ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Anadolu Lisesi Uygulaması Üzerine Değerlendirmeler–1
Bu ve sonraki birkaç yazımızda Anadolu liselerini, eğitim sistemi içindeki yerini kapsamlı biçimde ele almaya çalışacağız.

Daha önce bir iki yazımızda bu okullara dair gözlem ve düşüncelerimizi yazmıştık. O yazılarda geliştirdiğimiz tezleri bu yazıda geliştirmeye, temellendirmeye çalışacağız.

Tezlerimizi oluşturan önermelerimizi şöyle sıralayabiliriz.

1.      Anadolu liseleri kuruluş amaçlarından saptırılmıştır. Bugün Anadolu liselerinde, fen, matematik gibi dersler yabancı dille yapılmamaktadır.

2.      Yabancı dille eğitim, Devlet okullarında hukuki açıdan olduğu kadar Mille Eğitimimizin amaçları açısından da savunulamaz.

3.      Kendine özgü bir programı olmadığı için bağımsız okul olma koşullarına sahip değildir. Sistem içinde karşılığı olmayan yapay okulların oluşmasına yol açmıştır. Doğal olarak Milli Eğitim Temel Kanununa aykırıdır.

4.      Anadolu liseleri, orta öğretim sisteminin kendi içinde eşitsizliği en üst noktada üreten bir nitelik göstermektedir. Öğretmen ve öğrenciler arasında, okul türlerinin kendi içinde yapay nitelik farklılıkları oluşturarak eşitsizlik üretmektedir.

5.      Okul türü olarak değil çoğunlukla diğer okulların dönüştürülmesi yada ikiye bölünmesi biçiminde açıldığından Milli Eğitim Kanunun başlangıç ilkelerine ve 29. maddesine aykırı bir gelişimi göstermektedir.

6.      Eğitimin piyasalaştırılması sonucunu doğurmuştur. Orta öğretime geçiş, ilgi ve yeteneklerin sonucunda oluşan bir yönelimle değil sınav başarısına dayalı bir sistemle yapılmaktadır. Bu durum Milli Eğitim Temel Kanununa aykırıdır.

7.      Türkiye Cumhuriyetinin eğitime nitelikli erişim olanaklarını kullanmasında devletin asli görevini yerine getirmediğinin kanıtı olmuşlardır.

8.      Bu okullarda öğretmen veya yönetici olmanın kariyer gibi algılanması özellikle dönüştürülen okullarda iş barışını bozmaktadır.

9.      Nitelikli öğrencilerin, tek okulda veya sınıfta toplanmasına yol açtığından başarılı öğrencinin sınıf ortamında rol modeli olma seçeneğini ortadan kaldırmıştır.

Yukarıda sıraladığımız tezleri hukuki, pedagojik ve ekonomik açıdan sınıflandırmak ve üç başlık altında toplamak mümkündür. Çünkü itirazlarımız genelde bu üç noktaya dayanmaktadır. Demek istiyoruz ki; a)Anadolu lisesi uygulaması hukuki değildir, b)Pedagojik açıdan savunulamaz niteliktedir ve c)Eğitimin piyasalaşmasını doğurmuştur.

Elbette uygulamanın kendisi politik bir tercihin ürünüdür ve doğal olarak politik sonuçlar da doğurmuştur. Zaten anlatacaklarımızın tamamı bir politikayı ele almak ve gözler önüne sermek amacını gütmektedir. O nedenle, uygulamanın hukuki, ekonomik, pedagojik boyutuna ayrıca politik yönü ilave etmedik.

Bu giriş mahiyetindeki sözlerimizin ardından konumuzu ele almaya başlayabiliriz. Bunun için önce kısa bir tarih turu yapmamız yerinde olacaktır.

Referans Galatasaray Lisesi

Anadolu lisesi uygulamasının arkasında Galatasaray Lisesi vardır. Bu lisenin başarısı, gördüğü talep eğitim politikalarına yön verenlerin bazılarında hep benzer bir okulun kurulması düşüncesini tetiklemiştir. Özellikle başkentin Ankara olmasıyla birlikte, İstanbul’dan buraya gelmek durumunda kalan bürokratların bu yöndeki talepleri yeni lise modelinin yaratılmasında belirleyici olmuştur.

Bu düşüncenin ilk denemesi 1932 yılında eğitim öğretime açılan Gazi Lisesi olmuştur. Hasan Ali Yücel “Türkiye’de Ortaöğretim”[1] adlı çalışmasında konuyla ilgili olarak şunları yazmaktadır:

1933 yılında mektep, Gazi Terbiye Enstitüsünde iken Gazi Lisesi'nin Galatasaray Lisesi tipinde ve İngilizce üzerine tedrisat yapan bir lise olarak tensıki düşünülmüştür. Bu maksatla 1934–35 ders senesinde İngiltere'den Pandlton ve Frank isminde iki profesör getirtilmiştir. Biri edebiyatçı ve dilci, diğeri fenci idi.

Lisede İngilizce tedrisatı yapılması için evvelâ mevcut talebesinin İngilizce bilgi ve melekesini kuvvetlendirmek icap ediyordu.

Bundan dolayı İngilizce saatleri bir buçuk misli artırılmış ve bu profesörler tarafından dikkatle tedrisata başlanmıştır. Bu tecrübe iki yıl kadar sürmüştür. Sınıfta talebe adedi kırkı geçmemek şartı ile bu muallimlerin gayreti sayesinde çocuklar İngilizcede hayli ilerlemişlerdi. Fakat ortaokullara müracaat eden talebenin izdiham şeklindeki çokluğu, bu kadronun muhafazasına imkân bırakmamış ve binnetice ayrı bir gayeye hazırlamak üzere alınan bu tedbirin tahakkuku muhal görülmüş ve 1936–37 yılında maalesef İngilizce tedrisattan vazgeçilmiştir.”

Yücel, Fransa dönüşü 9 Kasım 1932 tarihinde Gazi Eğitim Enstitüsü müdürlüğü görevine atanmış ve bu görevde bir yıl kalmıştır. Enstitünün müdürleri, Gazi Lisesinin de müdürü sayıldığından Yücel, bu yeni lise modelinin kuruluşunda etkin bir isimdir dersek sanırım abartmış olmayız. Ancak bu yeni okul tipinin fikir babası olup olmadığı konusunda bir şey söylemem mümkün değil. “…maalesef İngilizce tedrisattan vazgeçilmiştir” ifadesi, onun böyle bir eğitim modelini o tarihlerde onayladığı düşüncesini bizde oluşturmuştur.

Yücel’in Gazi Lisesi uygulamasıyla ilgili değerlendirmelerini sağlıklı değerlendirmek için yol arkadaşı İsmail Hakkı Tonguç’un[2]  yazdıklarından uzunca bir bölümü buraya almamız gerekiyor:

1934–35 ders yılında Gazi Terbiye Enstitüsü Müdür vekilliği yapıyordum. O zaman şimdiki Gazi Lisesi de bu kuruma bağlı ve onun içinde idi….

….

Bu lise, fen dersleri ingilizce okutulmak amacıyla kurulmak isteniyordu. Çocuklarına yabancı dil öğretmek isteyen velilerden bir kısmı şu veya bu sebepten çocuğunu Galatasaray Lisesine veya her hangi bir yabancı okula gönderemedikleri için Ankara’da bunlara benzeyen bir okulun açılmasını istiyorlardı. Ve bu dileklerinin gerçekleştirilmesi için Kültür Bakanlığına baskı yapıyorlardı. Buna karşılık Bakanlık ileri gelenleri bu meselede anlaşmış durumda değillerdi. Yabancı dille öğretim yapacak liseyi millî kültürümüz bakımından zararlı, kültür istiklâlimiz için tehlikeli görenlerle batı müesseselerini körü körüne taklit etmeyi uygun bulanlar arasında anlaşmazlık –her şeye rağmen- sürüp gidiyordu. İkincilerin yolunu tutan Bakanlar işbaşına gelince Galatasaray Lisesine benzeyen okullar açmak meselesi canlanıyor, bu gibiler Bakanlık mevkiinden ayrılınca bu iş tavsıyordu. Benim Müdür Vekili bulunduğum sıralarda bu mesele yine canlanmış durumda idi.

Bu işin mahiyetini ve iç yüzünü bilmeyen, sadece çocuklarının bir yabancı dil öğrenmelerini amaç edinen veliler nazarında Gazi Lisesi rağbette idi. Tanınmış yüksek devlet memurlarının, zenginlerin çocukları okulda çoğunluğu teşkil ediyordu. Bunların babaları ve anneleri sık sık ve lüzumsuz bahanelerle işlere müdahale etmek isterlerdi. Bunu bilen veya sezen bazı öğrenciler çocukça şımarıklıklar yapmak, okuldan kaçmak, öğretmenlere yok yere zorluklar çıkarmak gibi yollara saparlardı. Derste başarısızlık gösteren veya disiplin sağlayamayan bazı öğretmenlerle, onları sıkıştırıp günü gününe derse çalıştırmak yolunu tutan otorite sahibi ve çalışkan öğretmenleri velilerine şikâyet ederlerdi. Bu türlü şikâyetleri hemen Bakana veya Bakanlığın ileri gelenlerine ulaştırabilen veliler yüzünden okulda bazı huzursuzluklarla karşılaşırdık. Fakat her şeyi göze alarak lüzumsuz müdahalelere -nereden gelirse gelsin- önem vermez, işlerimizi pedagoji ilkelerine, yönetmenlik maddelerine göre yürütmeye çalışırdık.

Gazi Lisesinde oldukça iyi seçilmiş değerli öğretmenler vardı. Avrupa’da yüksek tahsil görerek yurda dönmüş veya Yüksek Öğretmen Okulundan yeni mezun olmuş stajyer öğretmenler de kadroyu hem kuvvetlendiriyorlar, hem de idareyi işgal eden bazı olaylara sebep oluyorlardı. Bunların içinde pek değerli arkadaşlar vardı; onlar tecrübelerini arttırdıktan sonra Türk kültürüne büyük hizmetler görebilecek hale geleceklerdir. Bu durum sevindirici olduğu için onları tutmayı, korumayı zevkli bir iş olarak kabul ediyorduk.

Başarısız öğretmenlerin, bu durumlarını düzeltmeleri için tedbirler alır, onlara türlü kolaylıklar göstermekten çekinmezdik. Buna rağmen gidişatını değiştirmeyenleri de hemen teftişe tâbi tutturarak Gazi Lisesinden uzaklaştırmak yolunu tutardık. Meselâ kimya öğretmeni N... bunlardan biri idi.

Gazi Terbiye Enstitüsünün her şeyinden faydalanması pek tabiî olan bu lisede modern pedagoji ilkelerine uygun bir şekilde öğretim yapılması başlıca emelimiz olması gerekirken bu yolu tutmaya muvaffak olamıyorduk. Dersler yine lâboratuvarı, atelyesi olmayan okullardaki gibi sınıfta, tahta başında, kürsü etrafında nazari bir şekilde veriliyordu. Yalnız Beden Eğitimi dersinde Enstitünün mükemmel jimnastik salonundan oyun ve spor alanlarından faydalanmak suretiyle değişiklik ve yenilik gösterilebiliyordu. Öğretmen Okulu mezunu bazı lise öğretmenleri de derslerinde harita, atlas, resim, duvar levhası gibi gözlem araçlarından, ders kitabından başka lügat, ansiklopedi, seyyahatname gibi kitaplardan öğrencileri faydalandırmak yolunu tutarlardı. Coğrafya öğretmeni F. R. U. bunların başında gelirdi. Diğer öğretmenler yüksek öğrenim görmüş, hatta bir kısmı Yüksek Öğretmen Okulundan çıkmış olmalarına rağmen, derslerini nazarî bir şekilde anlatmak gelenek ve göreneğinden kurtulamıyorlardı. Bu yüzden öğretmen etkin, öğrenciler edilgin durumda kaldığı için bilhassa ortaokul sınıflarındaki çocuklar zor duruma düşüyorlar, ilkokulda alışmadıkları bu usule karşı türlü şekillerde tepki gösteriyorlardı. Karşısında ders süresince sessizce, uslu oturarak kendisini dinlemeye mahkûm öğrenciler görmek isteyen, çocuk psikolojisinden habersiz, etkin öğretim usullerini uygulamayı bilmeyen öğretmenler beklediklerini göremeyince çocuklara çatıyorlar, zorla ve korkutma yoluyla onları susturmaya, uslu oturtmaya çalışıyorlar, bunun da sökmediğini anlayınca öğrencileri hırpalama, idareye şikâyet etme, cezalandırma yollarına sapıyorlardı. Bu türlü olaylar yüzünden yok yere öğretmenlerle öğrencilerin araları açılıyordu.

Gazi Lisesi öğretmenlerinin bir kısmı, esas vazifesi Bakanlıkta bir Müdürlük veya memurluk veya Gazi Terbiye Enstitüsünde öğretmen­lik olan kimselerdi. Buradaki öğretmenlikleri ek görevdi ve kendileri için ikinci plânda sayılan bir işti. Bu sebepten onlar lisedeki görevle­rini ders saatleri süresince sadece ders vermek şeklinde anlıyorlar, ge­ri kalan zamanlarda okulda bir dakika fazla durmak istemiyorlardı. Bu türlü düşünüş Gazi Lisesinin asıl öğretmenlerine de sirayet ediyordu. Öğretmenlerin çoğu bu kanaata sahip olunca Lisenin eğitim işleriyle uğraşmak meselesi sadece nöbetçi öğretmenlerle müdür yardımcılarına kalıyordu. İşte bu durum liseyi bir eğitim kurumu olmaktan çıkarıp sadece nazari dersler gösterilen soğuk, cansız bir öğretim yeri haline sokuyordu. Kanaatimce liselerimizi cılız, kısır bırakan, öğrenciler nazarında nefret edilen bir okul haline getiren gerçek sebep budur.”

Yücel ve Tonguç’un tanıklığını bir arada ele alırsak Türk Eğitim Sistemi içinde iki temel akımın mücadelesini görürüz. Birinci akım, ulusal eğitimi, tabana yaymaya çalışan, seçkincilik karşıtı bir çizgide iken ikinci akım çoğunluğunu üst düzey bürokratların ve varlıklı kişilerin oluşturduğu seçkinci bir ulusal eğitim anlayışına sahiptir. Bu ayrım 1955 yılında olabildiğince net biçimde karşımıza çıkacaktır.

Gazi lisesinin kuruluş hikayesini doğru kavrarsak Anadolu lisesi uygulamasını ve bu uygulamanın evrimini de iyi anlarız diye düşünüyorum.

Yücel ve Tonguç’un Gazi lisesi uygulamasına ilişkin değerlendirmelerinden yeni lise modeli için çıkaracağımız sonuçlar şunlardır.

Yeni Okul;—Galatasaray lisesine benzeyen ama İngilizce eğitim yapan bir okul olacak.

—Fen ve Edebiyat dersleri İngilizce yapılacak

—Sınıf mevcutları 40’ı geçmeyecek.

—Öğretmenleri özel niteliklere sahip olacak.

—Yatılı olacak

—Modern pedagojinin ilkeleri takip edilecek.

Gazi Lisesinin kuruluşuna yön veren düşüncelerin, geri kalmış, yoksul bir ülkede bir avuç seçkinin kendi çocuklarına özel imtiyazlar yaratma çabası olduğu çok açıktır. Tonguç’un tanıklığı tam olarak bize durumun böyle olduğunu gösteriyor.

Gazi lisesi uygulaması başarısız olmasına başarısız olmuştur ama bu talep yok olmamıştır.İkinci dünya savaşının kapıyı çaldığı bir tarihte Türkiye ortaöğretimde yabancı dilde eğitimi uzun bir süre gündeminden çıkaracaktır. Dünya savaşının bitimi sonrasındaki gelişmeler Türkiye’de siyaseti de yeniden dizayn ederken, eğitimde bundan payını alacaktır. Demokrat Parti ile birlikte yabancı dilde eğitim veren ortaöğretim kurumu talebi yeniden canlanacaktır ve 1955 yılında Maarif Kolejlerinin kuruluşu gerçekleştirilecektir.
17.Ocak 2010
(Devam edecek)



[1] Hasan Ali Yücel- Türkiye’de Orta Öğretim, Kültür Bakanlığı Yayınları, s.482, 1994, Ankara

[2] Tonguç’a Kitap, İmece Yayınları s. 27–41, 1961

Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret7709
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım