|
Habere Milliyet Gazetesi’nde rastladım. İstanbul Halkalıdaki bir ilköğretim okulunda 2. sınıf öğrencisi iki kız öğrencinin çizdiği resimi öğretmen müstehcen buluyor. Öğrencilerini terbiyesizlikle suçlayıp, başlarına vuruyor. Sonra devreye veliler giriyor. Ardından okul yönetimi derken, konu mahkemelik oluyor. Gazetede öğrencilerin çizdikleri resimler de var. Olay, bizim müstehcenlik algımızın arka planındaki zihinsel çağrışımların hepsini içerdiği için hayli önemli. Konuyu açmak için bir başka haber üzerinde durmak istiyorum. Bu kez haber, Milli Gazete’de yer aldı. Gazete, 24 Ekim 2009 tarihli sayısında “Totem Skandalı” başlıklı bir habere yer verdi. Habere göre, ilköğretim 5 sınıf 'TIME FOR ENGLISH WORKBOOK GRADE 5' yardımcı ders kitabında bir totem resmi bulunuyormuş. Bu resim öğretmen, öğrenci ve velilerin büyük tepkisine yol açmış. Öğretmenler yardımcı kitaptaki bu resimin olduğu sayfaya gelince hemen o sayfayı atlıyorlarmış. Çünkü resimin altında öğrencinin ne gördüğünü İngilizce olarak yazması, anlatması isteniyormuş. Gazeteye göre öğrenci velilerini ve öğretmenleri isyan ettiren bu resim, Havvaii'deki TİKİ Restaurant'ın web sayfasından alınmış. Gazete bir de şöyle bir yorum eklemiş habere; “ne gariptir söz konusu restaurant, web sayfasında TOTEM heykelini bu şekilde kullanamazken MEB'in ilköğretim 5'nci sınıf ders kitabında bu resmi rahatça kullanması manidar karşılandı” Haber, ilgili gazete de yayınlandıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı, şikâyete konu edilen resmin oraya kasıtlı konulup konulmadığını ve pedagojik bir boyut taşıyıp taşımadığını araştırmak için soruşturma başlatır. Aynı gazetenin 29 Ekim tarihli sayısındaki haberden anlıyoruz ki soruşturmanın sonucu ne olursa olsun, Bakan, bu resmin bir sonraki eğitim-öğretim yılında kitaptan çıkarılmasını istemiş. Gazete şikâyete konu olan resimi yayınlamadığı için ve benim de şu anda ilgili kitabı bulup o resmi görmem mümkün değil. Söyleyeceklerim açısından resmi görmemiş olmamın sanırım çok önemi olmayacaktır. *** Türkçe sözlük, Arapça bir sıfat olarak müstehcen sözcüğünü; “Açık saçık, edebe aykırı, yakışıksız” biçiminde tanımlıyor. Peki, bu durumu kim belirleyecek? Benim müstehcen kabul ettiğimi bir başkası kabul etmeyebilir. Özellikle cinsellikle ilgili yada ilişkili hemen her konuda farklı kültürel biçimlenmelere sahip bireylerin bulunduğu bir toplumda bunu yapabilmek mümkün müdür? Özellikle 80’li yılların sonu 90’lı yılların başında çok kullanılan bir sıfat daha vardı:“muzır”. Üniversite öğrencisi olduğum yıllarda çok tartışılmıştı. Daha sonra 18 yaşın altındakileri korumak amacıyla “Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu” adıyla bir kanun çıkarılmıştı. Müstehcenin ne olduğunu belirleyecek bir merci yok ama muzırı belirleyecek bir kurulumuz var. Yukarıda verdiğim iki örnekten birincisi için bir şey diyemem ama müstehcen bulunan totem resmi, bir kitapta yer aldığından kitap ilgili kurula gönderilir ve kurulun vereceği karar doğrultusunda yapılacak olanlar belirlenebilir. Sözü edilen ders kitabı olduğuna göre ortada garip bir durum var. 18 yaş altındakileri muzır yayından (dolayısıyla bir ölçüde müstehcen olandan) koruyacak olan kurulun iki üyesini bilin bakalım kim oluşturuyor? Şikâyete konu olan kitaplara onay veren Talim Terbiye Kurulu Üyesi. Ortada feryat edilecek bir durum var ise tepki kitaptaki resme değil doğrudan bu kurula ve özellikle Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu üyesi olan kişilere olmalı. Eğer bir skandaldan söz edilecekse bu totem resminin kitapta yer alması değil bana kalırsa kitaptan çıkarılması olacaktır. Çünkü değişikliği ancak bu kurul yapabilir. Doğrusu kurul üyelerinin bir totem resmini müstehcen veya muzır ilan ederken hangi saiklerle hareket edeceklerini çok merak ediyorum. Totemi totem gibi göremeyip, onu bir başka biçimde değerlendirmek, onda müstehcenlik nasıl oluyor birlikte öğrenmiş olacağız. Gerçi bu konularda yeterli antrenman yapmışlığımız da var. Örneğin, iç çamaşır ve mayo reklâmlarına, opera sanatçılarına ve kimi heykellere dönük bazı belediye başkanlarının tepkileri, kendine özgü bir din adamının barbi bebekleri tahrik edici bulması çok gerilerde kalmış olaylar değil. Ama yinede bu alanda otorite sayılan kurul üyelerinin söyleyeceklerini çok önemsiyorum. Milliyet Gazetesinden özetlediğim olaya gelince, doğrusu o resimleri terbiyesizlik olarak nitelemek ve öğrencilere ayıplamak benim kolayca anlayabileceğim bir durum değil. Gülüp geçilecek bir resimi öğretmenin algılama biçiminin yarattığı olayların mahkeme kapılarında bekleme noktasına gelmesi ise başta söylediğim farklı kültürel biçimlenmenin yarattığı gerilimin bir sonucu olmalı. (Söz aramızda kalsın, demokrasi kültürünü kültürel çoğulculuğa indirgeyenlere bu olayın vereceği çok ders var.) Dolayısıyla yargının kimi haklı bulacağının bana kalırsa pek bir önemi de olmayacaktır. Bu denli farklı müstehcenlik algılarının bir arada nasıl yaşayacağı sorunu yeni olaylar yaratmaya devam edecektir. 30.10.2009
|