ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
“Modernizm ve Çocuk” Üzerine

“Modernizm ve Çocuk” Üzerine

Çocuk ve çocuklar, üzerine literatürün tarihi hayli eski olmasına karşın “çocukluk” sosyalbilimler için yeni bir inceleme alanı olarak görülmekte ve bu alanın başlangıç tarihi ancak 17. yüzyıla kadar götürülebilmektedir.

Neden çocuk değil de çocukluk?

Kendi içinde bir ayrıştırma, kategorize etme özelliği taşımasına karşın bu soru, eğitim teorilerinin gelişmesi açısından da hayli önemlidir. Elbette sadece bu soru değil çocukluk düşüncesinin nasıl doğduğu, çocuklukla ilgili ortaya konulan düşüncelerin bugünkü durumunu ele almakta en az bir o kadar önemlidir. “Modernizm ve Çocuk[1]” adlı kitabıyla Kemal İnal, tam da bu konuyu ele almakta.

Uzunca bir zamandır çocukluk üzerine araştırmalarına akademik dergilerden, gazete ve diğer yayınlardan aşina olduğumuz İnal, Modernizm ve Çocuk’la bu alandaki birikimini bir bölümünü bizimle paylaşmış oluyor. İki bölümden oluşan kitabın birinci bölümü “Modern Çocukluk Üzerine” başlığını taşıyor. Bu bölümde çocukluk paradigmasının gelişimini, özellikle kapitalizmle birlikte değişen yönleriyle ele alıyor.

İkinci bölümde ise, birinci bölümün kuramsal düzeydeki çıkarımları ülkemiz üzerinde somutlaştırılıyor. “Çocukluğun Yerli Halleri” başlığını taşıyan bu bölüm “Türkiye’de Çocukluğun” durumunu gözler önüne seriyor.

Kitap hakkındaki bu kısa bilgiden sonra, kitabın içeriği üzerinde daha kapsamlı biçimde durabiliriz.

Kitaba önsöz yazan Gündüz Vassaf, İnal’ın çalışmasını, çeşitli çağdaş yaklaşımlar bağlamında reçete sunan bir çalışma olmaktan çok “çocukları tanımamıza ışık tutan”, Cumhuriyet dönemi boyunca çocukların tabi tutuldukları yaklaşımları sergileyerek, “bu alanda çalışmalarımızı teşvik eden” bir eser olarak niteliyor[2]. Yazarın kendisi de zaten kitabın ana temasının “modern çocukluk paradigması, anlayışı yada düşüncesinin anlaşılması ve eleştirilmesine dayanmaktadır”[3] derken Vassaf’ın bu değerlendirmesine tümüyle katılmaktadır.

Birinci bölümün “modern çocukluk” başlığını taşıdığını belirtmiştik. Bu bölümde yazar, önce “modern çocukluk paradigmasını” ele almakta ve modern çocukluk anlayışının ortaya çıkışını, burjuvazinin gelişimine bağlamaktadır. Ortaçağın çocukluğa bakışındaki olumsuzluk karşısında, burjuvazinin ortaya çıkışıyla birlikte gelişen yeni iş, yeni aile, doğal olarak çocuğa yönelik “özel ilgi, duyusal yaklaşım, rasyonel eğitim” gibi düşünceleri barındıran yeni bir çocukluk paradigmasının gelişimini de beraberinde getirmiştir.

Yeni Paradigma

İnal, yeni paradigmanın üç temel özelliği[4] olduğu düşüncesindedir. Birincisi, ortaçağın çocuğa bakışındaki olumsuz, karamsar bakışın karşısında iyimser bir görüşe sahip olması; ikincisi, akılcılığı dolayısıyla da bilimsel bakışı öne çıkarması; üçüncüsü ise demokratik ilke değerler üzerinde yükseldiğini iddia etmesidir. Orta sınıfların ideolojisi etrafında şekillenen modern çocukluk paradigmasının başlangıcında aydınlama döneminin düşünürleri[5] Locke ve Rousseau bulunmaktadır. Bu düşünürlerle birlikte çocuğun kendine özgü haklarının bulunduğu düşüncesinin gelişimi yanında yeni paradigmanın kendisini daha çok eğitim bağlamında ortaya çıkardığı görülmekte. İnal, okulun yeni paradigma içindeki payına ayrıntılı bir biçimde değinmektedir. Bu konuda çocukluk tarihiyle ilgili çalışmalarıyla tanınan Philippe Aries’in değerlendirmelerini aktaran İnal, Aries ile birlikte Neil Postman’nın okulun çocukluğu zorunlu kıldığı gerçeğinin altını çizmektedir[6].

Yeni paradigma ile birlikte çocukluğun değişen en önemli yönü, çocuğun; çocukluk evresi boyunca, toplumsal üretimin tümüyle dışına çıkartılıp tüketici bir konuma getirilmiş olmasıdır. Toplumdaki birçok değişimle birlikte ortaya çıkan bu yeni durum, gıdadan giyinmeye, eğitimden-sağlığa kadar pazarın her alanında çocuklar için belirlenmiş tüketim özneleri yaratılmıştır. Çocuk artık sadece bunlarla birlikte sosyalleşebilmektedir. Bu değişim, gelinen noktada “çocukluğun” yok olmasını da beraberinde getirdiği düşüncesinin ileri sürülmesine neden olmuştur. Özellikle Neil Postman’nın “Çocukluğun Yok Oluşu” başlıklı çalışmasında ele alınan görüşleri. İnal özetlemektedir. Adı geçen kitabın da İnal tarafından dilimize aktarıldığını bu arada hatırlatmak isterim.

Yeni Paradigmanın Göstergelerinden Biri Olarak Oyuncak ve Oyun

Yeni paradigmanın en önemli göstergelerinden biri çocukluk ve oyuncak bağlantısı üzerinde biçimlenmektedir. İnal, bu durumu “Çocuksu Masumiyetten Plastik Paradoksa Oyuncağın Kısa Tarihi” başlığı altında ele almaktadır. Oyuncak, çocukların nasıl toplumsallaştırıldıklarını izleme ve anlama açısından hayli önemlidir. Çünkü “çocukluk, oyuncak ve dönemin konjonktürel kimliği”[7] sürekli içice olmuştur.

Bu noktada oyuncağın tanımlanması gerekmektedir. İnal, bu tanımlama için üç temel kavrama vurgu yapmaktadır: “Eğlence, meta ve eğitim[8]. Bu kavramlarla birlikte başlığa çıkarılmamış olsada “ideoloji” dördüncü bir tanım öğesi olarak almak gerekmektedir. Çünkü oyuncak, zamanla, salt oyun, dolayısıyla eğlencenin aracı olmaktan çıkarılmış, yetişkinler tarafından çocuğun istendik biçimde sosyalleşmesinin bir aracı haline getirilmiştir. İnal’in şu satırları bu gerçekliği tümüyle ortaya koymaktadır: “Öncelikle oyuncak, artık modern bir meta; alınıp satılan bir ticari değeri olan, ailelerin keselerine seçmek zorunda olduğu  bir maldır. Kapitalist piyasa sisteminin bütün özelliklerinin atfedildiği oyuncaklara neredeyse sistemin birçok değeri yüklenmektedir[9]

Bu durum oyuncağın “araçsallaştırılması”dır. Araçsallaştırılmış oyuncak, pedagojinin tümüyle ilgi alanı içine girmiştir ve yeni paradigma, öğrenme süreciyle ile oyun arasında ilişki kurarak, oyuncağı bu sürecin parçası haline getirmiştir. Aynı zamanda, pedagojik açıdan yapılan bu vurgu oyuncağın metalaşmasını, zorunlu tüketim nesnesi haline gelmesini sağlamıştır. Geçmişte doğal ortam içerisinde üretilen oyuncak, fabrikalar yoluyla üretilecektir.

Oyuncağın araçsallaştırılması doğal olarak oyunun da araçsallaştırılmasını beraberinde getirecektir. Modern çağ ve onun çocukluğu yeniden tanımlayan, biçimlendiren paradigması, çocuklar için planlanmış, programlanmış, daha ötesi yarışmacı bir niteliğe kavuşturulmuş oyunları egemen kılacaktır. Bu özelliği kazanmış oyunlar, eğitimin ayrılmaz parçası olarak kreş ve okulla birlikte yaygınlık kazanacaktır. Böylece; hem oyun, hemde oyuncaklarda giderek öne çıkan tek tipleşme, teknolojiye, popüler kültüre teslim edilmiş bir çocukluk hali egemen kılınmıştır.

İnal’ın özetlediğim bu görüşlerine hayır diyebilmek mümkün değil ama şu soruyu sormaktan da kendimizi alamıyoruz. Başka türlü bir gelişim mümkün müydü? Tarih gerçekten, iradi müdahalelerle mi biçimlenmekte?

Vassaf’ın “önsöz” de belirttiği üzere İnal, bizlere “reçete sunan” bir çalışma sunmuş değil, o “çocuklarımızı” bize tanıtmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla, yazarın amaçlamadığı şeyleri sorarak cevaplar beklemek en azından bu çalışma için doğru olmayacaktır. Bu sorularımız için İnal’in başka çalışmalarına[10] bakmamız gerekecektir. Buna rağmen satır aralarında ve kitabın özellikle ikinci bölümünde İnal’ın alternatif tezlerini bulabilmek mümkündür. Örneğin, eğitim ve oyunun önceliği[11] noktasında, oyunun önceliğinin benimsenmesi gerektiği önerisinde olduğu gibi.

Yeni Paradigma ve Çocuk Hakları

Modernizmin belirleyici yanlarından biri kuşku yok ki insanın varlığı ve yaşamı üzerine evrensel düzeyde haklar benimseme kültürünü geliştirmiş olmasıdır. Ortaçağ’ın çocukluk anlayışı karşısında çocuğu, hemen herşey haline getiren modernizm, çocuk hakları bildirgesiyle ve bildirgeyi destekleyen yerel ve everensel başka hukuki metinlerle “çocuğu hakları olan bir varlık” haline getirmiştir.

Yeni paradigma, çocuğu kendi kişiliği ve hakları olan bir varlık olarak kabul etmekle birlikte, özellikle haklarını kullanmada kapitalizmin eşitliksiz ve emek sömürüsüne dayalı yapısının belirleyici olduğu sınıfsal yapının egemenliğini eleştirisiz kabul etmesi söylem ile pratik arasında çocuğun aleyhine büyük uçurumlar oluşturmuştur. İnal, çocukluk üzerine literatürden aktardığı değerlendirmelerle birlikte konuyla ilgili kendi değerlendirmelerini ayrıntılı biçimde bize sunmaktadır.

Diğer bir nokta ise modernizmin “haklar” ile birlikte geliştirdiği paternalist yaklaşımın çocuk üzerinde “korumacı”, “belirleyici” “otoriter” bir özellik göstermesidir. İnal, Batıdaki okullarda kimi simgesel demokratik uygulamalar bulunsada bunun pek belirleyici olduğu düşüncesinde değildir. Çünkü paternalizm, modern çocukluk paradigmasının en belirleyici özelliğidir. Çocuk, eğitim ortamının bir öznesi olarak sadece kendisi değildir. Ebevenylerin, toplumsal statülerinin korunması veya daha ileriye taşınmasının aracıdır.[12]

Her ne kadar modernizm çocuk hakları gibi evrensel bildirgeler, hukuk kuralları ortaya koymuş da olsa aslında çok daha büyük bir sorunu başlatmıştır. Bu sorunun temel sorusu “çocuk kime aittir” biçiminde formüle edilmektedir. Devlet, aile, kreş, okul, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları arasında çocuğun kendisi olmasından çok, bu kurumsal yapılar tarafından belirlenmiş “ideal çocuk” anlayışının muhatabıdır. İnal, bu durumun, paternalist yaklaşımların sonucu olduğu düşüncesindedir.

İnal, Gareth B.Matthews şu yargılarını paylaşmanın yanında bir öneri olarak bize sunmaktadır: “çocuk insandır; insana mal edilen ahlaki ve entelektüel kapasiteye tam olarak sahiptir. Gelecekte olacağı kişiye değil, şu anda olduğu kişiye saygı gösterilmelidir. Gerçekten onlardan öğrenebileceğimiz şeyler var, yaşamlarımızı zenginleştirmelerine izin verebiliriz”[13]

II“İdeal Türk Çocuğu”

Modernizmle birlikte ortaya çıkan çocukluk olgusunun temel özelliklerinin oyuncak, oyun ve çocuk hakları üzerinden biçimlenişini kuramsal düzeyde ortaya koyduktan sonra İnal, kitabının ikinci bölümünde çocukluğun ülkemizdeki görünümlerini ele almaktadır.

İnal’ın cevabını aradığı ilk soru “ideal Türk çocuğunun” ne olduğudur. Soruya ilişkin tartışmasını Cumhuriyet sonrasıyla sınırlayan yazar, cumhuriyetin ulus inşaa etme sürecinin bir aracı olarak çocukluğun dolayısıyla “ideal Türk çocuğunun” tanımlandığını vurgulamaktadır. Okulun, müfredatların, eğitim ortamlarında egemen kılınan simgelerin rolüne özellikle dikkat çekmektedir ve bütün bunlar, Türkiye’de paternalist politikaların belirleyici olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ise geleneksel dini anlayışın elinden kurtarılmaya çalışılan çocuğun, cumhuriyetin egemen kıldığı paternalist politikalar sayesinde geçmişe oranla “daha yoğun kalıplaşmış, denetim, disiplin ve gözetime açık ideolojik”[14] baskıya maruz kalmıştır.

Birinci soruya bu şekilde yanıt veren İnal, ikinci soruya geçmekte ve “Türkiye’de Çocukluk Nereye” diye sormaktadır. Bu sorunun yanıtı bağlamında İnal, ülkemizde çocukluğun, modernizmin hakim orta sınıf ideolojisine göre biçimlendiğini belirttikten sonra üç tür çocukluk olduğunu belirtmektedir: a) Geleneksel, b)Modern ve c)Postmodern çocukluk. Ülkemizde her üç çocukluk anlayışının da bir arada yaşandığını kaydetmektedir.[15]

Bu üç çocukluk anlayışının yansımaları üzerinde ayrıntılı biçimde duran İnal, bizim için hem modern, hem postmodern bağlamda öne çıkan medyanın oluşturduğu çocukluk imgesine dikkat çekmektedir.. Yetişkin diliyle düşünülüp tasarlandığı gerçeğinden hareketle medyanın, çeşitlenerek yaygınlaşmasıyla birlikte “çocukluğun yok oluşu” gibi temel bir sorunla karşı karşıya kaldığımızı ileri sürmektedir.

İnal, ülkemizde çocukluk üzerinde gözlenen bu gerilimlerle birlikte “ideal Türk çocuğu” tasarımında nereye geldiğimizi iki somut olayı; Avurupa’da göçmen ailelerin çocuklarının durumunu ve okul öncesi eğitim faaliyetlerinde çocuk ve çocukluğu. İnceleyerek ortaya koyuyor.

III

Sonuçta, ister ülkemizde isterse göçmen olarak dışarıda olsun çocuklar, geleneksel olan ile modern arasındaki gerilimin öznesi olarak sosyalleşmekte, ayrıca kimi durumlarda doğrudan post modern çocukluk kurgularının etki alanına girmektedirler. Bugün medya ve internet üzerinden böyle bir süreç yaşanmaktadır.

“Modernizm ve Çocuk” ortaya koyduğu eleştirel yaklaşımlarla, öncelikle öğretmenlerin, eğitim fakültesi öğrencilerinin başvuru kaynağı olmayı hak eden bir çalışma. Belki benim gibi yazarın kimi değerlendirmelerine katılmayabilirsiniz ama şunu teslim etmemiz gerekli, katıldığımız veya katılmadığımız noktalarda farklı sorular sorma ihtiyacını bir şekilde hissediyorsunuz. “Modernizm ve Çocuk” bu noktada size çocukluk üzerine başka okumaların kapılarını aralıyor.

  


[1] Kemal İnal Modernizm ve Çocuk, Sobil Yayınları, 2007-Ankara

[2] s.xıı

[3] s.xıı

[4] s.18

[5] s.19

[6] s.30

[7] s.41

[8] s.42

[9] s.43

[10] İnal, çocukluk çevirilerinin yanında elimizdeki kitabının dışında. Sobil Yayınları arasında Haziran 2007 tarihinde çıkan “Çocuğun Örselenen Dünyası/Çocukluk ve Çocuk Eğitimi Üzerine Eleştirel Yazılar” kitabına bakılabilir.

[11] S.80 İnal’ın önerileri elbet sadece sınırlı değildir. Aynı sayfada yetişkinlere yönelik siyasal ve kültürel görevlere dair önerilerde de bahsetmektedir.

[12] S. 99

[13] Gareth B.Matthews, Çocukluk Felsefesi

[14] s. 117

[15] s. 123 ve sonraki sayfalar.

Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret7709
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım