| Sorun Çözmek Mi? Taraftar Çoğaltmak Mı? |
|
İnsan ne söyleyeceğini bilemiyor. Dahası, düşündüğüm gibi söyleyemediğim için böyle bir kararsızlık yaşıyorum. Bu psikolojik sorunumun kaynağı ise ÖSS ile ilgili YÖK’ün aldığı karar hakkında Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesi. Yusuf Ziya Hoca’nın YÖK Başkanı olarak atandığı ilk aylarda yazmıştım: “Kendisi sorun olan adamdan sorun çözmeyi beklemek saflık olur” diye. Bu sözleri atandıktan hemen sonra kameraların açık olduğunun unutulduğu bir sırada dönemin Maliye Bakanının kendisi hakkında söylediklerine gösterdiği tepki karşılığında söylemiştim. Hem hemşerim, hem meslektaşım olan Yusuf Hoca ile tanışmıyorum ama ortak çok sayıda tanıdığımız var. Ortak tanıdıklarımızla kendisi hakkında konuştuğumuzda da bu düşüncemin arkasında durmuşumdur. Ancak dostlarım, benim gibi düşünmediklerini, Yusuf Hoca hakkında önyargılı olduğumu söylemişlerdir. Kanaatim o günden bugüne hiç değişmedi. “Kendisi sorun olan adamdan sorun çözmesi beklenemez.” Sözde özgürlük düşkünü Yusuf Ziya Hoca, özgürlüklerin önündeki engelleri kaldıracağım diye önce türban, sonra Kürtçe eğitim, ardından katsayı konularına el attı. Pek özgürlükçü Sayın Özcan Hoca, bu üç konunun dışında tam otoriter, özgürlüklere müdahaleci bir tavır sergiledi, sergilemeye devam ediyor. Bazı anabilim dallarının kapatılması, rektör ve dekan atamalarına müdahaleleri gibi çok sayıda örneği burada sayabilirim. Ancak gereği yok. Dileyen internet ortamında basit bir tarama ile bu bilgilere ulaşabilir. Oldum olası sokak ağzıyla konuşan akademisyenleri, eğitimcileri, sanatçıları sevmemişimdir. Bu konuda Ataç gibi düşünürüm, bilim insanları, öğretmenler, dahası aydınlar, toplumun düzeyini yukarı çekme sorumluluğundan taviz veremezler. Konuşmalarında, yazdıklarında dili en iyi biçimde kullanmaya özen göstermelidirler. Bu sokaktaki insanın küçümsenmesi değildir. Bizatihi önemsenmesidir. Tanıdıklarımda Yusuf Hoca’nın sokak ağzı konuşmalarını onun samimiyetinin ölçüsü sayıp, sözlerinin arkasındaki siyasal bilince, iradeye karşı kayıtsız kaldıklarını görmüşümdür. Yusuf Hoca, bu özel üslubunun sihirine o kadar inanmış olmalı ki bir keresinde gazetecilerin bulunduğu ortamda Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile yaptıkları konuşma basına yansımış, yer yerinden oynamıştı. Her neyse, meselemiz Yusuf Hoca değil. Onun müdahil olduğu, şu kat sayı meselesi. Konuyla ilgili düşüncelerimi kısaca şöyle özetleyebilirim: Eski uygulamanın adaletli olduğunu sanırım söyleyen bulunmuyor. Ancak önceki uygulamada tıpkı İmam-Hatip ve Anadolu Öğretmen liselerinde olduğu gibi diğer meslek lisesi çıkışlılara kendi alanlarıyla ilgili lisans yolu açılsaydı, bence sorun önemli ölçüde çözülmüş olacaktı. En azından önceki uygulama savunulabilir bir gerekçeye oturtulmuş olurdu. Mademki eğitimde yönlendirme esaslı bir planlama yapılıyor, o zaman bu katsayı farklılıkları anlayışla karşılanabilirdi. YÖK’ün almış olduğu son karar lisans programlarına girişte herkesi eşitleyerek zaten eşitsiz olan bir sistemi daha da eşitsiz hale getirmiş oldu. Herkesin eşit koşullarda lisans programlarına yerleşmesi gerektiği doğru bir görüş ise o zaman lise eğitiminin(yönlendirmenin)ona göre düzenlenmesi, alan seçimlerinin tümüyle ortadan kaldırılması gerekir. YÖK, yaptığı işte samimi olmadığı, belli çevreleri tatmin edici politik mülahazalarla hareket ettiğinden olmalı Milli Eğitim Bakanlığından bu kararının zorunlu sonucu olması gereken alan farklılarının kaldırılması talebinde bulunmuş değildir. YÖK’ün kararının, eski sistemin süreceği düşüncesiyle alan seçimini yapmış öğrencileri kapsaması, onların mağduriyeti sonucunu doğurmuştur. Eski uygulama, en çok endüstri, ticaret, kız, iletişim vb meslek liselerini mağdur etmişti. Yusuf Hocanın YÖK’ü ise klasik lise programına tabii öğrencileri mağdur etti. Şu anda bu öğrenciler, dershanelerde katsayı kalkmış gibi hazırlanmakta idiler. Sosyal alanda okuyup sayısal hazırlanan öğrencilerin durumu ne olacak? Onların ödediği ücretleri düşünen var mı? Mahkemenin böyle bir karar alacağı daha o zamanlar belliydi. O tarihlerde aklı başında insanların yazdıklarını iyi hatırlıyorum. Mahkemeden döner diye feryat ettiler. Karar açıklandığında herkes, dava açanı ve mahkemenin kararını eleştiriyor. Çok ayıp! Aleyhte düşünenlerin mahkemeye gitmesinden daha doğal ne olabilir? Bakıyorum özgürlükçü Yusuf Hoca dâhil bazı YÖK üyeleri feryat ediyorlar. YÖK olarak senin feryat etmeni gerektirir bir durum yok. Gidip mahkemede esaslı bir savunma yaptın mı? YÖK yetkililerinden rica ediyorum. Yaptıkları savunmayı sitelerinde yayınlasınlar. Mahkemeyi aldıkları kararın hukuka uygunluğu noktasında nasıl ikna etmeye çalışmışlar? Görelim. Karardaki savunma özeti YÖK’ün ciddiyetten uzak bir savunma yaptığını gösteriyor. Öne sürdükleri tezlerden bazıları şunlar: “a)Usul açısından davacı dava açmaya ehliyetli değildir.” Bu itirazı yapan YÖK avukatı açıp baro kanununa bakmış mıdır? Danıştay’ın benzer biçimde sendikaların özellikle şubelerinin üyeleri ve eğitimi etkileyen idari kararlarda dava açmasıyla ilgili kararlarına bir baksaydılar, bu itirazın ne kadar geçersiz olduğunu görürlerdi. “b)Teknik ve objektif bir karar alma süreci izlemiş.” Peki, YÖK başka türlüde mi karar alabiliyor? “c)1999 yılında uygulamaya konulan tek sınav ve farklı katsayı uygulamasının meslek liselerini öğrenci sayısı ve nitelik olarak olumsuz etkilediği, ek puan uygulaması ve sınavsız meslek yüksek okullarına yerleştirmeye ilişkin düzenlemenin bu olumsuzluğu gidermediği” Bunu tartışalım. Daha önceki YÖK Yönetimlerinde bulunmuş bazı üyelerin hazırladığı raporlar var, onlar hiçte böyle düşünmemişler. Oradaki istatistikler, gaipten gelmediğine göre kolayca çürütülebilir bir tez bu. “d)Katsayı uygulamasından ara insan gücü beklentisi olan sanayicinin de olumsuz etkilendiği.” Bu da çok tartılacak bir konu. Sanayici, ara eleman konusunda hiçbir zaman samimi olmadı. Bu talebi dile getirenlerin ucuz işgücü sevdasında olmaları, sigorta primlerini yatırmamaları vb gibi sorunlar aslında bu talebin tersinin geçerli olduğunu düşündürüyor bana. Bu nedenle meslek liseleri kadar işverenlerin istihdam etme biçimlerinin de yeniden düzenlenmesi gerektiğine inanıyorum. Zaten, istihdama odaklanarak meslek liselerine yaklaşılsa sorunun özü görülebileceği gibi çözüm de hemen görülebilir. “e)Genel lise mezunlarının katsayı uygulaması olsa da olmasa da sınavlarda daha başarılı olduğu.” Bu savunmaya sadece gülebiliyorum. Genel liselilere demek istemişler ki “Siz zaten başarılısınız, biz şu başarısızları bir yere taşıyalım.” Bu mantığa dayalı bir kararın mahkemenin önüne savunma olarak konması gerçekten çok ilginç! Alınan yürütmeyi durdurma kararının itiraz üzerine kalkmayacak kadar güçlü tezler içerdiğini görüyorum. YÖK, hukuk sistemi içinde kalarak abuk subuk karar almadan (çünkü onların da yargıya taşınabileceğini bilerek) kendi kararını düzeltmeli. En azından aldığı kararın şu anda lise 2 ve üstü sınıflar ve mezunlar için geçerli olmadığını duyurmalı. Milli Eğitim Bakanlığına genel liselerdeki alan seçimlerini önümüzdeki öğretim yılından itibaren kaldırılmasının iyi olacağını tavsiye etmeli. Tabiî ki halkımızdan, öğrencilerimizden de özür dilemelidirler. Öncekilerin bunu yapmamış olması, sizin de onlar gibi davranmanızı gerektirmez. Açıklamalardan anlaşılıyor ki mahkeme kararını hile yoluyla açma çabasındalar. Basına yansıyanlardan durumun böyle olduğu anlaşılıyor. Bunu akıllarından bile geçirmeseler iyi olur. Bu kez konu sadece idari mahkemelere değil ceza mahkemelerine taşınır. Bu söylediklerim yapılır mı? Yapılmaz. Konuya Yusuf Hoca analiziyle girmemin nedeni de bu. Yusuf Hoca’nın misyonu sorun çözmek değil. Taraftar yaratmak, onların sayısını çoğaltmak. Dolayısıyla da ötekilerle kutuplaştırmak. Bir daha söylüyorum:“Kendisi sorun olan adamdan sorun çözmesini beklemek saflık olur.” 24.11.2009
0 Yorum - Yorum Yaz
|