| Ana-Kız Okula Kampanyası Neden Başarısız? |
|
“Açılım” adıyla doldurulan gündemin arasında sanırım ilgilisinden başkasının gözüne ilişmedi, “Ana-Kız Okuldayız” kampanyasıyla ilgili haberler. Şöyle arşivime baktığımda yüzlerce yazı ve haberi dosyalamışım bu kampanya ile ilgili. Başbakanın Eşi ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in kampanyanın başladığını duyurdukları toplantı ve sonrasında yaptıkları konuşmalar ister istemez bizimde dikkatimizi çekmişti. O tarihlerde bu sorunun devletin asli görevi gibi algılanmayıp bu şekilde kampanyalara dönüştürülmesini eleştiri konusu yapmıştık. Elbetteki herkesin okuryazar olmasını sağlamak devletin görevi olduğu gibi birey düzleminde yurttaş olmanın da bir gereği. Devletin eğitime erişim olanaklarını sunduğu yerde bireyin yurttaş olarak, “okuryazar” olmak istemiyorum gibi bir tercihi olamaz. Ayrıca anne ve babaların, başkalarının bireyin bu tercihini kullanmasını engelleyici, kısıtlayıcı bir eylemi yada yaklaşımı olduğunda karşısında devlet gücünü bulması çok doğaldır. Çünkü eğitim hakkı temel hakların başında geliyor. Habertürk’ün haberine göre “ana-kız okula kampanyası” başarısızlıkla sonuçlanmış. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, duyarsız kalanları cezalandırmayı düşünüyormuş. Elbetteki Sayın Bakanımızın konuyla ilgili tasarrufları hakkında bir şey diyemem. Buna karşılık sonucun neden böyle olduğuna dair saptamalarımı gelinen son durumu dikkate alarak tekrar etmemde kişisel yarar görmekteyim. Okumazyazmazlık kampanya konusu yapılarak çözülemez. Anayasamızın 42. maddesi çok açıktır. “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” Anayasamızın bu emri, asli ve devamlı bir görevi devlet ve yurttaşlara birlikte vermektedir. Bu görev her koşulda mutlaka yerine getirilmek durumundadır. Belirtmek gerekir ki bizde ki okuma yazma kampanyaları, devletin bu görevi yerine getiremediğinin doğrudan kabulüdür. Aile üyeleri açısından eğitime erişimin engellenmesinin ceza kanunu kapsamında suç sayıldığı bir ülkede suçu işleyenlerin ceza yerine kampanya kapsamında altınla ödüllendirilmesi devlet ciddiyetiyle sanırım bağdaştırılamaz. Rüşvetle eğitime erişim sağlamanın bu sayede okuryazarlığın önemli olduğunun anlatılmak istenmesi, kelimenin tam anlamıyla tiksindirici idi. Tencere tabaktan altın dağıtmaya, buzdolabı dağıtmaya varan bir rüşvet zinciri kurup “gel kızım, gel anacığım okuma yazma öğren” demek üçüncü sınıf beyinlerin anlayabileceği bir faaliyet olmuştur. İşte size birkaç haber: “Yapılan konuşmanın ardından Vali Özdemir Çakacak, ve eşi Kevser Çakacak başta olmak üzere protokol üyeleri tarafından eğitimlerini tamamlayan 200 kursiyere belge ve ödülleri verildi. Belgelerle birlikte kursiyerlere Van Valiliği tarafından çeyrek altın verilirken, tören, katılımcılara ikramlarını sunulması ile sona erdi.Kurslara devam eden tüm vatandaşlarımıza 100 liralık gıda paketi hediye ettik.(http://vansesi.net/index.php?option=com_content&task=view&id=2885&Itemid=38)Erzurum Valiliği ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nce "Ana Kız Okuldayız" kampanyası kapsamında okuma yazma öğrenen 230 bayan ödüllendirildi. Törende Erzurum Valisi Sami Bulut, okuma yazmayı öğrenen 230 bayana sertifikalarının yanı sıra cumhuriyet altını hediye etti. (http://www.lpghaber.com/Erzurum%60da-Altin-Odullu-Okuma-Yazma-Kursu--haberi-213195.html)” Belki ağır olacak ama birçok ilde bu kampanya özel bir faaliyetin aracı gibi kullanılmıştır. Ne demek istediğimi burada açmayacağım. Anlatmak istediklerimi en iyi o kurslarda gözlem yapan çok az sayıdaki öğretmenler (ki özellikle bir sendika üyesi olmasına dikkat edilmiştir) bilir. Birde oradan yansıyan resimlere bakanlar. Zorunlu eğitim dışında kalan bireylerde okumazlık yazmazlık sorununu çözmek için Halk Eğitim Merkezlerinin yeniden yapılandırılması ve personelini ve görevlerinin yeniden tanımlanması gerekir. Türkiye, halk eğitimi alanında (özellikle de okumazyazmazlığın aşılması noktasında) çok önemli deneyimlere sahiptir. Ne yazık ki bu birikimini zorunlulukların, asıla dönüştürülmesinden dolayı kullanamamıştır. Eğer öyle olmasaydı 90’lı yılların sonunda Halk Eğitim Merkezlerinde ve daha birçok yetişkin eğitim kurumlarında çalışacak personeli yetiştiren Halk Eğitim Bölümlerini kapatmak gibi akıldışı bir uygulamaya karar vermezdi. Ortada bu kampanyanın çözmeyi amaçladığı sorunu ele alacak, projelendirip çözecek yeterli donanıma sahip personel bulunmuyor. Önce bunun itiraf edilmesi gerekir. Her sorunumuzda olduğu gibi bu sorunda da İl Milli Eğitim Müdürlerinin sadece sayı telaffuz eden açıklamaları sorunu gizlemektedir. Konu eğitim ise sayılar, girdiler değil nitelik ve çıktı önemlidir. Örneğin İl veya ilçe milli eğitim müdürü açıklama yapıyor; “şu kadar kişiye ulaştık”. (okumaz yazmaz sayısının çokluğunu duyurmanın da propaganda konusu yapıldığı ve bundan mutlu olunduğu tek ülke sanırım bizizdir) ya da daha iyimser bir ifadeyle “şu kadar kişi okuma yazma öğrendi.” biçiminde. Eee sonra? Yeni okuryazar, okuryazarlığını nerede ve nasıl kullanıyor? Yoksa eskiden olduğu gibi okuryazar olmadan da sürdürebileceği bir yaşamı mı sürdürüyor? Bizim eğitim sistemimizde eğitim faaliyetlerinin geri bildirimini alma, onu ölçme ve değerlendirme diye bir şey dün olmadığı gibi bugünde yoktur. Dolayısıyla eline okuryazar sertifikası verilen birey, yetkilileri mutlu etmiş ve gitmiştir. Sorun devam ediyor. Toplumumuzun zihniyet dokusunu değiştirmenin kestirme yollarından biri hiç kuşku yok bireyi okuryazarlık becerisine sahip kılmaktır. Bunun da yeterli olmadığını başka bir biçimde okuryazar olmak gerektiğini anlamamızdan geçiyor. Bu kampanya bana asıl büyük sorunun tam anlamıyla orada yattığını bir kez daha gösterdi. 7.09.2009
Kampanya 'anne-kız'ı okullu yapmaya yetmediGeçen yıl 81 ilde başlatılan "Ana-Kız Okuldayız" kampanyası Amasya dışında 80 ilde başansız oldu. Bakan Çubukçu 'Duyarsızlar hakkında yasal işlem yapılacağı' uyarısında bulundu BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın öncülüğünde, Halk Bankası'nm ana sponsorluğunda 8 Eylül 2008'de başlatılan 5 milyon TL bütçeli "Ana Kız Okuldayız Kampanyasının yıl sonu verilerine göre Amasya hariç 80 il başarısız oldu. Her ilde okuryazar olmayanların yüzde 15'ine ulaşılması hedeflenen kampanyada ilk yılın sonunda yüzde 19.2'lik oranla bu hedefe ulaşan da geçen de tek il Amasya oldu. Kentte ilk yılın sonunda 5 bin 698 kişi okuma-yazma öğrendi. ÇUBUKÇU UYARDI İstanbul'un da aralarında bulunduğu 80 ilde, okuma-yazma bilmeyenlerin en az yüzde 15'ine ulaşma hedefi tutturulamadı. 13 bin 866 kişinin okuma-yazma bilmediği Karaman, sadece 48 kişiye okuma yazma öğretti ve yüzde 0.3 oranı ile en başarısız il oldu. Bir yılda okuma-yazma öğretilenlerin sayısı 171 bin 281 oldu. Müsteşar Muammer Yaşar özgül, ildeki okuryazar olmayan nüfusun yüzde 0.3'ü ile 1.3'üne ulaşabilen Afyon, Erzincan, Bolu, Kastamonu, Muğla, Uşak, Eskişehir, Ordu. Bartın ve Karaman'ın dışındaki illerde kampanyayı başarılı bulurken. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ise Amasya dışındaki illerin tamamını başarısız buldu.
0 Yorum - Yorum Yaz
|