|
—Okullarımızdaki başarısızlıktan kim sorumlu? —Tabiî ki sistem sorumlu. —Ne kadar kolaymış cevabı… *** Üniversite öğrencisi olduğum yıllarda bir sorunla mı karşılaştık, bundan dolayı aramızda bir tartışma mı çıktı, cevabımız ve çözümümüz hazırdı: Sözün başında “Bu sorun sistemden kaynaklanıyor. Sistem sorumlu. Burjuvazinin hâkim olduğu sistemi değiştirmeden hiçbir sorun çözülemez.” dedik mi tam bir anlaşma hali kendiliğinden ortaya çıkardı. Fırsat buldukça eğitim sendikalarına gidip geliyorum. Doğal olarak ülkemizin sorunlarını konuşuyoruz. Aldığım cevapta, bulunan çözümde hep aynı: “Bu sisteme bağlı bir sorun, dolayısıyla sistemi yıkmazsanız sorunu çözemezsiniz.” Okulda öğretmenler odasında zaman zaman memleket meselelerini konuşuyoruz. Doğrusu, sorumluyu bulmakta ve anlaşmakta hiç güçlük çekmiyoruz. “Sorun sistemde, ne yapalım sistem böyle” diyoruz, böylece hepimiz birbirimizi ikna ediyoruz. Milli Eğitim Bakanı İstanbul’da bir grup gazeteciyle toplantı yapmış. Toplantıya katılanlardan Taha Akyol’un yazdıklarından anlaşıldığına göre Sayın Bakan da sorunların sistemden kaynaklandığını dile getirmiş. 5-6 gün oldu galiba. Bir vâkıfın eğitimle ilgili hazırlattığı raporu okudum. Raportörlere göre eğitimdeki sorunlarımızın kaynağı, sistem. İki gün önceydi. Habertürk Gazetesinde eğitimle ilgili yazılarını takip ettiğim köşe yazarının yazısının başlığı “Eğitimde Başarısızlık, Sitemin Ürünü” idi. Bugünkü Radikal gazetesindeki trajik bir haberin başlığı ise şöyle: “Sen Değil Sistem Utansın” *** -Sistem!…Sistem!… -Sorumlu ve suçlusun! Peki, nesin? -Sadece eğitimin değil toplumsal yaşamın her alanında yaşanan sorunların sorumlusu sistem, sen ne menem bir şeysin? *** Bu türden içsel konuşmayı dün olduğu bugünde çokça yapmışımdır. Ne zaman sistem sözcüğünün böyle arka arkaya her şeyin sorumlusu ilan edilmiş bağlamda kullanıldığını görsem aklıma iki şey gelir. Birincisi Mehduh Şevket Esendal’ın “Feminist” başlıklı ünlü öyküsüdür. Kendimi öyküdeki Salim beye çok yakın hissederim. Öyküyü okuyanlar bilir. İstatistik Müdürü Salim Bey, yemeğe çıkmakta olan vilayet memurlarının kendi aralarındaki konuşmalarda bir memurun söylediği “Ben feministim arkadaş” sözüne takılır, önüne gelene bu sözcüğün ne anlama geldiğini sorar. Bir türlü cevap alamaz ama sonunda lakabı “feminist” olarak kalır. İkinci örneğin kaynağını bilmiyorum. Kimden veya nereden öğrendiğimi de hatırlamıyorum. Aklımda kalan biçimiyle söyle: Güngörmüş eski bir solcu ile 80 sonrasının yeni yetme bir genci tartışıyorlarmış. Tartışma ilerledikçe güngörmüş eski solcu, iki de bir karşısındaki gence “senin dediğin sistem sorunu, sistemi değiştirmeliyiz” diyormuş. Yeni yetme genç dayanamamış. “Peki o zaman” demiş. “Senin bu akıl yürütme biçiminle bizim komşu işçi Salih’in iktidarsızlığı da bir sistem sorunu olmalı. Çünkü adamcağız, epey zamandır maaşını alamadı, üstüne üstlük işinden de çıkarıldı. Muhtemeldir ki iktidarsızlığı yaşadığı stresin etkisiyle olmuştur. Bu durumda hastane kapılarında çare aramasına gerek yoktur. Çünkü onun sorunun nedeni sistemdir. Sistemi de bugünden yarına değiştiremeyeceğimize göre komşumuz Salih’in durumu bir kader olarak görmesinden başka çare yoktur.” Güngörmüş solcu, “o da bir başka sistem sorunudur” der. Yeni yetme genç, örnekleri çoğalttıkça, güngörmüş solcunun cevabı hiç değişmez. “Oda bir başka sistem sorunudur” der dururmuş. *** Sistem terimi üzerinden yukarıda örneklerini verdiğim değerlendirmelerin nedensellik ilişkisi kurmada genel ve özel ilişkisinin her daim genele indirgenmesinden kaynaklanmakta olduğu açıktır. Örneklersek; Elma meyvedir, (B A’dır) Meyve kötüdür, (A C’dir) O halde elma kötüdür.(B, C’dir) Bu türden bir akıl yürütmenin sorunu anlamayı, açıklamayı, doğru sonuçlara ulaşmayı her durumda sağlamayacağı hatta engelleyeceği kesindir. Genel-özel/ bütün-parça ilişkisi diyalektiğinin bütün ve parçanın kendisi olma halinin göz ardı edilmemesi gerekir. Nasıl ki toplum bireylerden oluştuğu halde bireylerinin toplamı değilse, yada birey toplumun parçası olarak toplumun kendisi değilse, parça ve bütün bağıntısı da birbirine indirgendiğinde yapılan açıklama, açıklama olmamaktadır. Aslında çokça yapılan bu mantık hatası sorunu erteleme, görmeme, sorumlu aramama, durumu kader haline getirme gibi sonuçları da beraberinde getirmekte. Belki bu yönüyle, psikolojik bağlamda ele alınması gereken bir sorunla karşı karşıyayız. Yada demagojiyi açıklama sanmak gibi bir gafletin içindeyiz. 04.11.2009
|