ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Okullarımızdaki Şiddet ve Bakanlığın Yaklaşımı

Okullarımızdaki Şiddet ve Bakanlığın Yaklaşımı

 

Okullarımızdaki şiddet üzerine yazılanları okudukça Jacques Freyssinet’in Azgelişmişlik konusunu ele alırken Hans W. Singer’den yaptığı bir alıntıyı hatırlarım. Singer; azgelişmiş ülkelerin “zürafaya benzediğini, karşılaşıldığında tanımlamanın zor, tanımanın kolay” olduğunu yazmıştı. Bu benzetmeden yola çıkarak söylemek isterim ki okullarımızda yaşanılan hangi olayın şiddet olduğunu söylemek kolay, ancak, neden ve niçinlerini ortaya koyarak bu olayları tanımlamak zordur.

 

Bunun nedeni kuşku yok ki “şiddet” olgusunun disiplinler arası tanımlanabilir bir özellik göstermesinden kaynaklanmaktadır. Şiddeti sosyolojik bir olgu olarak ele alıp bir takım sonuçlar çıkarmak olası olduğu gibi aynı şeyi Psikoloji, Psikiyatri, Sosyal Psikoloji, Biyoloji, Antropoloji ve Hukuk açısından da yapabilmek mümkündür. Hatta daha ileri gidip bu temel disiplinlerin, alt disiplinleri çerçevesinde farklı açıklama biçimlerine başvurabilmek mümkündür. Birde buna, ahlak ve din çerçevesinden yaklaşımları ekleyebilirsiniz. Böylece  her kafadan bir sesin çktığı, çözüm adı altında sayısız “bilginin” havada uçuştuğu bir durumla karşı karşıya kalırız. Gelinen noktada durum da ne yazık ki tam da böyledir.

 

Durumun bu şekilde olduğunu söylerken, bu disiplinler adına ortaya konulan bilgilerin yararsız, hele de gereksiz olduğunu düşündüğüm sanılmasın. Karşılaştığımız sorunun önemi gereği, çözüm noktasında bir yöntem yanlışı içinde olduğumuzu düşündüğümden bunları söylüyorum.

 

Şu anda okullarımızda eğitim-öğretim devam ediyor. Yaşanılan olaylara her gün bir yenisi ekleniyor. Bu konuda görüş belirtenler, kültür yapımızdan, toplumumuzdaki eşitsizlikten, medyanın halinden, okulların zaten çürümüş olduğundan, vb, şeylerden bahsediyor. Bugünden yarına, kültürel yapımızı değiştirmek, toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmak, okullarımızı yeniden organize etmek, medyanın halini düzeltmek mümkün olmadığına göre söylenenlerin pratik bir değeri bulunmamaktadır.

 

Şu aşamada asıl yapılması gereken Bakanlığın konuyla ilgili çalışmaları üzerine düşüncelerimizi belirtmek olmalıdır. Örneğin yayınlanan iki genelge üzerinde durulabilir, buradan yola çıkarak, şu anda hemen uygulanabilir öneriler geliştirlebilir. Bu genelgeler, şu an ki duruma müdahale etmeyi amaçladığından, bu bağlamda dile getirilen görüşler, öneriler daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum. 

 Bakanlığın Yaklaşımı 

Bakanlığın okullarımızda öğrenciler arasında yaşanan şiddet eylemlerini, disiplin veya rehberlik boyutunda ele aldığını ve bu çerçevede çözüm önerdiğini söylemek yanlış olmasa gerek. Sorunun disiplin ve rehberlik boyutlarını aştığı dönemlerde ise başka kurumların özellikle güvenlik birimlerinin devreye girdiğini görürüz. 70’li yıllarda liselerimizde yaşanan şiddet eylemleri bunun kanıtı gibidir. Hatırlanacağı üzere o yıllarda şiddet eylemleri, bugünkünden daha fazla idi ve sonuçları açısından da daha vahimdi. O günlerde bu eylemlerden  “yıkıcı düşünceler” ve “terör örgütleri”sorumlu tutuldu, çözüm de doğrudan “polisiye önlemler” de bulundu.

 

80 ve 90 lı yıllarda, şiddet eylemleri, öğrencilerin tütün, uyuşturucu gibi zararlı maddelere olan bağımlılığının bir sonucu olarak görülmüştür. Çözüm ise disiplinden çok rehberlik bağlamında olmuştur. Bakanlığın bu konuda çok sayıda genelge yayınladığını hatırlatmak isterim.

 

Belirttiğim yıllar içinde, bu sorunun derli toplu ilk ele alındığı çalışma 24-28 Ekim 1988 yılında toplanan 1.Gençlik Şurası’dır. 2000’li yılların gençliğinin yetiştirilmesinin ilkelerini belirlemeyi amaçlayan bu Şura’da bugünkü olayların özneleri olan“Ortaöğretim Gençliği”nin sorunları daha o günlerde kapsamlı biçimde ele alınmıştır.

 

Bu raporu tekrar gözden geçirdiğimde gördüğüm kısaca şu: Rapor, 2000 yılına kadar dikkate alınmadığı gibi şu ana kadar da dikkate alınmamıştır. Sorunları saptamada, gerekli çözümleri önermekte hayli ileri tezlere sahip olan bu raporun dikkate alınmaması anlamlıdır. Katılmadığım bazı saptamalara rağmen bugün söylenenlerin hemen hepsi bu raporda yer almaktadır. Aradan 18 yıl geçmesine rağmen hala 18 yıl önce söylenenleri çözüm önerisi olarak ele alıyorsak, sorunun sosyolojik, psikolojik nedenlerini tekrar edip durmanın bir anlamı yok diye düşünüyorum. İşte o raporun girişinde yer alan birkaç cümle:

 

Biyoljik, psikolojik ve sosyal kimlikteki değişim ve gelişimin doğurduğu problemlerin bir kısmının aile ile okul, bir kısmının aile ile kitle iletişim araçları, bir kısmının ise okul ile kitle iletişim araçlarının benimsediği ve telkin ettiği değer, norm, sosyal kontrol ve insan açısıdan doğan farklardan ortaya çıktığı anlaşıldı. Ailenin, okulun, çevrenin ve kitle iletişim araçlarının benimsetmeye çalıştığı değer ve normlar ile sosyal kontrol unsurları arasanıdaki çatışma ve çelişmeler, bu yaş grubunun problemlerinin zeminini teşkil etmektedir. Diğer taraftan ileri teknolojiyi özümlemenin ve bilgi toplumu olmaya hazırlanmanın gerektirdiği, hür ve demokratik görüş içinde araştırma ve yarışma ortamının yetersizliği, problemlere başka bir boyut getirmektedir.”

 İki Genelge

Bakanlık sorunun çözümü noktasında 14 ve 24 Mart’ta 10 gün arayla iki genelge yayınladı. Birinci genelgenin konusu, “Öğrencilerimizin Zararlı Madde Kullanımı ve Şiddet Gibi Risklerden Korunması”, diğer genelgenin konusu ise “Okullarda Şiddetin Önlenmesi”.

 

Her iki genelge için sonda söyleceğimi başta söyleyim. Hiçbir işe yaramayacaklardır. Nedenini açıklayım. Her iki genelgede söylenelerin hemen hepsi  kanun, yönetmelik ve daha önce yayınlanmış genelgelerde yer almaktadır. Durum böyleyken, “vereceklerdir, düzenlenecektir, dikkat edilecektir, verilecektir, alıncaktır, yapılacaktır, istenecektir, sağlanacaktır, çalışılacaktır, konulacaktır” ile biten bir genelgeden ne beklenebilir ki. Zaten sorun, “verilmemesi, dikkat edilmemesi, alınmaması, yapılmaması vb” nedenlerden kaynaklanmıyor mu?

 

Özellikle birinci genelge için rahatlıkla söyleyebilirim ki bir düşünce egzersizinden öte hiçbir özellik taşımamaktadır. Daha kapsamlı olan ikinci genelgede de durum birinciden farklı değildir. Bir tür “cek-cak” genelgesi niteliğine sahip. Aslında birinci genelgede de belirtildiği gibi bu genelgeler, bir tür “hatırlatmalar”dan ibaret. Hal böyle iken, “kime ne söylüyorsun” “neyi hatırlatıyorsun” diye sormak haklı olsa gerek.

 

Halbuki sorunun çözümsüzlüğe doğru gitmesinde en önemli neden, mevcut mevzuatın(yanlışlarına rağmen) uygulanmasında yukarıdan-aşağıya, aşağıdan yukarıya güçlü bir denetim mekanizmasının kurulamamış olmasıdır. Şeffaf, hesap soran, veren, pedogojik yönü ağır basan bir denetim ne yazık ki Bakanlıkta tarih olmuştur.

 

Eğer bu genelgeler, var olan uygulamaları değerlendiren ve çeşitli eksiklikleri saptayıp, “öyle değil, böyle yapılacaktır” düşüncesiyle hazırlanmış, uygulayıcılara yeni açılımlar, öneriler getirmiş olsaydı kuşkusuz yararlı olurdu. Ne yazık ki böyle bir yol izlenmemiştir.

 Benim bu konudaki temel önerim, bütün insiyatifin Öğretmenler Kurulu’na verilmesi şeklindedir. Yılda iki defa toplanan bu kurulun, daha sık aralıklarla müfettişlerin, diğer okullardan temsilcilerin, hatta kimi velilerin, esnafın katılımıyla toplantılar yapması ve aldığı kararların mutlaka uygulanmasının çözüm noktasında etkili olacağını düşünüyorum.
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret7709
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım