|
Haber: "İlk ve ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilerin baskın zeka haritası" nın çıkarıldığını yazıyordu. Konya Selçuk Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Nadir Çeliköz başkanlığındaki akademisyenler, Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Çorum, Diyarbakır'ında aralarında bulunduğu 10 ilde 3573 erkek ve kız öğrenci üzerinde araştırma yapmışlar. Araştırmanın sonuçlarına göre; "Türkiye'deki öğrencilerin çoklu zeka alanlarının birbirine yakın olduğu gözlendi. Ayrıca 8 zeka alanı değerlendirildiğinde; Türk öğrencilerin birinci baskın zeka alanının sözel, ikinci baskın zeka alanının matematik-mantık ve üçüncü baskın zeka alanının ise bedensel zeka olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, en düşük zeka alanının içsel zeka olduğu belirlendi." Haberde haberi yazanın mı araştırmacının mı düşüncesi olduğu pek belli olmayan şöyle bir değerlendirme de var: "Dört yıl önce eğitimde önemli bir değişikliğe giden Milli Eğitim Bakanlığı, yıllardır sadece matematik ve sözeli önemli gören klasik zeka anlayışını terk etti. Türkiye'de de dünyada olduğu gibi çoklu zeka uygulamasına geçildi. Ancak öğrencilerin bugüne kadar hangi zeka türüne daha yatkın olduğu tam olarak ortaya konulamadı." Araştırma, bu sorunu gidermiş oluyor. Çünkü "araştırmaya göre, kız öğrencilerin sözel, görsel, müziksel ve sosyal zekâya, erkek öğrenciler çok matematik-mantık, bedensel ve doğacı zekaya sahip" olduğu ortaya çıkarılmış oluyor. Son bir alıntı daha yapıp konuyla ilgili kendi değerlendirmelerime geçeyim. Araştırmacı Nadir Çeliköz, muhabire şunları söylemiş: "Ev işlerinde rol alması nedeniyle görselliği daha ön plandadır. Ayrıca kız öğrencilerin şefkat, merhamet gibi annelik duygusu taşımaları ve daha sakin, değerlendirmeci yapıları nedeniyle de daha çok içsel zekaya sahiptirler. Ev yönetimi ve hesap, kitap işleri erkeklerin sorumluluğunda olduğu için erkekler daha fazla matematik-mantık zekasına sahip olabilir. Yine bizim toplumumuzda hareket kabiliyeti ve kas kuvveti genelde erkeklere atfedildiği için erkeklerin daha doğacı ve bedensel zeka alanlarının baskın olduğu söylenebilir." Konu hayli önemli. Burada alıntıladığım araştırma, örneklerden sadece biri. Üniversitelerimizde zeka çeşitliliği ve eğitim üzerine sayısız araştırma bulunuyor. Sonuçları açısından neye yaradıklarını anlayabilmiş değilim ama akademisyenlerimiz bunlarla puan alıyor ve akademik kariyer yapmış oluyorlar! Zekâ kavramı üzerinden yürütülen eğitim sistemimizi yapılandırma çalışmalarının hali tam anlamıyla acınacak, bir o kadar da utanılacak bir durumu önümüze koyuyor. Bunu şunun için söylüyorum: "Kendisi açıklanmaya muhtaç bir kavram ile bir başka kavramı yada onun nesnesi durumundaki gerçekliği açıklamaya çalışmak" temel mantık yanlışlarından biridir ve bilim böyle bir mantık yanlışı üzerine inşa edilemez. Selçuk Budak, Psikoloji sözlüğünde "zeka" terimini açıklamaya şöyle başlıyor: "Psikolojide, herkesin ne olduğunu bildiğini sandığı ama hiç kimsenin tek, nihai, işlemsel bir tanım üzerinde anlaşamadığı bir terim" Budak'ında devamında vurguladığı gibi farklı yaklaşımlara göre farklı anlamlar kazanabilen, ve hala hakkında araştırmacıların cevaplaması gereken soruların bulunduğu bir terim ile karşı karşıyayız. Ne olduğu üzerinde bilim insanlarının tartıştığı, farklı açıklamalarda bulunduğu bir kavramı merkeze alarak Milli Eğitim Bakanlığının müfredatları değişikliğine gitmesini daha o zamanlar (2004) eleştirmiştik. Kuramın yanlışlarına dikkat çeken bilimsel yayınlara dikkatleri yöneltmek istemiş, bu tercihin eğitimin piyasalaştırılması ve ulusal eğitimin temel ilkelerinin tahrip edilmesi sonucunu doğuracağını söylemiştik. Gelişmeler 5 yıl önce söylediklerimizi bir kez daha kanıtlıyor. Bugün nerede ise her ilgi alanı bir zekâ türüne dayandırılıyor. Matematik, mantık, kinetik zekâ türü, zekâ türü yaratıcılarını kesmiyor. Piyasa da karşılık bulacak her alana bir zekâ türü var ediyorlar. Onlara göre, ben bunları yazarken örneğin "ruhsal zekâm" yetmediyse "duygusal zekam", "inanç zekam" "başarı zekam" vs vs devreye giriyor olabilir. Guliford, "işlemin türüne" göre 120 zeka türü tespit etmişti. Piyasacılar için Guliford'un pek bir önemi yok. İnsanların, ihtiyacını duydukları, kolayca istismar edilebilecekleri alanlara ilişkin zekâ türü yaratmaya devam ediyorlar. Başarı mı elde etmek istiyorsunuz, bir beceri mi kazanmak istiyorsunuz, manevi dünyanızda fırtınalar mı esiyor hiç üzülmeyin bu zekânızın ya farkında değilsinizdir. Yada böyle bir zekadan yoksunsunuzdur. Zekâ üzerinden nasıl bir piyasa yaratıldığını kabaca gözlemlemek istiyorsanız, google üzerinden "zekâ" yazıp bir tarama yapın. Yada büyük kitapevlerinde kişisel gelişim ile eğitim kitaplarının bulunduğu raflara bakın. Karşınıza neler çıkacak? Bilmem kaçıncı baskısını yapmış, yazanında bulunmayan ama onu okuyarak kendisinde bulunacağını düşünen aptal sayısını haykıran nice kitap göreceksiniz. Bugün, bilimsel düzeyde henüz ne olduğu hakkında bir kararın bulunmadığı bir kavramla çocuklarımıza yöneliyor, bazı ilgilerini, sorun çözme başarılarını merkeze alarak adeta tanrı gibi onlara kader bahşedebiliyoruz. Öyle bir noktaya geldik ki Örneğin Öğretmen ve Veli arasında öğretmen odasında aşağıdaki hayali konuşmanın olamayacağını sanırım kimse söyleyemez. "Ö-Sizin çocuğunuzda müzik zekâsı var. Bence onun bu özelliğine eğilmeliyiz. Bu alandaki potansiyelini kullanabilmesi için kimi kurslar önerebilirim. V-Bende fark ettim. Çocuğum şarkıları bir kez dinliyor. İnanılmaz bir kulağı var. Bunun yok olmasını istemem. Siz o kurslardan hangisini öneriyorsanız oraya göndereyim. Ö-Evet çocuğunuz, matematik ve dilde başarısız ama bunun bir önemi yok. Ona yüklenmemek gerek. Çünkü onda böyle bir zekâ yok. Olmayan bir şeyi nasıl var edip, geliştirebiliriz." Tekrar yukarıda alıntıladığım araştırmayı hatırlatarak yazımı sonlandırayım. Artık öğretmenin böyle bir konuşma yapmasına, veliye rehberlik etmesine gerek yok. Çünkü araştırmacılar sizin elinize karşınızdaki çocuklara dair hazır zeka türü rehberi(yada haritası diyelim) veriyor. Gerisi elbette kolay olacaktır. Zeka pazarının pazarlamacıları işinizi çoktan kolaylaştırdı. Tabii birde sınıflar 20-30 kişilik olmasa! 10.12.2009
|