| Özel Dershaneler ve MEB’nın Yaklaşımı |
|
Özel Dershaneler ve MEB’nın Yaklaşımı Mübeccel Kıray ismini belki aranızda duyanlar vardır. Kray, Sosyoloji alanında “tampon kurumlar” tanımlamasıyla, bu bilimin literatürüne katkı sağlayan bildiğim kadarıyla tek bilim insanımız. Kıray’a göre toplumun altyapısını oluşturan öğeler hızla değişirken, üstyapısal öğeler daha yavaş değişir ve sonuçta değişimdeki bu farklılığın doğuracağı çatışmayı önleyen ne eski yapının devamı nede olması gereken özelliğe sahip kurumlar ortaya çıkar. Bu yeni kurumun tipik örneği olarak da gecekonduları gösterir. Gecekondu ne kenttir, nede köy. Köyden, kente dönüşümemenin yarattığı ara bir formdur. Kıray’ın bu kavramlaştırmasıyla eğitime baktığımızda karşımıza çıkan gecekondular, dershanelerdir. 1965–66 öğretim yılında ülkemizde 45 dershane bulunuyordu ve sadece 15 ilimizde faaliyet göstermekteydiler. 2004–2005 öğretim yılında 3400 dershane bulunuyor ve buralarda 872.618 öğrenci öğretim görmekte. Türkiye’nin hemen her yerinde faaliyet göstermekteler. Türkiye gecekondu ile 1950’li yıllarda tanıştı. Dersane ile ise 1980’li yıllarda. Gecekondular, köyden kentte geçişte yaşanan sorunların ürünüyken, dersaneler, liseden üniversiteye geçişte yaşanan sorunların ürünü olarak karışımıza çıktı. Okullar, müfredata uygun bir eğitim vermenin çabasını sürdürürken, üniversiteye giriş sınavının niteliğini dikkate almadı. Sonuçta sınava hazırlanmak bir ihtiyaç olarak kendini dayattı ve dayatmanın yarattığı sorunlar, çözüm olarak dersane denilen bir kurumu doğurdu. Üniversiteye girişte uygulanan sınav modeli sürdükçe dersaneler de varlıklarını sürdüreceklerdir. Nasıl ki gecekondulardan yakınmayan bir belediye başkanı yoksa dersanelerden açık veya gizli yakınmayan Milli Eğitim Bakanı da yok. Ancak Belediye Başkanları, Milli Eğitim Bakanları kadar şanslı değiller. Onlar, kendi yönetim alanlarının dışına müdahale edemiyorlar. Ama Milli Eğitim Bakanları, eğitimle ilgili her soruna müdahale edebilir. Bakanlık bundan iki ay kadar önce, “Özel Öğretim Kurumları Yasa Tasarısı” taslağını kamuoyuna sundu. Taslak, dersanelerden çok özel okulları esas almakta. Buna şaşırmadım, olması gereken de bu. Ama olması gerekeni yapmak, olanı görmezlikten gelmeye yol açmamalı. Ne yazık ki bu taslak, dersaneleri görmezlikten gelmekte. 24 Ekim 2005 tarihinde Başkent Öğretmenevinde ÖZDE-BİR’in 13. Olağan Kurulu’ndaydım. Özel Öğretim kurumlarının tüm temsilcileri, Bakanlığın hazırladığı taslağı yerden yere vurdular. Eleştirilere cevap vermek üzere kürsüye gelen Bakanlık Müsteşarı Necat Birinci, “dersaneler eğitim kurumu değildir” deyince yer yerinden oynadı. Salonda bulunanlar ile Müsteşar arasında ağıza alınmayacak laflardan oluşan bir tartışma yaşandı. Müsteşarın dile getirdiklerini kabul etmekle birlikte “dersaneler eğitim kurumu değildir” demek, “Ümraniye, İstanbul değildir” demek gibi birşeydi. O gün Müsteşarın anlattıklarından anlaşılıyordu ki Bakanlık dersaneleri, “bir kambur” olarak görmekte ve kesip atmak istemekte. Bakanlığın niyetini doğru bulmakla beraber, teşhis ve çözüm önerilerinin doğru olduğunu söyleyemem. Ayrıca, liselere giriş sınavını uygulayan bir kurum olduğu için samimi de bulamam. Ne Yapmak Gerek? Eğer dersaneler (sadece ÖSS ve OKS’ye hazırlayanları dikkate alıyorum) üniversiteye giriş sınavının ürünü ise (bugünkü durumda OKS’yi de buna eklemek gerek) önce bu sınavı kaldırmak gerek. Ne yazık ki Anayasanın 130 ve 131. maddeleri gereği bakanlık bunda yetkili değil. Gerekçenin ortadan kaldırılmasında yetkili olmayan bir kurumun sonucu ortadan kaldırmasını beklemek, iddia etmek, tutarlı bir mantık içermiyor. Ancak ,Bakanlık yine de bazı şeyler yapabilir. Çünkü hem okullar hemde dersaneler kendilerine bağlı. Önerilerime geçmeden önce, dersaneler için şu ilkeyi benimsememiz gerekiyor: “Dersaneler, gerçek anlamda okuldaki başarısızlıkları, eksiklikleri gideren kurumlar olmalı.” İşte birkaç önerim: - Dersaneleri, tamamlayıcı eğitim kurumu ve sınava hazırlık dersaneleri olarak ikiye ayırılmalı.
Tamamlayıcı eğitim kurumu niteliğindeki dersaneler için Özel Özel Eğitim Kurumları örnek alınabilir. Buraya gidecek öğrenciler doğrudan okul tarafından belirlenmelidir. Şu anda okullarda sınıfta kalan, başarısız öğrencilere yönelik çalışmaları bu kurumlar üstlenmeli ve bunlara bakanlık bütçesinden kaynak ayrılmalıdır. Sınıfların kalabalık olması, öğretmen sayısının yetersiz olması nedeniyle birebir eğitim yapılması gereken öğrenciler şu anki sistemde yok sayılmaktadır. İlköğretimin ilk beş sınıfının sonunda her 100 öğrenciden 5’i ne yazık ki okuma yazma bilmiyor. Liseyi bitirdiği halde 16’dan 7’yi çıkaramayan, yazdığı cümlede büyük harfin nerede kullanacağını bilmeyen öğrenciler var. Tamamlayıcı eğitim kurumları bu çocukların eğitimini üstlenecek. Bu sorunu okulda öğretmenle veya rehberlik merkezleriyle çözmenin imkânsızlığı ortada. Sınava hazırlık dersaneleri için ise en başta yapılması gereken, öğrenci kayıtlarının okuldaki başarıya göre yapılması. Bugün dersaneler, başarılı öğrencileri başarılı yapmaktadır. Bunun tersine çevrilmesi gerekiyor. Bunu önlemek için, dersanelerin kaydettikleri öğrencilerde okul başarı puanları aranmalı. Her yıl İl/ilçe Mili Eğitim Müdürlükleri sınıf kademelerine göre başarı puanlarını haziran sonunda yayınlamalı ve dersanelerin kaydedecekleri öğrencilerin büyük çoğunluğunun bu puanın altındaki öğrenciler olması sağlanmalı. (Bunun için bir oran belirlenebilir, ben %80’den az olmamalı düşüncesindeyim.) - Sınava hazırılık dersaneleri için reklam yasağı eksiksiz uygulanmalıdır.
- Sınava hazırlık dersaneleri kurs ücretinin yarısını kurs süresince almalı, diğer yarısını ise sınavdan sonra almalıdırlar. Kazandıramadıkları öğrenciden kalan ücreti talep edememeliler. Bakanlık “mademki sınavı kazandıracağız iddiasıyla varsınız, kazandırın öyle ücret alın” diyebilmelidir.
4. Var olan dersanelerden özel okula dönüşmek isteyenler için Bakanlık, Belediyelerle de iş birliği yaparak, yer temin etmeli, bankalardan da düşük faizli kredi sağlayabilmelidir. (Tasarıda bu konuyla ilgili var olan hüküm kanımca eksiktir.)
|