ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Ulusal Eğitim ve Mustafa Necati

Ulusal Eğitim ve Mustafa Necati*

Cumhuriyet döneminin eğitim alanındaki en belirgin özelliği hiç kuşku yoktur ki “ulusal eğitim” anlayışının Atatürk’ün önderliğinde egemen kılınmasıdır. Eğitimin temel amacının “ulus inşaa etmek” veya “yaratmak” olmasının gerektiği Cumhuriyet öncesinde ulusal eğitim anlayışımızın önemli düşünürleri arasında saydığımız Ziya Gökalp ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun yazılarında ortaya konmuştu. Atatürk’ün benzer biçimde düşündüğü daha Sivas Kongresi yapılırken verdiği demeçlerden anlaşılmaktadır. Temel hedef, ulus yaratmak, inşaa etmek olunca Cumhuriyetin eğitim anlayışının adı da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır: Ulusal Eğitim.

Ülkemiz eğitim tarihi içinde bu anlayışa teorik ve pratik alanda katkı vermiş çok sayıda isimi anmak mümkündür. Gökalp ve Baltacıoğlu’nu kuruluş öncesinde ve sonrasında teorik çerçevenin oluşturulmasında, pratik alanda ise başta Atatürk’ün kendisi olmak üzere Eğitim bakanları İsmail Sefa, Vasıf Çınar, Başbakan ve bakan olarak İsmet İnönü’yü ve özellikle de Mustafa Necati’yi anmak gerekir.

Mustafa Necati’nin bütün bu isimler arasında ayrı bir yere koymamızın nedeni, eğitim sistemimizin kurumsal yapısını ulusal eğitim anlayışıyla örgütleyen kişi olmasıdır. Bu yazıda amacımız aramızdan ayrılışının 79. yılında bu büyük insanı, bazı icraatlarını hatırlatarak anmaktır.

Son yıllarda ulusal eğitime yönelik saldırıların artması onun ismini sık sık gündeme getirmekte, bize hatırlatmakta. Elbette bu saldırılar bir yandan onun büyüklüğünü, az zamanda ne çok işler başardığını göstermekle birlikte ulusal eğitim sistemimizin ulusal yönünün nasıl ortadan kaldırıldığının da göstergesi olmaktadır. Aşağıda anlatacağımız birkaç örnek olay bu saptamamızın kanıtları olarak okunmalıdır.

Ulusal Eğitim Anlayışının Yönetim İlkeleri Terk Edilmiştir

Ulusal eğitim mücadelesinde Mustafa Necati’yi bu denli öne çıkartan onun eğitim sorunlarına yaklaşımı, bakanlığı yönetme biçimidir. Necati, 22 Nisan 1928 yılında TBMM’de yaptığı konuşmada şunları söylüyor;

“Hepiniz kabul edersiniz ki milli eğitim sorunu baştan sona dek bir bilim ve uzmanlık sorunudur. Milli eğitimde atılacak her adım incelemeyi, denemeyi ve ayırt etmeyi gerektirir. Onun içindir ki her hangi bir milli eğitim bakanı böyle bir takıma dayanmadıkça başarılı olamaz. Genel eğitim sorunlarında danışmasız hiçbir karar vermemek ve her zaman en genç  öğretmenden en büyük üstatlara dek bütün meslektaşlarımızın görüşlerini toplamak temel ilkelerimizdendir ve bu ilkeler içinde yürümekteyiz.”

Onun bu sözlerinden ulusal eğitimin nasıl yönetileceğinin ilkelerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

1.Milli eğitim sorunu bir bilim ve uzmanlık sorunudur.

2.Eğitimde atılacak her adım inceleme, deneme ve ayırt etmeyi gerekli kılar.

3.Milli Eğitim Bakanı mutlaka uzmanlara dayanan bir ekiple çalışmalıdır.

4.Genel sorunlarda danışarak karar almayı ilke edinmelidir.

79 yıl sonra Milli Eğitim Bakanlığında bu dört ilkenin hiçbirinin uygulamada görülmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Şu anda görev başında olan Sayın Bakan 08.02.2004 tarihli Zaman Gazetesinde Nuriye Akman’nın sorularına verdiği cevaplar bu ilkelerin neden uygulamada görülemeyeceğinin kanıtı gibidir:

“Hangi mazeret başarının yerini tutabilir? Hangi konuya el attıysanız, geri çekilmek zorunda kaldınız. 19 Mayıs törenlerine revize konusu da, yoksul çocukların özel okullarda okutulması da, üniversite seçme sınavının düzenlenmesi de...

Söylediğiniz konular Acil Eylem Planı’nda olan şeyler değil. Bizim yaptığımız o faaliyetler, birileri tarafından hoş görülmediği için vazgeçilmedi. Bir sınav açacaktık, Danıştay bunu iptal etti. Bir yasa çıkardık, Sayın Cumhurbaşkanı veto etti. Hukuk devletinde bazı kurallara tabisiniz. Bunu mahkeme iptal de etse ben bunu yaparım diyebilir misiniz?

Önceden reddedileceğini tahmin etmek, ne tür tepkilere yol açacağını hesaplamak, neyi, hangi adımı atabileceğinizi, hangisini attırmayacağınızı bilmek sizin göreviniz.

Biz TÜBİTAK ile ilgili yasa çıkardık. Şimdi efendim bunu oturup düşünecek miyiz, Anayasa Mahkemesi bunu iptal eder mi etmez mi?

İkna edeceksiniz insanları.

Hangi ikna? O zaman siz yasama hakkınızı veya icra gücünüzü bir başkasına veriyorsunuz demektir.

Aaa! İknayı böyle mi algılıyorsunuz?

Ya nasıl algılayacaksınız?”

Bu konuşmadan iki ilke çıkarıyoruz:

1.Bakanlık her hangi bir karar alırken, mevzuat düzenlemesi yaparken Anayasa yada yasalara aykırı mıdır değil midir diye düşünmez.

2.Başkalarını ikna etmek yani birlikte karar almak, yasama ve yürütme gücünüzü başkalarına devretmektir.

Sayın Bakanın ne tür kadrolarla çalıştığı, onlarda hangi özellikleri aradığı (örneğin vücut dilinden anlamak gibi) çokça yazılıp çizildiği için geçiyorum. Bilim ve uzmanlığın, inceleme, deneme, ayırtma gibi ilkelerin tümden terk edildiğine bilmem örnekler vermeye gerek var mı? Sadece Talim Terbiye’de çalışan uzman öğretmenlerin sürgün edilmesini, müfredat değişikliği ve sonrasındaki uygulamaları, 17. Milli Eğitim Şurası sürecini hatırlamak yeterli olacaktır.

79 yıl sonra Milli Eğitim Teşkilatında bilim, uzmanlık, liyakat, danışma, eğitimin taraflarıyla ortak karar alma gibi ulusal eğitim anlayışının yönetimle ilgili temel ilkeleri (üstelik de demokrasi adına) yok edilmiştir.

Eğitim Hizmetinde Asıl Olan Öğretmenliktir İlkesi Yok Edilmiştir.

Mustafa Necati’nin eğitim anlayışında ve uygulamalarında ünlü eğitim düşünürü John Dewey’in eserlerinin ve eğitim sistemimizle ilgili “Raporun” nun etkisi büyüktür. Dewey, ikinci raporunda öğretmenlerle ilgili şu önemli tespitte bulunur: “Öğretmenler nasıl olursa okullarda öyle olur.” Necati’nin de aynı düşüncede olduğundan kuşku yoktur.

“789 Sayılı Maarif Teşkilâtına Dair Kanun”a koydurmuş olduğu, “Maarif hizmetinde asıl olan öğretmenliktir” hükmünü bu bağlamda düşünmek gerekiyor. Necati’nin bu düşüncesi, öğretmenliği; içinde bulunduğu karmaşadan kurtarmakta, eğitim hizmetlerinde çok önemli bir konuma yükseltmekte ve mesleği itibarlı hâle getirmektedir.

79 yıl sonra öğretmenliğin meslek olmasından çok bir iş olduğu kabul edilmektedir. Sözleşmeli, vekil, ücretli öğretmen uygulamasının yaygınlaştırılmasının başka bir anlamı bulunmamaktadır.

Talim Terbiye Kurulu’nun Amaçları ve Niteliği Tümüyle Değiştirilmiştir

Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın kuruluşuyla ilgili meclisteki görüşmelerde Bakan Mustafa Necati, bu kurulun Bakanlık karşısındaki özerkliğini ısrarla vurgular. Konuşmasının bir yerinde şöyle der:

“Talim Terbiye Heyetini kurduğum zaman bunun nizamnamesini kendim hazırlayabilirdim. Fakat düşündüm, Talim ve Terbiye müstakil bir heyet olacaktır. Büyük meselelerle meşgul olacaktır. Bunun nizamnamesini kendim yaparsam hata yapma ihtimalim vardır. Bunlar toplandığı vakit kendilerinin hudut ve vazifelerini kendileri tayin etsinler. Onu biz tasdik edelim....İlme olan, ihtisasa ait olan işlerde mütehassıslara söz vermek, onları kendi halinde çalıştırmak mecburiyeti ve ihtiyacı vardır.”

Bu özerklik öylesine güçlü kılınmıştı ki 1926 yılında çıkarılan yönetmeliğin 16. maddesinde Bakanlık ile Talim Terbiye Kurulu arasında uyuşmazlık çıktığında karar organı Şura olarak tanımlanmış ve bir yıl içinde toplanacak şuranın kararı uygulama için esas olacaktır ilkesi benimsenmiştir.

Sonraki yıllarda Talim Terbiye Kurulu özerk ve uzmanlardan oluşan kurul olmaktan çıkarılmıştır. Özellikle son 25 yıl içerisinde yapılan yönetmelik değişiklikleriyle kurul, Bakanlar karşısında genel müdürlük düzeyine indirilmiştir. 1926 yılından 1980 yılına kadar 7 kişi Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı yapmış iken 1980 yılından günümüze kadar 13 kişi bu görevi üstlenmiştir. 54 yılda 7; 27 yılda 13 kişi. Bu iktidar döneminde ise iki kişi bu görevi üstlenmiştir. İşte siyasallaşma budur!

Son dönemde kurulun özerkliğine vurulan darbe yalnızca bu kurumdaki çalışanların sürgün edilmesi, üyelerinin emekliliğe zorlanması veya uzaklaştırılması değildir. Eski yönetmeliğin 6.maddesinin b fıkrası şöyle idi. “b)Eğitim sistemini, eğitim plan ve programlarını bütün eğitim araç ve gereçlerini geliştirmek, bunlara dair uygulama kararlarını almak.” Yeni Yönetmeliğin c fıkrasında bu hüküm şöyle değiştirilmiştir: “c) Eğitim sistemini, eğitim plân ve programlarını, eğitim araç-gerecini araştırmak, geliştirmek ve uygulama kararlarını onaylatmak üzere Bakanlık Makamına sunmak.” Bu değişiklikle TTKB asli görevini bağımsız olarak yapmaktan çıkarılmış, eğitim plan ve programları, araç gereçleri hakkında hiçbir bilgisi uzmanlığı bulunmayan Bakana bağlı kılınmıştır.

Kurulun bağımsızlığına indirilen bir başka darbe ise okullarımıza girecek kaynak veya yardımcı eserlerin, araç gereçlerin onayında, kanun ve yönetmelikte yapılan değişiklikle Kurulun devre dışı bırakılmış olmasıdır.

Yabancı Okullar ve Azınlık Okulları Karşısında Ulusal Tavır Yok Edilmiştir.

Eğitim sistemimizin kuruluş yıllarında yabancı ve azınlık okullarının statüleri, varlıkları önemli sorunların başında geliyordu. Mustafa Necati’yi anlamak açısından 1927-28 yıllarında ABD ile Amerikan Kolejlerinin statüsüne ilişkin yaşananları hatırlamak gerekir.

Lozan Antlaşmasını onaylamamış olan ABD ile Türkiye ilişkileri 1917 yılında kesintiye uğramıştı. 10 yıl sonra Amerika ile Türkiye Cumhuriyeti arasında büyük elçilik düzeyinde ilişki kurulur. ABD’nin ilk büyükelçisi Joseph C. Grew, Ekim 1927’de Ankara’da güven mektubunu Atatürk’e sunarak göreve başlar ve ilk olarak gündemine Eğitim Birliği yasasına aykırı olmalarından dolayı kapatılan 8 Amerikan okulunun durumunu ve Bursa Amerikan Kolejinde yaşananları ele alır. Grew, dönemin Diş İşleri Bakanına, Başbakan İnönü’ye çıkar ve okulların yeniden açılmasını ister. Ne var ki görüştüğü yetkililer çözüm adresi olarak Necati’yi gösterirler. Necati’nin tutumu, Grew’i rahatsız eder. Anılarında Necati için “Benim kanaatimce, Millî Eğitim Bakanı Necati Bey, kültürü az, kaba tipli bir politikacı olup, eğitimci olduğu tartışma götüren ve Türkiye’deki yabancı okullara karşı olan bir insandır” diye yazacaktır. Sorun daha sonra çözülecektir. Ama çözülürken bu okulların yönetimi ve derslerle ilgili yeni bir düzenleme ile: Ahlâk Dersi, Türkiye Coğrafyası, Türkçe ve Türk Ticaret Hukuku derslerinin Türkçe okutulması zorunlu kılınır. Bunun yanında birde okulun Müdür Yardımcısı Türk olması şartı getirilir.

Yıl 2006. TBMM’de Özel Öğretim Kurumları Kanunu görüşülüyor. Bu okulların müdür yardımcılarının “Türk olması” ibaresi “ TC vatandaşı olma” ibaresiyle yer değiştiriyor. Yabancı ve azınlık okullarının Kurtuluş Savaşında oynadıkları rolün getirdiği deneyimle ve büyük bir mücadele ile mevzuata Necati tarafından yerleştirilen bu ilke kaldırılıyor.

Sonuç

Buraya aldığım dört örneğe sayısız örnek olay eklemek mümkündür. Özellikle öğretmenlerle kurduğu ilişkilerin yanında, Muallimler Birliği Başkanlığı yapmış örgütçü bir bakan olması nedeniyle öğretmen örgütlerine verdiği önem, yazı devrimindeki rolü ve daha nice örnek olay anlatılabilir.

Belki bir dikkat çekmek, kayıt düşmek amacıyla son bir şeye daha değinmek istiyorum. Mustafa Necati’nin Atatürk’ün huzuruna çıkıp “her yere bağışta bulunuyorsunuz ama öğretmenlere şimdiye kadar bulunmadınız” hatırlatması üzerine Atatürk İstanbuldaki Validebağ eğitim kampusunün arazisini öğretmenlere bağışlamıştı. Bilindiği üzere burada öğretmenlere hizmet veren kuruluşlardan biri de hastane. Hükümetin sağlık kuruluşlarını birleştirme projesi kapsamında burasının işletme hakları Sağlık Bakanlığına devredildi. Sağlık Bakanlığının mevzuatı açısından burasının talana açık hale getirildiğini belirtmek isterim.

79 yılda Mustafa Necati’nin eğitim sistemimize eğitimcilere kazandırdığı onca şeyi kaybettikten sonra Validebağ Kampüsünün ne önemi var denilebilir. Bende zaten onun ulusal eğitim anlayışı tümüyle yok edildi geriye sadece adını taşıyan okullar ve bu kampus kaldı, onu, hatırlatmak istedim.

Öğretmenlere yazdığı ve “Genç Arkadaş” hitabıyla başlayan söylevinde “... insanlar fanidir. Onları ebedileştiren vatani vazifelerine gösterecekleri husul fergatlaridir” der. Kendisi bu sözlerin timsali olmuştur.

Kendisini saygıyla anıyorum.



* Bu yazı ABECE Dergisinin Ocak 2008 sayısında yayınlanmıştır.

Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret7709
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım