ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Ekonomik Taleplere Odaklanmak…

Sonuçlara odaklanan zihnimiz, neyi nasıl isteyeceğimizi doğrudan yönlendiriyor.

Bu zihin yapısı, bizi, kalıcı çözümler yerine “hiç yoktan iyidir, daha ne istiyorsunuz, her gelen böyle vb” mantığa büründürme biçimlerini sıklıkla kullanmaya itiyor. Oysa, bu tür akıl yürütmeler, sorun çözmeye hizmet etmediği gibi yeni sorunların kapısını aralıyor, sorunlar yumağı içinde tepinip durmamıza neden oluyor.

Şu günlerde öğretmenlerin gündeminde üç konu var: Okul yöneticiliği sınavları, Anadolu Liseleri için açılan sınav, 25 Kasımdaki grev.

Bu üç gündem maddesinin ortak yönü, öğretmenin ekonomik taleplerinin dışavurumu olması.

Gerçekleri konuşmanın zamanı geldi de geçti bile.

Öğretmenler, ekonomi merkezli taleplere öncelik verdikçe kendi elleriyle eğitim ve meslekleriyle ilgili kararlarda belirleyici olmaktan çıkarıyorlar.

Ekonomik talepler, siyasal merkezlerin eğitime müdahalelerini sıklaştırmakla kalmıyor, olanlara kolay meşruiyet de kazandırıyor.

Çünkü yanlış uygulamalar, kararlar, geçmişte yapıldığı gibi sadece siyasal yandaşlıkla taraf bulmuyor artık. 80’lerin ortasında başlayan bu yeni müdahale biçimi, öğretmenlerin siyasal yandaşlık modelinden daha fazla siyasal merkezin etkisine sokmakta ve uygulamalarda taraf olmalarına neden olmaktadır.

Bu değerlendirmeyi yaparken ekonomik talepleri önemsiz bulduğum yada önemsizleştirdiğim düşünülmesin. Tersine gündelik yaşamını sürdürme kavgası veren birinin ücret merkezli bir düşünce geliştirmesi çok doğal. Benim sorun ettiğim, bu doğal halin kendisinin sorun çözmede öğretmen ve eğitimin aleyhine sonuçlar oluşturup oluşturmadığıdır.

Tezim oluşturduğu noktasındadır.

Gündemdeki üç konudan yola çıkarak bu tezimi açıklayım.

Okul yöneticiliğinden başlayım.

Daha öncede sordum.

Öğretmenler neden okul yöneticisi olmak istiyorlar?

Sınıfa girmek için onca yıl eğitim görmüş kişinin boya badana, personel işleri vb, bürokratik işlere bu denli istekli olmasını nasıl açıklamamız gerekiyor?

Okul yöneticilerinin politik merkezlerle bağlantılı kişiler olması yada olma heveslerinin arkasında nasıl bir pedagojik kaygı olabilir?

Peki, kent merkezlerinde, okul yöneticilerinin büyük okullarda yönetici olmak için yaptıkları kulislerin eğitimle ilgisi nasıl bir şeydir?

Açık konuşalım.

Bugün okul yöneticiliği, pedagojik bir yetkinliğin, etkinliğin biçimlendirdiği bir statü olmaktan çok para ve politik taleplerin biçimlendirdiği statü niteliğini kazanmıştır.

Bana, “alınan sorumlulukların, elbette bir getirisi olmalı” gibi saçma sapan bir gerekçe öne sürülmesin.

Eğitim ortamında hiçbir sorumluluk, tahta başında alınan sorumluluktan daha büyük ve değerli olamaz.

Bu denli ekonomik taleple örülmüş eğitim yöneticiliğinin, pedagojik işlevler üstlenmesi ise komik oluyor. Zaten pratik de işlev görmüyor. Öğretmenlerin, velilerin okul yönetimi algısında okul yöneticilerine dönük bir eğitim liderliği algısı yok.

Konuyla ilgili yapılmış çok sayıda araştırma var. İşte bu araştırmalardan birinde öğretmenlerin müdürlerde buldukları eksiklikler:

“a) Okulda öğretim liderliği özelliği göstermeb) Güven verici kişilik sergilemec) Personel arasında etkili iletişim sağlamad) Öğretmenler odasını verimli kullanmae) Karar vermef) Takım çalışmalarına önem vermeg) Öğretmenleri teşvik ve takdir etme ve onlara rehberlik yapma” (Kaynak:http://egitim.selcuk.edu.tr/Egt-Fak-Dergi/Sayilar/sayi25/25_03_EFD-2008-005.pdf)

Sendikalar, okul müdürleri, hatta bakanlık bu acı gerçeği görmüyor. Yada görüyor ama tercihi var olanın yeniden yapılandırılması veya olduğu gibi sürdürülmesi oluyor. Yukarıda andığım araştırma dahil sayısız araştırma egemen paradigma neoliberalizmin tezlerinin eğitime açtığı yaraların itirafından başka bir şey ifade etmiyor.

Bugünlerde birçok ilde okul müdürlerine yönelik sürdürülen liderlik kurslarının içeriğine bakılırsa söylediklerim sanırım daha iyi anlaşılacaktır.

Yukarıda neden okul müdürü olmak istiyorlar sorusunu sormuştum.

Şimdi aynı soruyu “öğretmenler neden Anadolu Liselerinde çalışmak istiyorlar” diye sorayım.

Soruyu uzun zamandır bu liselerde görev yapan yada görev yapmak için sınava giren meslektaşlarıma sormuşumdur. Hala da soruyorum. Aldığım cevapları notlarıma şöyle kaydetmişim:

“-Tam ek ders ücreti almak,

-Daha iyi öğrencilerle ders yapmak,

-Norm kadro sorunu yaşamamak,

-Rahat etmek istiyorum”

Farklı zamanlarda tuttuğum notlarda farklı değerlendirmeler de yapılmış. Örneğin, Mayıs 2009 tarihli notta şunlar var:

“Evet ilk yıllarda öğretmenlerin Anadolu liselerini tercih etmelerinde tam ek ders ücreti almak isteği belirleyici olmuş olabilir. Ancak, bugün durum tam olarak böyle değildir. Birçok öğretmenin maaş karşılığı çalıştığı, ek ders ücreti almadığı bilinmelidir. Öğretmenler daha çok rahat etmek için seçiyorlar. Genel liselerdeki öğrencilerle uğraşmak, insanları bıktırdı. Bugün bana kalırsa Anadolu Liseleri için sınav yaparak öğretmen seçmek budalalık. Tam tersine genel liselerde çalışmak için sınav yapmak gerek. Sorunlar yumağının içinde debelenen bu öğrencilerle uğraşmak, onlarla eğitim öğretim içinde olmak çok özel bilgi ve beceri gerektiriyor. Özel eğitimci statüsünde çalışmak gerek. Anadolu liselerinde sözü edilmeyen bir gerçek daha var. Buralarda çalışan öğretmenlerin önemli bir bölümünün dershanelerle birlikte çalışan öğretmenler olduğunu düşünüyorum. Gittiğim her okulda bunu doğrulayan örneklerle karşılaştım. Benim pazarlamacı öğretmen diye adlandırdığım bu öğretmenler, pazarın Anadolu liselerinde kurulduğunu çoktan keşfetmişler. Oralardan dershanelere öğrenci taşımak, karlı. Öğrenci başına 10-20 aralığında ücret alanlar var…”

Kendi değerlendirmelerimle görüştüklerimin düşüncelerini birlikte yazdığım bu notlar, Anadolu liselerine yönelmenin hiçbir biçimde pedagojik bir boyut taşımadığını göstermekte. Dileyen araştırır. Yönelmenin ekonomik taleplerle birlikte giderek “rahat etme” saikiyle yapıldığını göstermektedir.

Birkaç cümlede grevden söz edeyim.

Eğitim alanında ilkesel olarak grev yapmayı doğru bulmayanlardanım.

Bunu yapılan işin özelliklerinden dolayı savunuyorum. Ancak, hükümetlerin eğitim politikalarının eğitimi bir iş, öğretmeni de her hangi bir çalışan gibi görmesinin grevi savunanları haklı çıkardığını düşünmekten de kendimi alamıyorum.

Grev çağrısının tümüyle ekonomik talepler içeriyor olması, genel tablonun tam bir devamı.

Meslek ilkeleriyle ilgili her hangi bir talebe rastlamadım.

Bu kaba ekonomizm, eğitim çalışanlarının iliklerine kadar işlemiş.

Neo liberal ana akımın tam olarak istediği de bu.

Özellikle, liberalizme muhalefetin, ekonomi-değer-ilke ilişkisinin kopartılıp ücrete indirgemesi, karşılaştığımız sorunun boyutlarını gösteriyor.

18 Kasım 2009

Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam31
Toplam Ziyaret7728
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım