ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Nedir Lise Eğitimi?

Nedir Lise Eğitimi?

Sanırım bizde lisenin ne olduğu bilinmiyor, yada bilinmek istemiyor.

Bu sözüme yükselen itirazları duyar gibiyim.

“- Şu kadar lisenin olduğu, her yıl onlarcasının açıldığı, milyonlarca öğrencinin yüz binlerce personelin çalıştığı kurumlara lise demeyeceğiz de ne diyeceğiz?— Ayrıca kendine özgü mevzuatında açıkça tanımlanmış...

— Siz ne demek istiyorsunuz?”

Buna benzer sayısız itiraz....

Ben yine de sözümün arkasındayım.

Bizde lisenin ne olduğu bilinmiyor. Dün de bilinmiyordu, bugün de bilinmiyor.

Uzun zamandır bizim ortaöğretim okullarımız lise değildir. Onlar sadece yüksek öğretime, onun sınavına öğrenci hazırlayan kurumlardır. Diğerleri de adı üzerinde, meslek okuludur. Lise değildir. Lise adının eklenmesi bize özgü komedilerden biridir.

Tartışma, hayli eskidir.

Bir keresinde DP’nin ünlü Milli Eğitim Bakanlarından Tevfik İleri, kendisinin bakanlığı döneminde ne kadar çok lise açtığından bahseder. Önceki dönemin bakanı ve eğitim tarihimizin en önemli siması olan Hasan Ali Yücel, İleri’nin bu konuşmasından yola çıkarak lise eğitimi üzerinde durur. Türkiye’de “Orta Öğretim Tarihi”ni yazmış, hatta liseler açmış birinin yazısına koymuş olduğu başlıkta bir kadar ilginçtir. O yazının başlığı “Daha Lise Kuramadık[1]tır.

Yücel yazısında, “Orta Öğretim Tarihi” kitabında da yer alan bazı bilgileri tekrarladıktan sonra asıl önemli soruna geçer ve şu soruyu sorar: “Lise, umumi kültür verecek üniversite öğretimine hazırlayan bir kurum olduğuna göre hangi medeniyet bütünün içinde, hangi kültür kaynaklarına dayanılacaktı?

Osmanlı için sorunun cevabı kolaydı. Ümmet anlayışının egemen olduğu bir yönetim anlayışı için şeriat lisanı olarak Arapça, edebiyat için Farsça, dolayısıyla bu diller etrafında şekillenen medeniyet, medrese tarafından temel alınacaktır. 1930–31 reformuna kadar, batılı tipte lise açılmasına rağmen bu anlayış sürmüştür.

Yücel devam ediyor:

Maarif Vekilliği hizmetinde bulunduğum zaman ben de yirmiye yakın lise açtım. İki mühim davanın tahakkuk etmesi için(ilk ve teknik öğretim) büyük gayret sarfına mecbur olmak, beni lise açmadan mahrum etmediyse de lise kurmak şerefine erdiremedi. Hazin bir itiraf olacak ama cesaretle ifade edeyim ki bütün seleflerim ve bütün haleflerimle beraber cümlemiz henüz Türkiye’de lise kurucusu olamadık.Niçin?

Çünkü hiçbirimiz, Türk kültürünün kaynağı olması lazım gelen klasik medeniyet ve dilleri tayin edip büyük bir fikir hareketine cesaret edemedik. Hatta çoğumuz böyle bir meseleyi düşünemedik bile… Bu hususta mahdud ve ancak başlangıç sayılacak bir teşebbüs gene 1939 ile 1946 arasına rastlar. Birkaç lisede “Klasik Şube”nin açılması ve bu düşüncenin bir denemesi idi. Fakat sonra buda tutulmadı ve tutunamadı. Bakanın şahsi teşebbüsü mahiyetinden ileri geçirilemedi

Yukarıda Yücel’in bahsettiği nokta hiçbir zaman anlaşılamadı. Çünkü, ortaöğretim lise kavramına, yüksek öğretim üniversite kavramına indirgenerek eş anlamlı hale getirildi. Dolayısıyla “humanities”i esas alan lise ortaöğretimin, üniversite yüksek öğretimin bir türü olmaktan çıkıp kendisi oldu.

Bugüne kadar öylesine bir yapılanma ve bu yapılanmanın dayandığı hukuk ortaya çıktı ki dönüp yeni baştan ele almak imkânsız hale geldi.

Yanılmıyorsam birkaç yıl oldu. Liselerimizdeki hazin durum Hilmi Yavuz’u, rahatsız etmiş ve lisenin ne olduğuna vurgu yapmak durumunda kalmıştı. “Lise, öğrenciyi 'insan' olarak eğitme kurumudur.” ilkesini hatırlatmıştı o yazısında.

Bizde anlaşılmayan da tam da budur.

Yavuz devam ediyor: “Lise eğitimi hümanist bir eğitimdir;-batıda, özellikle de Anglosakson ülkelerinde programlanarak müfredata geçirildiği biçimiyle 'humanities' derslerinin ağırlıklı olduğu bir eğitim! Liselerin çöküşü ile birlikte, tıpkı Türkçe dersleri gibi 'humanities' dersleri de Üniversitelere taşınmıştır ve bana sorarsanız, bundan daha anlamsız bir şey olamaz.”[2]

Başta Resim, Müzik, Felsefe, Mantık, Beden Eğitimi gibi derslerin gereksiz sayıldığı, bunu doğal sayan bir eğitim yönetimi, öğretmen, öğrenci vs nin bulunduğu yerde verilen eğitimin lise eğitimi olduğunu söyleyerek sadece kendimizi kandırmış oluyoruz.

Alev Alatlı, “bu çocuklar Norveç’i harita da gösteremiyor” diyor.

Sabancı Üniversitesi, öğrencilerine “sosyal sorumluluk” projesi hazırlamayı zorunlu kılıyor.

Alatlı, şanslı sayılır. Biz lise son sınıfta Türkiye’yi gösteremeyenleri de gördük. Cümle kuramayanını, hatta okuma yazmayı unutmuş olanını da. (Devam edeceğiz)17.09.2009

  


[1] Hasan Ali Yücel, Hürriyet Gene Hürriyet C.II, S.101-106, Kültür Bakanlığı Yayınları ,1998, Ankara

[2] Hilmi Yavuz, “Lise Eğitimi Üzerine Notlar-1,2” 12/06/2005 ve 19/06/2005 tarihli Zaman Gazetesi

Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret7709
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım