| Eğitim Yönetimini Yeniden Düşünmek–2 |
|
“Eğitim Yönetimini Yeniden Düşünmek” başlığıyla kaleme aldığım ilk yazıda, öğretmenlerin sınıfa girme yerine neden yönetim basamaklarında görev almak için çırpındıklarını sormuştum. Bu yazının sonunda bu soruya yanıt vereceğim. Birkaç gün sonra eğitim kurumları yönetici sınavı yapılacak. O nedenle, eğitim yönetimi üzerine düşüncelerimi sürdürmek istiyorum. Kişisel görüşüm, okul yöneticilerinin sadece sınav yoluyla seçilmesinin doğru olmadığıdır. Sınavla yönetici seçmenin getirdiği sakıncaları ortadan kaldırmak için okul yönetimini, yardımcı ve müdür biçiminde kariyer basamağına dönüştürmek ise sorunu çözmek yerine örtmek anlamına gelir ki şu an ki durum tam da böyledir. Okullarımız aynı özellikler göstermediğinden söyleyeceklerimi genellemem yanlış olacaktır. Burada söyleyeceklerimin şu an ki mevzuatta “A-Tipi” kurumlar için, geleceğe dönük önerilerim ise hepsi için geçerlidir. Bugünkü mevzuat gereği okul müdürü, sadece idari işlere bakan biri değil. Aynı zamanda bir öğretmen olarak derse girdiği gibi derse giren öğretmenleri pedagojik bakımdan denetlemeye ve değerlendirmeye yetkili bir kişidir. Mevzuat, okul müdürünü profil olarak tam bir kurum lideri biçiminde tanımlamakta. Mademki okul müdürü kurum lideri(eğitim lideri kavramını ısrarla kullanmıyorum), o halde liderin sınavla olunamayacağını da herkes biliyor olmalıdır. Şu an ki uygulama, kurum lideri belirleme değil “yetkilendirilmiş kişiyi” belirleme biçimindedir. Sınavda yetkilendirilecek kişi olmak için yapılan yarıştan başka bir özellik içermiyor. Yetkilendirilmiş kişi üzerinden okul yönetmek, ilke olarak benim baştan reddettiğim bir uygulama değil. Koşullar onu gerektiriyorsa, böyle bir uygulama yolu da seçilebilir. Ancak sorun, yetkilendirilmiş kişinin kendisini lider gibi sunması, üst yönetimlerin ondan lider olma beklentisine girmesi… Bugünkü birçok sorunun kaynağında, özellikle öğretmen ve yönetici çatışmasının arkasında bu durum vardır. Lider ve yetkilendirilmiş kişi ayrımını yapmadan ve beklentileri ayrıştırmadan bugünkü okul yönetimi uygulamasından istenilen sonuç alınamaz düşüncesindeyim. Ayrıca bu koşullar altında bu dahi yapılmış olsa sorun köklü olarak çözülmüş olmayacaktır. İşte bu noktada köklü bir çözüm önerim var. Ülkemiz kamu yönetiminde çok iyi işleyen uygulamalar var. Örneğin benim önerimi temel aldığım iki uygulama. Birincisi Sağlık Bakanlığına, ikincisi ise Silahlı Kuvvetlere ait. Mademki eğitim yöneticilerinde biz liderlik arıyoruz, öyleyse lider için gerekli özellikleri kazanma için “yetişme eğitimi” ve lider olabilmek için gerekli pratikleri yapma yani “olma eğitimini” bir arada alacak yeni bir sisteme geçmeliyiz. Önerimin gerçekleşmesi yapılması veya atılması gereken adımlar şunlardır: · Şu anda EARGED’e bağlı uygulama okulları dahil, her okul türünden birini bir protokol ile Üniversitelerimizin Eğitim Fakültelerine devretmeliyiz. Bu okullar, fakültelerin uygulama okulları adını alır. · Üniversiteye devredilen bu okulların kadrosu için Tıpta Uzmanlık Sınavı gibi esaslı bir sınav yapılmalıdır. (Siz isterseniz kurmaylık sınavı da diyebilirsiniz). · Sınavı kazananlar, okul yöneticiliğinden, müfettişliğe kadar eğitim yönetimi ve eğitim bilimleriyle ilgili her alanda uzmanlık eğitimini alırlar. Liderlik için gerekli beceri ve yeteneklerini geliştirirler. Akademik olarak en azından doktora yapmayı içerecek olan bu eğitim, sadece bakanlığın değil, her türden eğitim kurumunun gerek duyacağı üst düzey nitelikli bir eğitim yönetici grubunun yetişmesine yol açacaktır. Okullarımızın yanında üniversiteler de bu kişilerden eğitim bilimci sıfatıyla akademik personel olarak yararlanacaktır. · Böylece askeri birimlerde olduğu gibi kimlerin nereye nasıl yükseleceği, yükselecek kişinin hangi özelliklere sahip olunması gerektiği önceden ölçütlere bağlanmış olacağından bugünkü politize olmuş yapının tasfiye edilmesi de mümkün olacaktır. Sanırım önerimin temel tezleri anlaşılmıştır. Şimdi, bir önceki yazımdaki soruyu yanıtlayabilirim. Öğretmenlerin yönetici olma istekleri, onların yönetici olma beceri ve yeteneklerinden kaynaklanmıyor, “yetkilendirilmiş kişi” olmanın getirdiği kişisel avantajlardan (maddi ve manevi) yararlanmaktır. Başka da hiçbir nedeni yoktur. Bunun saygın bir eğitim yönetimini beraberinde getireceğini düşünmek (ki düşünenler var) kendilerini ve başkalarını yanıltmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. (20.10.2009)
0 Yorum - Yorum Yaz
|