ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Genel Liseler: “Başarısız, Uyumsuz, Şiddete Yatkın!...”

Genel Liseler: “Başarısız, Uyumsuz, Şiddete Yatkın!...”

Ele alacağım konu hakkında fazla iddialı şeyler söyleyemeyeceğim. Bu yazıda genel liselerimizin durumunu betimlemekte kullanılan üç kavram üzerinde durmak istiyorum.

Ankara’da genel liselerin büyük bir bölümünü ismen bildiğim gibi gidip görme fırsatım, bu okullarda çalışan meslektaşlarımla konuşmalarım oldu. Burada söyleyeceklerimin büyük bir bölümü onlarla yaptığım konuşmalara dayanmaktadır.

Gördüm ki genel liseleri tanımlamak yada betimlemek için üç anahtar sözcük kullanıyorlar. Birincisi “başarısızlık”, ikincisi “uyumsuzluk”, üçüncüsü “şiddet”.

Bu kavramlara dayanarak genel liseleri; başarısız, uyumsuz ve şiddet eğilimi taşıyan öğrencilerin hayata ve yüksek öğretime hazırlandığı ortaöğretim kurumlarıdır biçiminde tanımlamış olursam hata etmiş olur muyum?

Eğer üniversite sınavları, liseler arasında başarı sıralaması için yeterli ölçüt sayılıyorsa evet genel liseler başarısızdır. (Sınıf tekrarı sayıları da bu ölçütün yanına eklenebilir.)

Bunu benim söylemiş olmam bir şey ifade etmiyor.

Her yıl ÖSS sonrası sonuçların açıklandığı tarihlerde yetkililer, “fen liseleri en başarılı liseler olurken genel liseler en başarısız” biçiminde adeta geleneksellemiş cümlelerini kurarlar. Bu ve benzeri cümlelerden oluşan açıklamalar, rakamlar eşliğinde tv ve radyolarda haber olarak duyurulur, gazetelerde yazılır.

Genel lise öğrencilerinin başarısızlığı konusunda bir görüş birliği söz konusudur.

Bu görüş birliği, hiç kuşkunuz olmasın ikinci kavram içinde geçerli. Yani “genel lise öğrencileri uyumsuzdur” yargısı, ortak akılın ortaya koyduğu bir saptama olarak kabul görüyor.

Peki gerçek nasıldır?

Nereden baktığınıza bağlı...

Gazete haberlerine dayanarak veya sadece kişisel gözlemlerinizle olaya bakarsanız... Durum kesinlikle öyle... Fazlasıyla uyumsuzlar. Sınıf içi konuşmaları, kılık kıyafetleri, en azından saçlarının durumu yeterince “sapma” olduğunu gösteriyor.

Peki; başarı ve başarısızlık için nesnel bir ölçütümüz var, uyumsuzluk için böyle bir ölçüt söz konusu mu? Hayır...

Geçenlerde Kızılay’da bir öğretmen arkadaş ile Yüksel caddesinde bir simitçi de sohbet ediyoruz. Yanımıza oralarda dolaşan iki erkek öğrencimiz geldi. Bize “merhaba” demek istemişler. Kendilerine teşekkürlerimi ilettikten sonra “merak ediyorum, bu saç stilinin adı nedir?” diye alelacele sordum. Öğrencimiz gururla cevap veriyor, “Hocam, horoz ibiği!” Birazda gururla söyleyişinin tahrik edici etkisine dayanamayıp, “Ne o, erkek olduğundan kuşkun mu vardı?” diye çıkışmaktan alamadım, kendimi. Yanımdaki öğretmen arkadaşın, “şu çocukların biçimleriyle uğraşmayı bırak artık” sözü üzerine uzatmadım, sözümü kestim.

Benim için yukarıdaki örnek olayda olduğu gibi uyumsuzluğun adı, biçimdi.

Çoğunlukla hepimiz, bu tür sapma davranışları doğrudan halk dilindeki adlandırmalarla değerlendiriyoruz. Örneğin, “davranışı veya karakteri bozuk, a-tipik, a-sosyal, serseri, manyak, dengesiz, sıkıntılı, hoyrat, asabi, haşin, kavgacı, kaba, terbiyesiz vb” sözcükler hepimizin ağzından öyle yada böyle ya çıkmıştır yada duymuşuzdur.

Uyumsuzluk kavramı, hem bizi bu adlandırmalardan kurtarıyor, hemde çözüm için yol açıyor.

Bir tanım yapmam gerekirse, “kendi benliği ve çevresiyle” sağlıklı iletişim kuramayan, yada kurmakta güçlük çeken, düzeltilemeyen davranışlara sahip olma hali olarak ifade edebiliriz uyumsuzluğu.

Böylesi bir tanım gereği, haklı olarak sormak gerekiyor, bu özelliklere sahip birinin lisede ne işi var?

Lise öğretmeni böyle bir öğrenciyi nasıl tanıyacak, 40 kişilik sınıflarda 40 dakikalık derste bu türden öğrencilerle nasıl ilgilenecek?

Bu saptama doğru ise ilgili öğrenci için geçerli eğitim modelinin adı özel eğitim değil midir?

Daha da önemlisi bu tür öğrencilerin sayısı ne kadardır?

Üçüncü kavram, sanırım ikinci kavramın devamı oluyor.

Lise öğrencisi şiddete yatkındır. Şiddet vakalarıyla ilgili istatistiklere bakılırsa durum aynen böyledir. Lise öğrencileri arasında daha sık olay olmaktadır.

Toparlarlarsam, başarısız, uyumsuz ve şiddet yatkını öğrenci profilinin hakim olduğu iddia edilen liselerimiz için bu saptamaların tümüyle doğru olduğunu söyleyemeyiz.

Ne var ki bir şeyi tanımlarken, fark edilen özelliklerden yola çıkılır.

Tıpkı tümüyle siyaha boyanmış iki duvar arasındaki farkı anlatmak için küçük bir beyaz noktanın yeterli sayılması gibi. Belki bu tip öğrenciler çoğunluğu oluşturmuyor ama etkileri o siyaha boyanmış duvardaki beyaz nokta gibidir.

Bu üç kavram, (istesek de istemesek de) durumu anlatmaya çok uygun. Öğretmenler için de hatta öğrencilerin kendileri için de. Giderek de bu algı iyice pekiştirilmektedir. 4 Mayıs 2009
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam31
Toplam Ziyaret7728
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım