ANASAYFA   Hakkımda   FORUM   DOSYALAR   FOTO GALERİ   MESAJ PANOSU   İLETİŞİM
Üye Girişi
Kategoriler
 
 Atatürk ve Eğitim
 Sosyoloji
 Yazılarım
 Güncel (44)
 Psikoloji ve Rehberlik (51)
 Doğan Kuban Yazıları
 Felsefe
 Yüksek Öğretim
 Çocuk Eğitimi
 Yetişkin Eğitimi
 Fen Bilimleri
 Eğitim Psikolojisi
 Eğitim Ekonomisi
 Mesleki Eğitim
 Eğitim Hukuku
 Eğitim Tarihi
 Eğitim Politikası
 Eğitim Yönetimi
 Eğitim Teknolojisi
 Ölçme Değerlendirme
 Din Eğitimi
Linkler
 
 Eleştirel Pedagoji Dergisi
 Kamudan
 Sobil Yayınevi
 İdea Yayınevi
 Yalova
 Öğretmenler Sitesi
 Sosyoloji Mezunları Derneği
 Sosyoloji Öğrencileri
 Sosyoloji Derneği
 Habercek
Güvenli Okul ve Kamera

Güvenli Okul ve Kamera

Öğretmenler, derslerde başta bilgisayar olmak üzere onunla bağlantılı çok sayıda elektronik aracı kullanıyor. Bu durum, bilginin görsel ve işitsel düzeyde paylaşımını arttırıyor. Ancak şu var ki öğrenci merkezli eğitimde bu teknoloji merkezli ders işleme yöntemi uzun vadede öğrencileri daha pasif bir konuma getiriyor.

Sorunu eğer “görüntü-öğrenme” bağlamında sorgularsak konuyla ilgili çok önemli sonuçlara ulaşabiliriz.

Beni sık sık bu konu üzerine yeniden düşünmeye, daha derinlikli okumaya yönlendiren Giovanni Sortori’nin “Görmenin İktidarı[1]” adlı kitabı oldu.

Sonraki yazılarımda bu konudaki okumalarımın bende düşündürdüklerini paylaşacağım.

Bu yazıda güvenli okul talebi bağlamında kamera kullanımı ve öğrenme ortamı olarak sınıfda bu aracın kullanılması üzerinde duracağım.

Güvenlik Aracı Olarak Kamera

Kamera okullarımıza birçok biçimde girmiş durumda.

Bugün büyük ölçüde “güvenlik” aracı olarak işlev görüyor. Nerede ise hemen her okulun giriş-çıkış kapılarını, bahçesini ve koridorlarını gözetliyor.

Kuşkusuz her güvenlik aracı, denetim aracı olabildiği gibi bir baskı aracı da olabiliyor. Kimi okullarda kameraya eşlik eden manyetik kimlik okuyucu, arama cihazı ve özel güvenlik görevlisi ile artık okul özel bir güvenlik alanına dönüştürülmüştür ve bu sürec devam etmektedir.

Çalışanlar ve öğrenciler açısından bu ortamın nasıl algılandığını doğrusu merak etmekteyim.

Okullarda artan şiddet eylemleri, anne babalarda artan endişe bu uygulamanın temel gerekçesini oluşturuyor. Bu kaygı, piyasanın okula yeni bir sektör ile “okul güvenlik sistemleri” sektörüyle müdahalesini de beraberinde getirmiştir.

Artık okul hayatı, teşhir edilebilecek bir hayata dönüştürülmektedir.

Eric Debarbieux, “okulda şiddet pazarı[2]” diye nitelendiriyor bu yeni durumu.

Çünkü okulda güvenlik arayışı bir bakıma güvenlik şirketlerini öne çıkarmakla birlikte başka pazar alanları da açmıştır. Örneğin “Mosaic–2000” gibi sorun çıkaran öğrenci profilini belirleyen yazılımlar, piyasanın boyutları hakkında bizlere yeterli bir bilgi verebilir sanırım.

Teşhir Aracı Olarak Kamera

Kamera, okul yönetimlerinin elinde bir güvenlik, denetim, baskı ve gerektiğinde teşhir aracı iken, yönetimin muhatabı öğrencinin elinde ise okul hayatının kimi yönlerinin teşhiri, sınav soruları ve ders notlarının paylaşımı, “öteki” öğrenci üzerinde baskı kurma aracı işlevini üstlenmektedir. Özellikle öğrencilerin cep telefonu, kalem kamera, kayıt yapan fotoğraf makinelerinin kameralarını kullandıkları görülmekte.

Bugün internet ortamında öğrenciler tarafından kaydedilmiş binlerce görüntü, okul hayatının değişik yönlerini teşhir etmektedir.

Kameranın okul ortamındaki bu tür kullanım biçimlerinden kaçınabilir miyiz? Yada kamera kullanımı ile ilgili belli standartlar geliştirebilir miyiz?

Kameranın güvenlik ve teşhir aracı olarak bu denli yaygın kullanımının okulu, belirgin imajlar etrafında yeniden tanımlanmaya ve bu tanıma bağlı yeni algılama biçimlerine maruz bıraktığı açık.

Okul, “görüntü iktidarında” şiddet, baskı ve sapkın davranışların merkezi konumuna yükselmiş gibi sunuluyor. Doğal olarak, “güvenli okul” gibi projeler resmi muhatap bulabiliyor.

Güvenli Okul Talebi

Kişisel düşüncem, kameranın bu şekilde kullanımından kısa zamanda kurtulmamızın mümkün olmayacağı biçimindedir. Çünkü kamera üzerinden karşılaştığımız sorun salt bir teknoloji sorunu değil. Toplumun bizatihi kendisiyle ilgili. Kültürel değerlerden, kentleşmeye, piyasaya kadar birçok parametre sorunun içinde öylece duruyor. Okul eksenli alınacak kararların istenilen sonuçları vermeyeceğini kestirmek güç olmayacaktır.

Birey Veya Akrana Bağlı EtkenlerAileToplumOkul
YaşAile içi şiddet, Uyuşturucu madde ve silah kullanımı ile ilgili yasal düzenlemelera)Fiziksel Etkenlerb)Psikolojik Etkenler (Okul iklimi)d)Sosyal Etkenler (Okul Kültürü)
CinsiyetİstismarMedyaya yansıyan şiddet,Okul binasının yeriLiderlikNormlar
Alkol ya da uyuşturucu bağımlılığı,Aile yönetiminde yaşanan sorunlar,Yoksulluk,Okul binasının tasarımıOkula bağlılık ve adanmışlıkDeğerler
Erken gelişim dönemlerinde şiddete maruz kalma ya da şiddete tanık olma,Ailedeki anti-sosyal normlar ve değerlerNüfus hareketliliği,Okul binasının ve eklerinin etkili kullanımı ve denetimiYabancılaşma 
Anne-baba istismarıEbeveynlerin alkol ve/veya uyuşturucu kullanmasıSosyo-ekonomik durum Okul büyüklüğü 
Düşük akademik başarı     
Sınıf tekrarı     
Anti-sosyal akran arkadaşlığı     
Akran baskısı     
Çete üyeliği     
                         

Ülkemizde okul güvenliğine dair araştırmalar oldukça yeni.

Konuyla ilgili N. Özer ve B. Dönmez’in[3] bir çalışmasında güvenlik sorununu yaratan kurumsal etkenler 4 grupta ele alınmış. Birey(öğrenci yada akran grubu), aile, toplum ve okul bu etkenlerin kaynağı olarak gösterilmekte.

Var olan güvenlik sorunu göz ardı edilemez.

Ancak bugünkü biçimiyle çözülmesi de pek mümkün görülmemektedir.

Yukarıdaki tabloda yer alan etkenleri ortadan kaldırmak, kaldırılmasa dahi yönetmek okul yönetiminin üstesinden gelebileceği bir durum değildir.

Eğer bir yerde güvenlik sorunu bulunuyorsa, hiç kuşku yok ilk elde yok edilecek olan eğitim-öğretimin görece özerkliği ve bu özerkliğin öğrenci ve çalışanlara getirdiği özgürlüktür.

Daha öncede söylediğim gibi bu tür durumlarda denetim ve baskı beraber yürüyecektir.

Eğitimde belirlenmiş amaçlara ulaşmak için öğrenci ve öğretmenlerin fiziksel ve psikolojik korku hissetmemeleri gerekir. Özellikle de ailelerin çocuklarına yönelik kaygılarının giderilmesi zorunluluktur. Bu zorunluluk, okulu “gözetlenen yer” statüsüne getirmiştir. Bunun bir sonuç olduğu, dolayısıyla nedenleri kaldırılmaksızın “kamera istemiyoruz” yâda “gözetlenmek” istemiyoruz demenin pek yararı da olmayacaktır.

Araçlar kendi başına bir şey ifade etmezler. Onları kullanana göre biçimlenir ve kullananı biçimlendirir. Bu durum kamera için de böyle.

Neden güvenlik ve teşhir aracı olarak kullanıldığı üzere kısaca durduk.

Yanıtının aranması gereken bir boyutu daha var kameranın.

Eğitim Teknolojisi Olarak Kameradan Yararlanmak

Kamera, sınıflarda kullanılabilir mi? Yâda kullanılmalı mıdır?

Klasik eğitimin değerleri açısından yaklaşırsak kesinlikle sınıfa, amaç ne olursa olsun kamera konulamaz. Öğretmen ve öğrenciler arasındaki sınıftaki ilişki, dışarıdan müdahale edilemeyecek denli kutsal ve özeldir.

Benim açımdan da sınıfa dair bu yaklaşım doğrudur.

İyi ama bugün okullarımızın bu klasik anlayışla yönetilmediği, özellikle lise öğrencilerinin de bu konuda etik değerlere sahip olmadığı görülmektedir.

Video paylaşım sitelerinde sınıf ortamını teşhir eden çok sayıda görüntü yayınlanmaktadır. Okul yönetimleri ve öğretmenler, bu teşhirin mağdur tarafı olmaktadırlar.

Ben güvenlik ve teşhir amacı gütmeyen, sadece pedagojik amaçlı bir kamera kullanmanın sadece ortaöğretim düzeyinde kullanılabileceğini, hatta kullanılması gerektiğini düşünmekteyim.

Okulu önemli kılan aslında sınıftaki ilişkilerdir.

Sınıflar, belirlenen amaçlara yönelik asıl işin yapıldığı yerlerdir. Burada öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişkinin belli standartlar çerçevesinde kaydedilmesi, öğretmen ve öğrencilere birçok bağlamda fayda sağlayabilir.

Öğretmen açısından sınıf yönetimi, öğretim teknikleri ve eğitim teknolojilerini kullanmada hayli yararlı olacaktır. Öğretmen derslerin bitiminde görüntülerini inceleyerek kendi öz değerlendirmesini daha sonuç alıcı biçimde yapabilir.

Öğrenci de okul içinde olmak kaydıyla bu görüntülerden yararlanarak ders tekrarı yapabilir.

Ayrıca bu uygulama, sınıf ortamında öğrenciler arasında özel ilişki biçimleri öne çıkmadığından, okulun koridoruna, bahçesine kamera koyarak toplumsallaşmasına, özel gelişimine yapılan müdahaleden daha etkili ve yararlı olacaktır.

Öğrenci ve öğretmenlerin kendilerini disipline etmeleri açısından başka yararları da olacaktır kuşkusuz. Öğretmen-öğrenci iletişimi üzerine yapılan ve öğretmenlerin amansız biçimde eleştirildiği konularda gerçek durum ortaya çıkacaktır.

Sınıfta kamera uygulaması öğrencinin ders ve sınıf içi ilişkilerinde sorumluluk bilincini arttıracaktır.

Veli yönlendirmesi çok daha sağlıklı yapılabilecektir.

Güvenlik ve teşhir amaçlı koridor ve bahçelerin denetlenmesi bu yararı hiçbir zaman getirmeyecektir. Tersine gözlenme korkusu etrafında şekillenen patolojik davranışlara yol açacaktır

Sonuç

Güvenli okul ve buna talebin biçimlendirdiği okul yönetiminde kamera kullanımı nedenleri ortadan kaldırmadığından uzun vadede de yararlı olmayacaktır. Öğretmen ve öğrencilerin okul yaşamını, dışarıya yansıttığından her iki gruba da olumsuz etkisi olacaktır.

Bizce okulda kamera sadece pedagojik kaygı bağlamında kullanılan bir araç olmalıdır. Bu ise ancak lise düzeyindeki öğrenciler için ve sadece sınıfla sınırlı olmalıdır. Uygulamanın mutlaka belirli standartlara bağlanması okul yönetimi ve öğretmenlerin kişisel kararlarına bağlı olmamalıdır.

15.9.2009   


[1] Giovanni Sartori, Görmenin İktidarı, Karakutu Yay. 2006,İstanbul

[2] Eric Debarbieux, Okulda Şiddet/Küresel Bir Tehdit, İletişim Yay. s, 42, 2009, İstanbul

[3] Niyazi ÖZER/Burhanettin DÖNMEZ, “Okul Güvenliğine İlişkin Kurumsal Etkenler Ve Alınabilecek Önlemler”, Millî Eğitim Dergisi Sayı:173, Kasım/2007 s.299 Ankara


0 Yorum - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam12
Toplam Ziyaret7709
 
Site Haritası
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.5110 1.5210
Euro 1.9210 1.9360
 
Hava Durumu

 
Saat
 
 
 
Web sağlayıcı: Yurdum Yazılım