dür. Böylece orta öğretimde kamu okulları arasında özel ayrıcalıklara sahip, yabancı dil öğretimini esas alan Maarif Kolejleri kurulmuş olur. (Yazımızın üçüncü bölümünde bu kolejlerin Anadolu Lisesi adını alarak yaygınlaşmasını konu edineceğiz.) 27.01.10
[1] Akt. Prof. Dr. Erdoğan Başar, Milli Eğitim Bakanlarının Eğitim Faaliyetleri (1920-1960), s.451-452, MEB Yayınevi, İstanbul, 2004
[2]TBMM Tutanak Dergisi 10 Ocak 1955 C–1 Birleşim 25/Oturum 1. Konuyla ilgili tutanakların tamamına www.muratkaymak.com adresinden dosyalar bölümünde Anadolu liseleri klasöründen indirerek ulaşabilirsiniz.