| Anayasa Mahkemesinin Eğitimle İlgili İki Kararı Üzerine |
|
Anayasa Mahkemesinin Eğitimle İlgili İki Kararı Üzerine Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz ay içinde eğitimle ilgili iki kanun hakkında önemli kararlar aldı. Görebildiğim ve okuyabildiğim kadarıyla Mahkemenin bu kararları üzerinde eğitim sorunlarımızla ilgilenen yazarlar, dahası eğitim çalışanları sendikaları durmadılar. Oysa her iki kanun, TBMM’deki yasalaşma sürecinde ve öncesinde günlerce hararetle tartışılmıştı. O günlerde Sendikalar, itirazlarını basın açıklamalarıyla dile getirmişlerdi. CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, başta bazı sendikaların dile getirdikleri birçok itirazı yerinde bulan kararlar aldı. Ne var ki onlardan bir ses seda duyulmadı. Bu sessizlik, görmezlikten gelme, bana sanki aradan geçen 4 yılda bu kanunlara dayanılarak yapılan uygulamaların, bu çevrelerce kabul edilebilir bir nitelik kazanmış olduğunu düşündürdü. Amacım kimseyi itham etmek değil. Söylemek istediğim, bir konuyu, o konuyla ilgili süreci başından sonuna aynı duyarlılıkla takip etmek, zamana ve güncel sorunlara yenik düşmemek gerektiğini hatırlatmak. Dün, “öğretmenler omuzlarında apolet istemiyor”, “Hükümet Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın yapısını değiştirmek, orada kitap inceleme komisyonlarında çalışanları tasfiye etmek istiyor” diyenler için sanırım Anayasa Mahkemesinin kararları sessizce geçirilecek kararlar olmasa gerek. Üstelik birçok noktada haklılığınız en yüksek yargı organınca kanıtlanmış iken! Biz kendi adımıza bu yazımızda, bu iki önemli kararı değerlendirmeye çalışacağız. Anayasa Mahkemesinin Kararları-I-5005 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Üzerinde duracağımız ilk karar, 5005 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla ilgili. Kamuoyu bu kanunu daha çok okul binalarının satışıyla ilgili tartışmalardan bilmekte. 2003 yılının son aylarında ilgili kanunu çok yoğun biçimde tartışmış idik. Dönemin Anamuhalefet partisi olarak CHP bu kanunu, 09.01.2004 tarihinde Grup Başkan Vekilleri Kemal Anadol ve Haluk Koç’un imzalarıyla Anayasa Mahkemesine götürmüştü. CHP kanunun 1 inci maddesinin 1739 sayılı Kanunun 51 inci maddesine 4 üncü fıkra olarak eklediği fıkra ile kanunun 2’nci maddesinin değiştirdiği 1739 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin 1 inci fıkrasının iptalini ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasını istemişti. Kanunun Anayasa mahkemesi önüne gelmeden dönemin Cumhurbaşkanı Necdet Sezer tarafından 31.07.2003 tarihinde Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderilmiş olduğunu hatırlatalım. Geri gönderme sonrasında Plan Bütçe Komisyonunda görüşmede yasanın birinci maddesiyle ilgili değişikliğe rağmen diğer bölümleri olduğu gibi korunmuştu. Tevhidi Tedrisat Kanunun içeriğini boşaltan kanunlardan biri olarak dikkat çeken kanunu CHP, Anayasa Mahkemesine götürmek durumunda kalmıştı. İlgili kanunun yürürlüğünün durdurulmasını ve iptalini istendiği dava dilekçesinde bu istemlere dayanak olan gerekçeler şöyle sıralanmıştı: Özet Olarak CHP’nin İtiraz Gerekçeleri · “5005 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin 1739 sayılı Kanunun 51 inci maddesine eklediği 4 üncü fıkrada, İl özel idaresi ve köy tüzel kişiliği yerinden yönetim idareleridir. Kamu tüzel kişiliğine sahip bir yerinden yönetim idaresinin mülkiyetindeki taşınmazların devri ve satışı ile ilgili kararların, o yerinden yönetim iradesinin yetkili organları tarafından verilmesi gerekir. Söz konusu fıkrada ise, “gerekli görülenler” ibaresi yer almakla birlikte, gerekli görecek olanın kim olduğu hususu açıkça belirtilmemiştir. Bu nedenle, gerekli görecek olanın, Maliye Bakanlığı da, yerinden yönetim idaresi de olabileceği sonucuna varılabilir. Bu durum, Anayasa’nın 2’nci maddesine aykırı bir görünüme sokmaktadır.” · “4 üncü fıkradaki düzenlemede, “gerekli görecek” olanın, yerinden yönetim idaresinin yetkili organları değil de, merkezî yönetim olarak düşünülmüş olması halinde, bu, merkezi idarenin vesayeti altındaki idarenin yerine geçerek onun yetkilerini kullanması anlamına gelecek ve Anayasa’nın 123’üncü maddesine aykırı düşecektir · “İptali istenen 4. fıkradaki düzenleme de, hakkı özünden zedelediği için, “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ni karşılayamamakta ve dolayısı ile mülkiyet hakkını Anayasa’nın 35 ve 13 üncü maddelerine aykırı biçimde sınırlandırmaktadır. · “5005 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle 1739 sayılı Kanunun 51 inci maddesine eklenen 4 üncü fıkrada, taşınmazlardan gerekli görülenlerin satılması için Maliye Bakanına sınırsız yetki verilmiş...Böyle bir yetkinin yürütmeye verilmesi, Anayasa’nın 7 ve 8 inci maddelerine aykırı bir biçimde, yasama yetkisinin devri anlamına gelir ve kökenini Anayasa’dan almayan böyle bir yetki, Anayasa’nın 6’ncı maddesiyle çelişir. · “5005 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesi ile değiştirilen 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 55 inci maddesinin birinci fıkrası, ders kitapları ve diğer eğitim araçları üzerinde yapılan incelemeyi anlamsız, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığını da işlevsiz kılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenmeyen kitapların ve eğitim araçlarının da okullarda okutulabilmesine imkan hazırlamış ve yardımcı ders kitapları ile eğitim araçları bakımından, devlet denetimi dışında ve bu nedenle Anayasa’nın 42’nci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir eğitim ve öğretim uygulamasının temellerini atmıştır. · “5005 sayılı Kanunun çerçeve 2’nci maddesinin değiştirdiği 1739 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin 1 inci fıkrasının, yardımcı ders kitapları ile eğitim araçlarını devlet denetimi dışına çıkararak, Anayasa’nın Başlangıç kısmının ikinci paragrafına ve Anayasa’nın 5 inci maddesine de aykırı düştüğünü göstermektedir. · 5005 sayılı Kanunun çerçeve 2’nci maddesi ile değiştirilen 1739 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin 1 inci fıkrası, Anayasa’nın çeşitli maddelerine aykırı bir düzenleme olduğu için, Anayasa’nın 2 inci maddesindeki hukuk devleti ve Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşmaz.” Anayasa Mahkemesi Süreci ve Nihai Karar Anayasa Mahkemesi 21 Mayıs 2008 tarihli toplantısında 5005 sayılı kanunu gündemine alarak karara bağlandı. Karar tümüyle iptal yerine kısmi iptal biçiminde çıktı. İptal edilen kısımların, kanunun belirleyici yönlerini oluşturduğu, dolayısıyla etkisi bakımından tümünün iptalinin doğuracağı sonuçları doğurabileceği görülmektedir. Verilen kısmi iptal kararıyla CHP’nin dava dilekçesinde yer alan gerekçelere Mahkeme Üyelerinin önemli ölçüde katıldığını ileri sürebiliriz. Mahkemenin aldığı kararı şöyle özetleyebiliriz: 1-Kanun'un 1. maddesiyle 1739 sayılı Yasa'nın 51. maddesine eklenen, "MEB kullanımında bulunan mülkiyeti il özel idaresine veya köy tüzel kişiliğine ait taşınmazlardan gerekli görülenlerin, mülkiyetinin Hazineye bedelsiz devrinden sonra; MEB ile mutabık kalınarak tahsislerini kaldırmaya ve 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 24. maddesine bağlı olmaksızın satmaya Maliye Bakanı yetkilidir" şeklindeki hükmün, "MEB kullanımında bulunan mülkiyeti il özel idaresine veya köy tüzel kişiliğine ait taşınmazlardan gerekli görülenlerin, mülkiyetinin Hazineye bedelsiz devrinden sonra..." ibarelerini iptal etti. Ayrıca bu kararın doğuracağı sonuçları dikkate alarak ilgili ibarenin yürütmesini durdurdu. 2- Kanunun 2. maddesiyle değiştirilen 1739 sayılı Yasanın 55. maddesinin, "İlköğretim ve ortaöğretim kurumlarında okutulacak ders kitapları, Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenir" şeklindeki hükmü iptal etti. Kararın Değerlendirilmesi Yüksek mahkemenin almış olduğu kararın ilki, Milli Eğitim Bakanlığı kullanımında olan ancak mülkiyeti, il özel idaresinde veya köy tüzel kişiliğinde olan okul ve benzeri taşınmazların satış kararının yine bu kuruluşların iradesinin dışında Hazineye devredilmesini öngören kısmın iptaliyle ilgili. Okul ve benzeri eğitim kurumu taşınmazlarının satımının büyük ölçüde politik nitelik taşıdığını, Hükümetin bu konuyla ilgili açıklamalarının kamuoyunu yeterince tatmin etmediğini daha kanunun meclis görüşmeleri sırasında görmüştük. Asıl amacın Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış, ancak kent merkezlerindeki hızlı büyüme sonucunda kentin merkezinde kalmış okulların satılması, böylece bazı çevrelere yeni okul yaptırıyoruz sloganıyla buraların peşkeş çekileceği idi. Mahkemenin kararı bu tehlikeyi ortadan kaldırmış değildir. Çünkü, mülkiyeti Milli Eğitim Bakanlığında olan okulların satışının önünde bir engel bulunmuyor. Konunun ne kadar önemli olduğunu Bakanlığın bu yöndeki ilk uygulamalarından olan Van şehir merkezindeki Kız Meslek Lisesinin satışıyla ilgili kamuoyuna yansıyan bilgilerden öğrenmiş olduk. Kararın ikinci kısmı doğrudan bizim Tevhidi Tedrisat yasasına aykırı olduğunu sürekli dile getirdiğimiz, ders araç ve gereçlerinin ders kitapları hariç Talim Terbiye Kurulu onayı dışında öğretmenlerce belirlenmesine yönelik hükmün iptal edilmesi olmuştur. Denilebilir ki, uygulamada her şeyiyle belirleyici olan zaten Milli Eğitim Bakanlığı idi. Ancak iptal edilen kanun, MEB bu yetkisini kendisi dışında özel veya tüzel kişiliklere devretmesinin önünü açıcı bir nitelik taşımaktaydı. Bu karar, Hükümetin ders kitapları ve araç gereçleri üzerinden oluşturduğu politikaların, bu arada Talim Terbiye Kurulunun yapısını değiştirmeye yönelik uygulamalarını boşa çıkarmıştır. Kararın diğer bir önemli özelliği ise Anayasa Mahkemesinin daha önceden yine eğitimle ilgili vermiş olduğu kararla birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkıyor. Mahkeme, geçen 6 yılda vermiş olduğu kararlarla daha önceki hükümetler döneminde de görülen, bu hükümet döneminde ise daha bir artan Eğitim Birliği ilkesinin ihlali karşısında bu ilkenin ne anlama geldiğini ve uygulamada sınırlarının ne olduğunu belirlemiş olmasıdır. Bakan Hüseyin Çelik bu değişikliği 2006 yılı mali bütçesinin Plan Bütçe Komisyonunda görüşmelerinde şöyle savunmuştu: “Talim Terbiye Kurulunda yapılan ciddî değişiklikler var. Ben göreve başladığım zaman 8 000 tane CD Talim Terbiye Kurulunda inceleme bekliyordu. Yardımcı kaynak adı altındaki kaynaklar yığılmıştı üst üste. Bunun fiilî olarak altından çıkmak mümkün değil. Kaldı ki, internetin her köşeye, her eve girdiği bir dönemde, şunu sokma, bunu getirme şeklindeki yaklaşımların artık pratikte bir faydası yok; ama, bu büsbütün Millî Eğitim Bakanlığının kütüphaneleri, sınıfları, her türlü yayına açık anlamına gelmiyor. Bu yetki, bu sorumluluk okullara, müdüre, oradaki yöneticilere, öğretmene bırakılmıştır. Ders kitapları ama, Millî Eğitim Bakanlığının bu işlevini üstlenen Talim Terbiye Kurulunda incelenmeye devam edilecektir.” Bakanın bu şekilde savunduğu kanunun uygulamasında 100 Temel Eser adı altında her türlü saçmalıklar, rezillikler sergilendi ve bunu epeyce tartışmak zorunda kaldık. Bu rezilliğin düzeltilmesi noktasında henüz hiçbir şey yapılmamıştır. Bu yetmedi, başta Gaziantep’te ve İzmir’de olmak üzere okullarımızda öğrencilerimize akıl dışılığın her türlüsünün yer aldığı filmler gösterildi. Harun Yahya adında müstear adla çeşitli kitaplar neşreden aklından sorunlu insanın kitapları okullarımıza, onun kütüphanelerine girebildi.Örnekleri çoğaltmak mümkün. Mahkemenin kararı, bütün bu rezilliklerin dayanağı olan yukarıdaki savunmayı çöpe atmış, Hükümete “İşini yap, işini başkalarına devretme” demiştir. -II–5204 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Ele alacağımız ikinci karar, 30.6.2004 günlü, 5204 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla ilgili. Söz konusu kanun, öğretmenlik mesleğine kariyer basamakları getirmekte. Söz konusu kanun, Ana muhalefet Partisi olarak CHP’nin o tarihlerdeki Grup Başkanvekilleri Kemal Anadol ve Haluk Koç ve 119 milletvekilinin imzasıyla Anayasa mahkemesine götürülmüştü. CHP, kanunun bir ve ikinci maddelerinin tümüyle iptalini, iptal kararı alınıncaya kadar yürürlüğünün durdurulmasını istemişti. CHP’nin İtiraz Gerekçeleri 2.09.2004 tarihli CHP’nin Anayasa Mahkemesine gönderdiği dilekçede 5204 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeye; 1. “Çalışma barışını bozacak, 2. Öğretmenler arasındaki mesleki dayanışmayı ve paylaşmayı ortadan kaldıracak, 3. Öğretmenleri yarışa sokacak, 4. Güven ilişkisini zedeleyecek, 5. Öğretmenler arasında hiyerarşi yaratarak, farklı ücret politikası uygulamak; eşit işe eşit ücret ilkesinin ortadan kaldırılması anlamına gelecek,6. Aynı okulda, aynı düzeydeki sınıfı okutan iki öğretmen arasındaki ücret farklılığının telafi edilmesi güç sonuçlar yaratır,7. Öğretmenlerin, öğrenci ve veliler tarafından kariyerlerine bakılarak değerlendirilmeleri yolu açılmış olacak8. Öğretmenlik mesleğinin ve öğretmenin saygınlığı büyük ölçüde zedelenebilecek, 9. Öğretmenler psikolojik çöküntü yaşayabileceklerdir” biçiminde sıralayabileceğimiz gerekçelerle itiraz etmiştir. CHP’nin bu itirazlarının hukuki gerekçeleri ise kısaca şöyle idi: - Birinci maddenin Anayasaya aykırılık gerekçesi:
· 5204 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin tüm fıkraları, öğretmenlik mesleğinin “kariyer basamakları”na ilişkin düzenlemeler olup bu madde hükmü; kazanılmış hakları ortadan kaldırdığından Anayasanın 2 nci maddesine, Türkiye’nin uluslararası sözleşme ile üstlendiği yükümlülüğüne ters düştüğünden Anayasanın 90’ıncı maddesine aykırıdır. · 5204 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü, Anayasanın 128 inci maddesine aykırıdır. Anayasanın bu maddesi Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir." Hükmünü içermektedir. - İkinci Maddenin Anayasaya aykırılık gerekçesi:
· Bu madde, öğretmenlik mesleğinin kariyer basamaklarına ayrılması esas almış olduğundan öğretmenliğin özel bir uzmanlık mesleği olduğu hususundaki kazanılmış hakkı ortadan kaldırdığından Anayasanın 2’nci maddesindeki “hukuk devleti “ ilkesi ile bağdaşmamaktadır.· Anayasanın 10 uncu maddesinde ifade edilen “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırıdır. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 43 üncü maddesine göre özel bir uzmanlık mesleğinin mensubu olan öğretmenler, aynı hukuki statü içerisinde özdeş durumda bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlanmaları eşitlik ilkesinin gereğidir. Anayasanın bir maddesine aykırılık o kanun düzenlemesini doğrudan Anayasanın 11.maddesine aykırı yaptığından, söz konusu Anayasanın 11. maddesine de aykırıdır. Özetlersek; CHP, 5204 sayılı kanunu, Anayasanın 2, 10, 11, 90 ve 128.maddelerine aykırı bulmuştu. Anayasa Mahkemesi Süreci ve Nihai Karar Mahkeme CHP’nin yürütmeyi durdurma talebini 15 mayıs 2008 tarihinde karara bağlayarak ilgili kanun için böyle bir karar alınmasının gerekli olmadığına hükmetmiştir. Mahkemenin bu kararı, Milli Eğitim Bakanlığında öğretmenlikte kariyer uygulamasının başlatılmasına neden olmuş ve geçen dört yıl içinde yapılan sınav sonucunda 92.382 öğretmen uzman, 338’i başöğretmenlik unvanı olmak üzere toplam 92.720 öğretmenimiz unvan sahibi olmuştur. Aradan geçen dört yıl, ilgili yasaya dayalı olarak çıkarılan yönetmelik, genelge ve kılavuzların Danıştay’a dava edilmesini de beraberinde getirmiştir ve halen bu konuda Danıştay’da sürmekte olan davalar bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi 21 Mayıs 2008 Çarşamba günü yaptığı toplantında 5204 sayılı kanunla ilgili kararını açıkladı. Karar, beklendiği gibi kısmi iptal biçiminde çıktı. Oysa CHP; kanunun tümünün iptalini istemişti. Mahkeme Neleri İptal Etti? 1- Kariyer basamaklarında yükselmede “hizmetiçi eğitim”in temel kriterlerden biri sayılmasını kaldırdı. 2-Mahkeme, Kanunun yönetmelikle düzenleneceği belirtilen çalışma süresinin sınırı, kıdem ve kadroların sayıları ile ne olduğu pekte anlaşılmayacak olan “diğer hususlar” gibi muğlak bir ibareyi Anayasaya aykırı buldu. Değerlendirme Öğretmenlik mesleğinin tıpkı diğer mesleklerde olduğu gibi bir kariyer basamaklarına sahip olması gerektiği düşüncesi uzun yıllardır eğitim çevrelerinde tartışılmıştır. Hatta 1994 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Personel Kanunu taslağında şu anda yürürlükte olan yasadan daha tutarlı bir düzenleme önerilmişti. Kendi adıma mevcut yasanın Anayasaya aykırılığından çok, milli eğitim sistemimizde anlamı olmayan, yıkıcı etkileri, kanunun genel gerekçesinde yer alan beklentilerden çok daha fazla olacaktır. Ne yazık ki aradan geçen zaman bunu göstermiş bulunuyor. Artık okullarımızda neyin uzmanı olduğu belli olmayan, kendilerinin uzmanlığından nasıl ve nerede yararlanıldığı bilinmeyen 10 binlerce öğretmene sahibiz. Mahkemenin kanunu iptal etmemiş olması (elbette mahkemeyi böyle bir karar almamış olmakla eleştirmiş değiliz) başlayan bu olumsuzluğun devam edeceğini gösteriyor. Ne var ki bu kanuna dayalı çıkarılan yönetmelik hükümlerinin önemli bir bölümü Danıştay tarafından iptal edilmiştir. Bazı hükümlerine ilişkin ise aynı mahkemenin önünde karar bağlanmayı bekleyen dosyaların olması, kanunla ilgili sürecin tamamlanmadığını göstermekte. Mahkemenin aldığı kısmi iptal kararı kanunda bir değişikliği zorunlu kılmakta. Bu değişikliğin hazırlığı sürecinde özellikle başta sendikalar olmak üzere, öğretmenler kanunda daha kapsamlı ve kalıcı değişiklikler yapılması talep etmelidir. Benim kişisel önerim, öğretmenlik mesleğindeki kariyer basamaklarının kendini kanıtlamış olan, Sağlık Bakanlığındaki TUS ve Silahlı Kuvvetlerdeki Kurmaylık sınavı benzeri bir uygulamaya geçilmesidir. Böylece mesleki birikimi ölçen ciddi bir sınav ve ardından belli bir protokol ile Eğitim Fakülteleri denetimine bırakılan okullarda hem mesleğini yapan, hemde uzmanlık eğitimi alan bir sisteme geçilmiş olur. Elbette sadece bununla da yetinilmemeli bu yetişmiş kadroların okullarımızda, bakanlık teşkilatında yönetici, uzman vb isimlerle çalışmaları, Eğitim Fakültelerimizde öğretim üyeleri olarak görev almalarının önü açılmalıdır. Sonuç Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu bu iki önemli karar ile eğitim sistemimiz iki şeyin yeri belli olmuştur. Birincisi bu şekliyle hiçbir yararından çok zararına tanık olduğumuz öğretmenlikte kariyer sistemi devam edecektir. Ancak uygulamanın boyutları bundan sonra sadece Danıştay’da değerlendirilebilecektir. İkincisi; mahkeme, her ne olursa olsun Eğitim Birliği İlkesinin altını boşaltan uygulamalara fırsat verebilecek,karar ve yorumlara izin vermeyeceğini bir kez daha göstermiş oldu. 3.6.2008
|